6 Temmuz 2022
Turgut GÜLER

Bâzen öyle ânlar yaşanır ki, normal ölçülerin hiçbiri geçerli olmaz. İstiklâl Marşı’mızın yazıldığı günler, bu kabil fevkalâdelikleri bol olan bir ölüm-kalım dönemidir. Çanakkale Muhârebeleri’nin efsâne isimlerinden Seyid Onbaşı’yı, sırtladığı top mermisiyle bugünlere taşıyan çok mânâlı heykel, Kilidbahir Kalesi’nin eteklerinde, gelene-geçene, imkânsızın nasıl mümkün kılındığını anlatıyor. İki yüz yetmiş beş kiloluk top mermisini, tek başına yüklenip topun namlusuna yerleştiren Seyid Onbaşı, fotoğraf çektirmek için aynı hareketi tekrarlayamamıştı. 

İstiklâl Marşı’nı yazan rûh, Seyid Onbaşı’nın rûhudur. Lâzım olduğunda ortaya çıkan ve ihtiyaç duyulmadığı zamanlarda aslâ fark edilemeyen Türk azmi, bu rûhun en karakteristik yanı ve hâkim rengidir. Nitekim, Marş’ın şâiri, yıllar sonra bu minvâldeki bir yaranma sorusuna: “Allah, bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!..” cevâbını vermiştir. Zîrâ bizim o Marş’ın güfteye döküldüğü zamandaki çâresizliğimiz, tahmînlerin târif edebileceği durumlardan değildir.

İstiklâl Marşı, adına “Türk mûcizesi” denen şahlanışın destânıdır. Her destân gibi, onda da şahsî duygular yerine, temsîl ettiği milletin hissiyâtı anlatılmıştır. Faka bizim Millî Marş’ımızın bir ayırt edici vasfı daha vardır. O da, bu hârikulâde şiirin bir bayrak güzellemesi oluşudur. Bayrakların en güzeline, milletlerin en büyüğünün sevgisini anlatan İstiklâl Marşı; vatan, istiklâl, şehîd, ezân, azim, îmân sembolleriyle Millî Mücâdele’nin şifrelerini mısrâlara yerleştirmiştir.

Mehmed Âkif’in, şiiri yazarken kullandığı karalama mekânı, Ankara’daki Tâceddin Dergâhı’ının duvarlarıdır. Bu hikmetli sahne bile, İstiklâl Marşı’nın dayandığı moral değerleri haber veriyor. Önemli olan, Millî Mücâde’leyi zafere ulaştıran rûhu keşfetmektir. Bunun en kısa ve emin yolu ise, İstiklâl Marşı’nı anlamaktan geçiyor.

Yaşadığımız günlerde, İstiklâl Marşı’nı yazan ve yazdıran rûhdan alacağımız o kadar çok mesaj var ki… En sıkışık ve dara düştüğü ânda İstiklâl Marşı’nı yazabilen bir millete mensûb olmak, geleceğe yönelik tehdîdlerin hepsini toplayıp çukura dolduracak bir haslettir. Bu millet, dün ve bugün büyük olduğu gibi, yarın da büyük olacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın…

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: