Güncel Yazılar
Necdet BAYRAKTAROĞLU

Medeniyet tarihinde ilk defa Selçuklular devrinde ilim ve tahsil çok önem görmüş, himaye edilmiş ve yayılmıştır. Selçuklu Sultanları ve devlet adamları kültür ve medeniyet hizmeti için ilme ve âlimlere çok değer vermişler, medreseler vasıtasıyla bir yandan ilmi koruyarak yükseltmiş ve yaymış, bir taraftan da ülkenin her tarafına dağılan irfan ve kültür ordusu yetiştirmişlerdir. Selçuklular zamanında Çin hudutlarından Akdeniz kıyılarına kadar birçok şehir ilim, kültür ve ictimai yardım eserleriyle dolmuştu. Alim, ulema, zahid (sofu) ve sanatkar yurdu olan ve medeniyet eserleri ile süslü Ahlat ve birçok şehirler, Moğolların tahribatıyla harabeye dönmüş, Moğolların istilasından yurtlarını terk ederek Anadolu’ya gelen Türkistanlı, İranlı ilim ehli pek çok alim, ulema, şeyh, edip, şair ve sanatkarlar himaye edilmiş ve onlara imkanlar tanınmıştır. Onlar için medrese, zaviye (küçük tekke) hanegah, yurtlar ve mekânlar yapılmıştır.

Selçuklular âlim, ulema, filozof, tabip, kadı, şeyh, ahi, edip, şair ve sanatkarlara çok hürmet ederlerdi. Selçuklu sultanları ve devlet adamları onlarla münasebette bulunur, onları ziyaret eder ve sohbetlerine katılırlardı. Bütün bu insanların çoğu Selçuklu saraylarında bulunmuş, himaye görmüştür. Bunlar için kurulan vakıf ve medreselerde, yetişmelerine yardım edilmiştir.

İslam dünyasının ve Anadolu’nun birçok şehirleri cami, medrese, kütüphane, tıp merkezi, hastane, imaret, zaviye (küçük tekke), kervansaraylarla doldurulmuş, bunların korunması ve yaşaması için de vakıflar kurulmuştur. “Fil hakika bilim ocağı olarak medreselerin devlet eli ile teşkilatlanması, tahsilin vakıf suretiyle meccani olması ve İslam dünyasına yayılması Selçukluların eseridir.” (1) Bir ilim ocağı olan medreselerde eğitim ve öğretim ücretsizdi. Vakıf gelirleri ile onların geçimleri temin edilirdi. Medreselerde alim ve talebelere maaş tahsisinden başka ilmi teşvik maksadıyla çalışkan ve kabiliyetler için vakıf tahsisatından 100, 500 ve 1000 dinar veya akça mükafatlar verilirdi. (2)

Erbil Atabeyi Muzaffereddin Gökbori âlimlere, vaizlere kurra (üstad hafız) ve şairlere bohçalar içinde Hil’atlar ve hediyeler dağıtırdı. Sultan Alparslan kendisine ait gelirin bir kısmını fakirlere verirken onda birini de ilim adamlarına dağıtıyordu. Melikşah kurduğu medreseler ve kültür müesseselerinden başka alim ve ulemalara yılda üç yüz bin dinar (altın) ihsan ediyordu.

Selçuklular zamanında (özellikle Sultan Sencer) Merv, Belh ve başka kültür merkezlerinde umumi münazaralar bir ananevi halde yapılarak devam etmiş, bu münazaralarda konuşan kişi delilsiz konuşursa “delilsiz konuştuğu için itibar görmez, sözü kesilirdi” (3) Sultan Sencer’in sarayı ve çevresi alim, ulema, edip, şair, tabip ve filozoflarla dolu idi. Rivayete göre “Bir defa beş gün zarfında onlara yaptığı ihsanlar 700 000 nakit, 1000 atlas elbise, pek çok at ve sair kıymetli eşya olup kendisinin ve devletinin haşmeti ile mütenasip idi. Hazinedarı kendisine hazinenin boşalacağından bahsettiği zaman “benim hakkımda mala meyletti denilmesi çirkin olur; bu atlas elbiseleri de emirlere dağıt” cevabını verdi.” (4)

