Güncel Yazılar
Ömer AĞAÇLI

Hakikatin üç varlık alanı( konusu) vardır. Bunlar “ Tanrı”, “ Tabiat” ve “ İnsan”dır. Hakikati sadece din açıklar. Dinden başka hiçbir beşeri bilgi türü (bilim, felsefe, sanat) açıklayamaz. Zaten böyle bir amaçları da yoktur.             

Kur’an, hakikatin üç konusunun mahiyetini açıklamıştır. Tanrı, mutlak anlamda yaratıcıdır. Diğer ikisini de yaratandır. İnsan hem Tanrı ile hem tabiat hem de kendisi ile sürekli ilişkiler içindedir. İnsana verilmiş olan akılla her üçünü de bilebilecek donanımdadır. Tanrı ile ilgili bilgiler vahiy yoluyla bildirilenlerden ibarettir. Kur’an’’a bakıldığında onun baştan başa Tanrı’yı tanıtır. O’nu isimleri, sıfatları ve fiilleriyle tanıtır. Tabiat ise Tanrı’nın filleriyle ortaya çıkan var oluş gerçeğidir.

İnsan, hemkendisi hem doğa hem de Tanrı ile ilişkilerini bilgi ve ahlak ile kurabilir. Ahlak ilimden de önce gelen bir değerdir. Modern dönemde bilgii ahlakın önüne geçtği için insanlığın halleri hepimizin gözü önündedir. Yaşadığımız sorunların temeli buradan kaynaklanır. İnsanın ilim yönü zayıf olabilir ama ahlakının zayıf olması yokoluşa götürür. İnsan doğasının özü ahlaktır. Ahlak insanın akordudur.Ahlak olmadan, akort olmadan insanın algıları da netleşmez. Ahlakı bozuk bir insanın algıları yanılsama üretir. Doğru bilgi edinmesi mümkün değildir. O hep kendine hakim nefsiyle düşünür.

İnsanın dışında Tanrı ve evrenin de ahlakı vardır. Allah her yönüyle ahlak sahibidir ve bu ilahi ahlak evrene yansımıştır. Bilimin kanunları diye ifade edilenler, aslında “ Allah’ın kanunlarıdır. Şu kadar ki haikat, ahlak üzeredir. İlim bile ahlak kanunlarına göre ortaya çıkar. Ahlak, ilimden önceye geldiği gibi ilmi de kapsar.

Ahlak kanunları, Allah’ın kanunları dedik, her peygamberin tebliğ ettiği vahyin özü ahlak kanunlarıdır. Her peygamber beşerik emalin bir örneğidir, ruhsal yenilenme hareketlerinin de vasıtalarıdır. Son Peygamber Hz. Muhammed ile Allah insanlığa yeni bir destekle inayet etmiştir, iman yeniden doğmuş, insanlığa yeni bir hayat, ruhsal yenilenme yaptırmıştır. İnsanlık bu yeni hayat enerjisi ile yeniden derlenmiş, toparlanmış, bütün beşeri ilişkiler yeniden dinamizm kazanmıştır. İnsanlık tarihi bir kültür dinamiğidir. Bu dinamizmi sağlayan enerji ruh ve ruhun özellikleri olan ahlaktır. TOYNBEE diyorki: “Medeniyetler Allah’ın daha yüksek bir hayat tarzı yaratma, daha mükemmeli meydana getirme iradesinin hayataa yansıyan tecellileridir.” Toynbee” din medeniyetin anasıdır” demiştir. Türkiye’de sosyal ve kültürel bilimler arasında böyle konuşan kimseyi hiç  görmedim...

Bütün iradi eylemler sahip olduğumuz bilgilere göre ortaya çıkar, bilgilerdir insanı yönlendirendir.  Ahlak ise insanın eyleme geçmeden önce şeçenekler arasında seçim yaparken bir süzgeç gibi ortaya çıkar. Ahlak bilgiyi iyiye yönlendirir.

Modern dönemin insanının açmazı buradadır. Modern insan sadece bilimsel bilgilerle yaşama savaşı vermektedir. Salt bilimsel bilgilerle yaşam olmuyor. Değerler devrede olmazsa olmazdır. Değerleri hayatından atan güdük kalır. Modern insan güdük bir tipdir. Değerlerin bilgisi var oluştan gelir. Var oluş, bilgi, etik ve estetik boyutlarıyla bir bütündür. Bilgi var oluşun sadece bir yüzüdür.

