Güncel Yazılar
Ömer AĞAÇLI

622. Yılında Medine Toplumu kuruldu. Medine toplumu kabileler halinde parçalı bir yapı halinde birbirleriyle didişen bedevileri medeni bir hayata yükselten bir toplumdur. Bu yeni toplum “ Nebevi Toplum” olarak ifade edilebilinir. Nebevi Toplum, aşkınlık ( metafizik) ve iman üzerine kuruludur. Diğer bir deyişle Nebevi Toplum, tevhid ve tevhidin beşeri boyuta yansıması olan birlikte yaşama ahlakı ve hukukuna dayanmaktadır. Din, öz olarak Allah ile insan arasındaki manevi bağdır. Her Peygamberin asıl misyonu Allah ile bağın yeniden kurulmasıdır. Böyle yaklaşınca dinin dünya işleriyle ilgisi de yoktur denilebilir. Ancak insanın Allah ile bağ kurabilmesi ve ona yaklaşabilmesi için maddi hayatının da kurulması zorunludur. Çünkü din, dünya için, dünyada yaşanacak, tecrübe edilecek bir var oluşsal hakikattir.                                                  

İnsanın hayatı, iyi, doğru ve güzel üzerine kurulmak durumundadır. Bu bir zorunluluktur. Hz. Peygamber’in 23 yıllık vahiy sürecinde tebliğ ettiği değerlerin mahiyeti böyle bir beşeri hayatın kurulabilmesi için zorunlu değerler manzumesidir. Bu değerler bireysel ve toplumsal hayata uygulandığında, kültürün bir parçası haline getirildiğinde, toplumsal hayat kelimenin tam anlamıyla “ Eman Yurdu” na dönüşecektir. Kur’an insanı bu değerler üzerinden yaşamı kurmaya, bunun için mücadeleye çağırıyor ve bu mücadeleyi de ibadet olarak görüyor.
                                                  

İslam, insanı önerdiği ahlaki değerlerle yücelmesini, olgunlaşmasını yani medenileşmesini ister. Çünkü insanın doğası bunun üzerine yaratılmıştır. Buradan hareketle diyebiliriz ki din, medeni toplumlarda yaşanacak bir var oluş gerçeğidir.

Beşeri var oluşun her boyutu mekana ihtiyaç duyar. Fiziksel mekanın düzenlenmesi, bunun için zorunludur. Yani insan doğası ile mekan düzenlenmesi arasında yakın ilişkiler vardır. Bu konuda Değerli İlahiyatçı Şaban Ali Düzgün’ün sözleri çok yerindedir: “ Bir şehrin yaşamaya değer bir mekana dönüşebilmesinin yolu, orada yaşayan insanların kendilerine değer yaratacak bir misyon biçmelerinden, hayata kendi değerleriyle müdahale eme iradesi göstermelerinden geçer. Böyle bir düzende ancak insanlar kendilerine verilen misyona dayanarak yeni kültür ve medeniyet açılımlarını gerçekleştirebilir, tarihin akışını değiştirecek eylemlerde bulunabilirler. Hz. Peygamber’in Medine’de gerçekleştirdiği dünyevi işlerin tümü “ Eman Yurdu” çalışmalarıdır. Çünkü eman yurdu olmadan iman hayatı yaşanamaz. Beşeri hayat düzenlenmeden ilahi aleme yol bulmak mümkün değildir. Eman Yurdu, bedeviyetten medeniyete geçiştir. Bedevilik, göçebe ve dağınık hayatın adıdır. Böyle bir yapıda yasa ve normlardan söz edilemez. Şaban Ali Düzgün “ Dar çevrelerde din, mevcut kabile yahut feodal unsurlardan birine indirgenir ve soluklaşır. Onun için din, her türlü kabileciliği yıkmaya çalışmaktadır. Batı’da feodal düzenin yıkılması, doğu’da da kabile mantığının yıkılması şehri getirmiştir.” diyor.                                   

Şimdi sıradan bir yerleşim alanı olan Yesrib’in, medeniyet merkezi ve medeniyetin tohumlarının ekildiği bir yaşam alanına dönüştürülmesinde, insanca yaşanabilir bir toplumun, onun bulunduğu mekanın kurulmasında Kur’an bize 7 temel terim üzerinden değerler vermektedir. Bunlar; hayırlı nesiller, temiz hava, güvenli iletişim, sağlıklı yiyecekler, temiz toplum, sağlıklı etkileşim ve güvenli, düzenli yerleşim.

Yedi ilke üzerinden kurulu bir zahiri yapı” Eman Yurdu” dur. Kur’an bunu “ Beldetün Tayyibetün” olarak ifade ediyor. Şu kadar var ki İslam tarihte kültür ve medeniyet yaratmış bir din olarak medeniyet dini olarak anılmaktadır. Medeniyet insanı şehre çağırır. Klan ve kabile, aşiret mantığı ile dini yaşamak mümkün değildir. İnsan şehirde yoğun ilişkiler , içinde gelişir ve varlık kazanır. Halkın içinde yoğun etkileşim ve ilişkiler içindeki hayat ancak şehirlerdedir, dağ başlarında değil….

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18574742