Selçuklu sultan ve devlet adamlarının destek ve himayesinde alim, ulema, tabip, edip, şair ve sanatkarlar yetişmiştir. Başta sultan olmak üzere devlet adamlarından ve halktan çok iyi muamele görmüşlerdir. Selçuklu sarayında devlet teşkilatıyla edebiyat çevrelerinde genellikle farsça, medreselerde Arapça, Selçuklu hanedanı ve halkın büyük çoğunluğu arasında ve orduda ise Türkçe konuşulup yazılırdı. Dini ve bazı edebi eserlerde Arapça ve farsça kullanılırdı. Daha sonra Türkçe edebiyat dili haline geldi. Ahmet Fakih, Hoca Dehani, Hoca Mesut ve Yunus Emre Türkçe şiirler söyleyip yazdılar. Yunus Emre tasavvuf aşkıyla Türkçe olarak en güzel eserlerini verdi. Mevlana ve oğlu Sultan Veled insanlara nasihat eden eserlerini Farsçanın yanında Türkçe olarak da yazdı. Edebiyat alanında şad-i Şirazi, Ömer Hayyam, Enveri Lami-i Cürcani, Ebyurdi, Erzaki, Muhammed Beyheki, Vasıti, Ahmet Tusi, Aşık Paşa gibi yazar ve şairler bu dönemin en önemli kişileriydi. Fevkalade güzel ve çeşitli eserler yazdılar ve bıraktılar.

Selçuklu devletini ilim ve irfan yuvası haline getiren değerli alimlerin arasında: Şihabüddin-i Sühreverdi, necmeddin-i Razi, Muhyiddin-i Arabi, Hacı Bektaş Veli, Sadreddin Konevi, İzzeddin Urmevi, Celaleddin Habib, Sadeddin-i Dergani, Fahrettin Iraki, Kadı Burhaneddin, Ahi Evren, Şemsi Tebrizi, İmam Gazali, Bahattin Veled, İbn-i Türkmani, İbrahim-i Hemadani, Cemaleddin-i Aksarayi, İmam ul-Harameyni Cüveyni devrin seçkin alimleriydi.

Selçuklular, hem İslami ilimlerin eğitim ve öğretiminin yapıldığı hem de fen bilimlerin öğretildiği çeşitli fakültelere sahip üniversite mahiyetinde medreseler yaptırdılar. İslam ülkelerinden ve başka ülkelerden birçok alim Anadolu’daki bu ilim yuvalarına gelip ders verdi. Medreselerde uzmanlarca okutulan matematik, astronomi, hendese geometri, cebir, fizik, kimya, tıp ve felsefe alanında bilgi sahibi bilim adamları yetişti. Isfahan’da ve Bağdat’ta birçok şehirlerde rasathaneler kuruldu ve gök cisimlerinin hareketleri izlendi. Takvimler yapıldı. Medreselerde ayrıca İslam ilimlerinden; tesvir, hadis usulü, kelam, fıkır, tasavvuf gibi alanlarda eğitim, öğretim verilirdi. Keza kitabe, hat, tezhib, süsleme, minyatür ve çini sanatları alanında da çalışmalar yapılmıştı. Medrese ve zaviyelerin (ibadet edilen yer) İslamiyetin Türkler arasında yayılmasında çok büyük hizmeti olmuştur. İlk Selçuklu medresesi Tuğrul Bey zamanında Nişabur’da kurulmuştur. Ancak Selçuklu devletinin her tarafında medrese inşasına Alparslan zamanında başlanmıştır. Zekeriya Kazvini’ye göre “Sultan, Vezir Nizamül-Mülk ile Nişapurda caminin kapısında elbiseleri perişan gençleri görünce sebebini sormuş; Vezir de ona “bunlar insanların en şereflileri olup dünya zevki bulunmayan ilim talipleridirler” cevabını vermiş ve bunun üzerine Sultan kendilerine bir yurt inşasını ve kendilerine bir maaş verilmesini emretmiştir. (5)

Medreselerin en büyüğü Bağdat’taki Nizamiye medresesi olup Isfahan, Nişapur, Belh, Herat, Basra, Sivas (Gök Medrese, Selçukiye Medresesi, Buruciye Medresesi, Kadı Necmeddin  Medresesi ), Erzurum (Çifte Minareli Medrese ), Konya (Fevziye Medresesi, Gömeç Hatun Medresesi, Gühertaş Medresesi, Hatuniye Medresesi, Atabekiye Medresesi, Altunaba Medresesi ), Kayseri (Avgunlu Medrese ),Malatya ( Şahabbiye-i Kübra Medresesi ), Aksaray ( Bedriye Medresesi, Melikiye medresesi ), Eskişehir ( Ümmühatun Medresesi ), Amasya (Doğrakiye Medresesi ), Ankara ( İzzettin Keykafus Medresesi ), Antalya ( Karatay Medresesi), Sinop ( Aladdin Medresesi ), Kastamonu (Atabey Medresesi ), Isparta ( Atabey Ertokuş Medresesi ), Yozgat (Ahi Pehlivan Medresesi ), Çorum ( Kalehisar Medresesi ) ve diğer şehirlerdeki benzer medreselerde ilim hizmeti veriliyordu. Genellikle medreselerin yanında ayrıca Darişşufa denilen hastane, cami, kütüphane, zaviye, kervansaray, imaret ve hamam da bulunuyordu. Türk nüfusu daha az bulunan Şam’da, bu devirde 21 cami, 20 medrese, 9 hanegah ve ribat (tekke), 7 hamam, 1 darul-hadis (hadis öğretme yurdu), 1 büyük hastanenin Türklerin eseri olduğuna dair İbn Seddat tarafından belirtilmektedir. Aynı kişi Halep’te Türklerin ismini taşıyan 77 cami ve mescit, 8 medrese, 7 hanegah ve 8 hamam olduğunu eserinde yazmaktadır. (6)

Bütün bu eserlerde Selçuklu mimarisinin ve sanatının şaheserliği kendini göstermektedir. Bu eserler Moğolların istilası ile tahrip olmuş, birçoğu yok edilmiş, faydalanma imkanı kalmamış, tahribata rağmen sağlam kalabilen eserlerde halen günümüzde sanat çevrelerince ve uzmanlarca hayranlıkla incelenmekte ve seyredilmektedir.

Selçuklu sultanları, vezirleri, melikleri, beyleri alimlere, ulemalara, edip, şair, tabip ve sanatkarlara iltifat ve hürmetin yanında onlar için hizmette bulunmaları, eğitim ve öğretim vermeleri için müesseseler kurmuşlar hayrete düşürecek kadar onlara hediye ve ikramlar sunmuşlardır. Fethettikleri şehirlere girdiklerinde ilk işleri alimleri ve din adamlarını ziyaret eder veya kabul ederler, onlarla sohbet edip bilgi alırlar, nasihatlarından da faydalanırlardı.

Selçuklu devrinin kudretli Sultanı Melikşah ile İmamul-Harameyn  Cüveyni arasında geçen olayda Sultan ne kadar güçlü ve haşmetli de olsa alimlerin ne kadar yüksek bir mevkide olduklarını göstermektedir. Rivayete göre Melikşah Ramazan bayramını bir gün önceden ilan eder. Fakat Cüveyni, Dinimizde Ramazan ayının başlamasının ve sona ermesinin hesapla ve takvimle değil, hilalin görülmesi ile mümkün olduğunu, bu yüzdende hilal görülmeden önce bayramın ilan edilmeyeceğini bildirdi. Akşam vakti olup hilal gözetlendikten sonra da görülmeyince Sultanın sözüne muhalefet ederek, ertesi günün bayram olmadığını, hiç bir yerden hilal görülmediği için Ramazanın otuza tamamlanması gerektiğine dair fetvayı verdi. Sultan bu nazik durum karşısında İmamul-Harameyn’i nezaketle saraya davet eder. Görüşme sırasında büyük alim: “Sultana ait işlerde fermana itaat bizim vazifemizdir; lakin fetvaya taaluk eden din meselelerinde Sultanın bize sorması gerekir” cevabını verir. Bu cevabı haklı bulan Sultan haşmetini düşünmeden fetvaya uyar ve onu hürmetle yolcu eder.” (7)

Yine“Nişapurlu alim Alibin Hasan Alsandali, Tuğrul Beyin Bağdat seferinden sonra, zahidane bir hayata başlamıştı. Bir Cuma namazında onunla karşılaşan Melikşah ona kendisini ziyaret etmediğini hatırlatır. Sandali Sultana bunun sebebi olarak “sizin hükümdarların en iyisi olmanız, benim de alimlerin en kötüsü olmamaklığım içindir.” cevabını verir ve bunu da: “zira hükümdarların en iyisi alimleri ziyaret eden, alimlerin en kötüsü de hükümdarların ziyaretine koşandır” şeklinde izah ederek devrin mükemmel zihniyetini meydana koyar. (8)

Fetva nedir; konuda geçtiği için açıklayalım. İslam devletlerinde her hangi bir hukuki ve dini konu ile ilgili sorunun dini hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan Şeyhülislam veya din alimi tarafından verilen müteala (düşünce, görüş ).

