19 Mayıs 2022
Hakkı Suat YILMAZER

Osmanlılar, tarih sahnesine çıkmıştı.  Bölge komşuları nazarınca önceleri çok da önem addetmeyen Osmanlılar, çok geçmeden kendi bütünlük ve geleceklerine bir tehdit olma noktasına gelmişti. Bölgenin güçlü devleti olan Bizans ve Hristiyan Avrupa da, Türklerin yayılmacı politikaları sonunda kendilerine sorun olacağını düşünmemişti. Çok sonraları sorunun farkına varmışlardı.


“1320’de ve 1330’larda akıncı gazi toplulukları veya paralı askerler olarak faaliyet gösteren Türk grupları Aydınoğullarından Umur Paşa (1334-1348), Osmanoğullarından Orhan (1326- 1362) ve onun büyük oğlu Süleyman Paşa gibi güçlü liderlerin kumandası altında birleşmişlerdi; Bizans ancak onların sayesinde Anadolu’dan büyük ölçüde paralı asker temin etmeyi ümit edebilirdi.” *1

Takip eden seneler içerisinde Aydınoğulları Umur ile Orhan arasında doğal bir müttefiklik oluştu. Umur, 1329 ile 1337 yılları arasında deniz seferlerine çıkmıştı. Aynı dönemde Osmanlılar ise 1330’da Kuzeybatı Anadolu’da Bizanslılarla savaşmış, İznik’i ve İzmit’i ele geçirmiştir.

Osmanlıların doğal müttefiki olan Aydınoğullarından Umur’un 1348 yılındaki ölümü, Latinlerin gözünde tehdit olmaktan geri bırakmıştır. Fakat bu durumun, “ Sancakları altında artan sayıda gazinin gelmesiyle Osmanlıların konumunun güçlenmesine hizmet ettiğini” ifade ediyor Halil İnalcık.


Hocamızın söylediklerini zaman bize ispatlıyor. Evvela Karesi’de yapılan fetihler ile bölge Osmanlıların o dönem batı siyasetinden sorumlu gözüken Süleyman Paşa’nın liderliğinde, merkezi Biga olan bir uc sancağı yapılmıştı.


Gelişmeler bununla sınırlı kalmıyor pek tabii. Her geçen zaman güçlenen ve konumlanan Osmanlılar ve ordusu, Bizans tarihçilerinin de dikkatini çekiyor. Halil İnalcık Hocanın bilhassa belirttiği bir bölüm var;

“Bizans tarihçileri Trakya’ya gönderilen Osmanlı ordularından iki vesileyle özellikle söz ederler: Bunların ilki Orhan ile Kantakouzenos’un Üsküdar’daki görüşmelerinden kısa bir süre sonra Süleyman Paşa’nın on bin kişilik bir ordunun başında Sırplara karşı Trakya’ya gönderilmesiyle vuku bulmuştu.

1350 yılında Stefan Duşan Selanik’i tehdit ettiği zaman, kaynaklarda bildirildiğine göre sayısı yirmi bini bulan ikinci bir Osmanlı ordusu yine Süleyman Paşa’nın kumandası altında VI. Ioannes’in oğlu Matthaeos Kantakouzenos’un emrindeki Bizans kuvvetleriyle birlikte Trakya’nın Ege sahili boyunca ilerlerken VI. Ioannes Kantakouzenos ile müşterek imparator V. Ioannes Paleologos denizden Selanik’e doğru yola çıkmışlardı. Fakat ordular hedeflerine ulaşmadan önce, Orhan Anadolu’daki komşu Türk emirlerinin kendisini tehdit ettiğini bildirmiş ve Süleyman’ı geri çağırmıştı.” *2

Ayrıca yaşanan diğer gelişmelerden birisi de Venedik ve Cenevizliler arasındaki güç mücadelesidir. İki tarafında, Karadeniz’e giden suyollarının kontrolünü ele geçirme gayesiyle giriştikleri bu mücadelede Osmanlılar ile ittifak olma istekleri de göze çarpıyor. Osmanlılar ile ittifak kurma isteklerinin sebebi olarak İnalcık Hoca şöyle diyor;
           
“Osmanlılar Boğaziçi’nin Asya tarafını kontrol ediyorlardı ve Pera’ya yardımları hayati önemdeydi.” *3


Osmanlılar, tercihlerini Cenevizlilerden yana kullandı ve onları destekledi. Cenevizlilerin Osmanlılarla iyi ilişkiler kurması ve genellikle işbirliği yapmaya hazır olduklarını göstermeleri bu tercihin yapılmasında etkili olmuştur. Venedikliler’in Osmanlıların Batı topraklarında bulunmalarını istemediğinden Osmanlılarda bu niyeti doğru okuyarak tercihlerinde kesin karara varmışlardı. (Bu nokta çok önemlidir. Devletlerin, tarih sahnesinde yaşanan hadiseleri doğru yorumlama yapabilme beceresi sayesinde ayakta kalabilmiş, güçlenebilmiştir.) 