Kur’an tüm mutlak hakikatleri kendinde toplamış tek elimizdeki kutsal metindir. Kur’an’ın özü varlık münasebetlerini yeniden kurmuş ve insanın doğru düşünebilmesinin metodunu vermiştir. Hayat varlık münasebetlerini tesis etmeden gerçekleştirilemez.  Allah’ın yaratma eylemleri varlık münasebetleri bağlamında ortaya çıkar. Şu kadar var ki hakikat Allah’ın yarattığı şeylerdir. Kültür ve medeniyet beşeri işlerdendir. İnsanın yaşamı varlık münasebetlerinden ortaya çıkanlardan ibarettir. Yani insanın tabiatla, öteki insanlarla ve Allah’la  kurduğu ilişkilerin bileşkesidir. İslam bu bileşkenin adıdır. Kültür ve medeniyeti de yaratan bu bileşkedir.

Kur’an eşya hakkında detaylı bilgi vermez, eşyayı tasvir etmez. Aklı zayıf kimileri suyun formülünü din de aramaktadır. Bu yanlıştır, akıl fukaralığıdır. Kur’an insanın varlık ve var oluş karşısında doğru düşünebilmesi için,   bilgi kaynaklarının ilkelerini verir. Onun vermek istediği asıl mesaj, hakikate dayalı doğru düşünülmesi ve iyiye yönelik yaşamaktır. Çünkü hakikate göre, gerçeklere dayanarak düşünüldüğü takdirde kapsamlı, gerçekci düşünce doğru dünya görüşünü ve yaşam modelini sağlar. İnsanın hakikat karşısında doğru düşünmesini engelleyen perdeler insanın kendinden kaynaklanır. Kur’an insanın doğasından kaynaklanan yaratıcı yeteneklerin önünü açarak; insanın insanlığğını gerçekleştirebilmesi için yön gösterici ilkeler vaz eder. HASAN ONAT’IN yerinde ifade ettiği gibi; İslam, yaratılış yasalarına aykırı olan herşeyi insanın bilgisine sunar. Yaratılış yasasına aykırı düşmeyen bütün olgu ve oluşumları besleyerek bunları destekler.

Varlık münasebetlerine göre düşünen, mutlaka doğru düşünür. Doğru düşünen üç seyi fark eder. Bilgi(ilim), ahlak (dini değerler) ve sanat. Var oluşun üç boyutudur bunlar. Bu üç kanaldan gelen bilgilerle beslenilince kültür ve medeniyet üretilir. Bu üç damardan biri eksik olursa kültür krizi ortaya çıkar. Bu makalede sadece ahlak damarı üzerinde durmak istiyorum kısaca.

Kur’an insanı var oluşsal özgürlüğe çağırır. Yaşamak ve olmak..Olmak olgunlaşmak anlamındadır. İnsan özgürleşmeden olamaz. Yani kendini gerçekleştiremez. İnsanın kendini gerçekleştirmesi cesarettir. Özgürlük cesaret işidir. Bu da risktir. İnsan özgür ve özgün bir varlıktır. Kendini gerçekleştirme, var oluşsal rolü oynama özgürlük ve özgünlükle yakından ilişkilidir. Ancak özgür ruhlar gerçeği bulabilirler. Özgürlük ve özgünlük ancak ahlaki değerlerle olur. İnsan ahlaki değerlerle, erdemlerle yücelir. Manevi yükseklik ahlaki değerlerle elde edilir.

Kur’an’ın asıl misyonu ahlaki sorumluluk anlayışını içselleştirmektir. Ahlak içsel ve zihnidir. Bu nedenle Kur’an, insanda zihni sorumluluk haleti ruhiyesi, böyle bir zihin (şuur) halini inşaa etmek istemektedir. Yani İslam kendini insanda zihin ahlakı olarak içselleştirir. Din manevi bir rehber, manevi bir pusuladır. İnsan doğa ilişkilerinden ortaya çıkan bilgilerle insan dünyada yolunu bulamaz. Yani insan davranışları için bilim yeterli değildir. Davranışa temel olan değerlerdir. Değerler olmadan bilgi bir işe yaramaz, hatta zararlı bile olur. Beşeri var oluşun tüm alanları değerler üzerinde yükselir. Değerler manevi direklerdir. Maddi alem üzerine kurulan kültür ve medeniyetlerin durumları gözümüzün önündedir.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18813857