Kudretli Sultan Melikşah’dan ve alim Cüveyni’den de kısaca bahsedelim.

Melikşah Sultan Alparslan’ın oğlu olup,1055 yılında doğdu. Büyük Selçuklu Devletinin sınırlarını en büyük hale getirdiği için kendisine “Ebü’l Fetih “ fetihlerin babası unvanı verildi.Küçük yaştan itibaren devlet idaresi ve orduyu sevk etme tecrübesi kazandı. Tahta geçince ülke içindeki asayişi kısa sürede sağladı. Türk boylarını, İran’ı, Arabistan’ı, Suriye ve Filistin’i idaresi altına aldı. Toroslar ve Çukurova’dan Üsküdar’a kadar bütün bölgeye hakim oldu. Ülkenin topraklarını Anadolu’dan Asya’nın içlerine kadar genişletti. Halife tarafından kendisine “Kasım Eminü’l-Mü’minin” lakabı verildi. 1092 yılın da en verimli olacağı yaşta, 37 yaşında vefat etti. Devleti Kaşgar’dan- Batı Anadolu’ya, Kafkasya’dan Yemen’e kadar genişletti. İsfahan da kendisi için yaptırdığı medresedeki türbesine defnedildi.

Kendisi kudretli hükümdar olmasına rağmen yumuşak huylu, dindar, alimlere ve din adamlarına hürmet eder, fakirlere iyilik ve şefkat gösterir, halka adaletle hükmederdi. Sarayında devrin alim ve ulemaları ile sohbet eder, nasihatlerini ve fikirlerini alırdı. Döneminde yardımcı ve çok iyi bir danışman olan Nizamül Mülk gibi aydın ileri görüşlü bir vezirin olması onun en büyük kazancı idi.

Cuveyni ise meşhur fıkıh ve hadis alimidir. 1028 yılında Nişabur şehrinin Cüveyn nahiyesinde doğdu ve 1085 yılında da Nişaburda vefat etti. İlk hocası Abdullah bin Yusuf’tan hadis ve fıkıh, diğer değerli başka hocalardan da ilim tahsili aldı. Hicaza giderek Mekke ve Medinede dört yıl kaldı. İlim ve ibadetle meşgul oldu. Kendisine “İmamul-Haremeyn” yani Mekke ve Medine’nin en büyük alimi unvanı verildi. Sultan Alparslan zamanında veziri Nizamül Mülk Cüveyni’yi Nişaburdaki Nizamiye Medresesine Başmüderis olarak atadı.30 sene ilim yolunda eğitim ve öğretimle uğraştı. Bir çok alim, hoca yetiştirdi. Devlet adamlarına dersler verdi.

Eserleri: Tefsir, Eş-Şamil fi Usul-iddin, El-irşad, Akıde-i Nizamiye, Mugis-ül-halk fi tercih-il- kavl-il-hak, Nihayet-ül-Matlab fi Dirayet-il-Mezheb.

KAYNAKLAR

1-2-3-4-5-6-7-8-Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Devrinde Türk İslam Medeniyeti-Boğaziçi Yay.İst.1996-( 1-S.328 )( 2-S.329)( 3-S.323)( 4-S.326)( 5-S.328)( 6-S.329)( 7-S.324)( 8-S.324)

Prof.Dr.M.Atay Köymen-Büyük Selçuklu İmp.-Ank.1992

Prof.Dr.Ali Sevim-Anadolunun Fethi-Selçuklular Dönemi-Türk Tarih Kurumu-Ank.1988

İmam El- Haremeyn El-Cüveyni- İnanç Esasları Kılavuzu-Kitabü’l-İrşad-Türkiye Diyanet Vakfı Yay.İst.2012.

İbrahim Kafesoğlu-Sultan Melişah-Başbakanlık Kültür Yay.Ank.1973

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22020574