Osmanlılar ile Cenevizliler arasındaki bu antlaşma, Osmanlıların Batılı bir milletle yaptığı ilk antlaşma özelliği de taşımaktadır.


Osmanlılar, Cenevizliler ve Venedikliler arasında bunlar yaşanıyorken Kantakouzenos ne yapıyordu sorusu akla geliyordur. Kantakouzenos, Osmanlılar ve Cenevizli kuvvetler tarafından kuşatılıp, sıkıştırılıyordu. Baskıya fazla direnemeyen Kantakouzenos, Cenevizlilere karşı Venedik tarafından kullanılan denizleri ve Rum topraklarını yasaklamıştır. 

Osmanlıların yayılmacı politikası sonucu Trakya’ya yerleşmesi ile ilgili İnalcık şöyle bir not düşüyor; “Türklerin Trakya’ya yerleşmesi Bizans’ta huzursuzluğa sebep olmuştu, ama durum askeri bakımdan ümitsizdi. İmparatorluğun istihdam ettiği Bizanslı ve Katalan askerlerin sayısı son iç savaş yüzünden, Kantakouzenos’un kendisinin de itiraf ettiği gibi, çok azalmıştı ve imparator bir süreden beri damadı Orhan’ın gönderdiği Türk birliklerine muhtaçtı. Yapabileceği tek şey Orhan vasıtasıyla Süleyman üstünde diplomatik baskı oluşturmaktı. Anlaşılan o ki, Orhan ile imparator sonunda Süleyman’a on bin altın ödenmesi karşılığında, Trakya’da işgal edilen bölgenin tahliyesini öngören bir antlaşma imzalamışlardır.” *4

Bu olaylar neticesinde imparatorluğu Türklerin eline bırakmakla suçlanan Kantakouzenos’un, Bizans tahtındaki kalıcılığı sorgulanmaya başlanmış ve çok geçmeden tahttan indirilmiştir. Halil İnalcık Hoca, kitaba da ismini verdiği Haçlı Seferlerinden bir tanesinin hazırlanma sebebini ve sürecini, Kantakouzenos’un tahttan düşmesiyle birlikte şöyle açıklıyor;

“Kantakouzenos’un düşüşüyle Bizans siyaseti, kiliselerin birleşmesine karşılık Türklere karşı bir haçlı seferi için Papa VI. Innocent’le (1352- 1362) müzakerelerin yeniden başlatılması gerektiğine inanılan daha savaşçı bir yön aldı. 20 Aralık 1355 gibi erken bir tarihte, papalığın işbirliği yapılmasının daimi bir önşartı olan kiliselerin birliğini resmen vaat eden V. Ioannes Paleologos, hemen askeri yardım ve Türklere karşı büyük çapta bir haçlı seferinin hazırlanmasını istedi.” *5

“1356 yazında papanın, imparatora askeri yardımda bulunmaları için Venedik’e, Cenova’ya, Kıbrıs’a ve Hospitallere yazdığı mektuplar cevapsız kaldı. Bizans’a karşı Osmanlı tehdidiyle en fazla ilgilenmesi beklenen Venedik bile pasif kaldı. Osmanlıların Gelibolu’yu işgali, önce Venedik’in Ceneviz’le olan savaşına ve sonra –papalık elçisi Peter Thomas’ın 1356 yılında Konstantinopolis’e giderken Budin’de barışı sağlama yönündeki çabalarına rağmen- 1357 Nisanında Venedik ile Macaristan arasındaki savaşın yeniden başlamasına denk düşmüştü. Konstantinopolis’teki Venedik balyosunun, Osmanlıların Trakya’ya yerleşmesinin yarattığı yakın tehlike hususunda hükümetini zamanında ikaz ettiği doğrudur. 1354 gibi erken bir tarihte, Gelibolu’nun düştüğü haberinin sebep olduğu panik esnasında balyos, Konstantinopolis’teki Rumların kendilerini Venedik, Macaristan veya Sırbistan gibi güçlü bir Hristiyan devletin himayesi altına sokmayı düşündüklerini yazmıştı.” *6

“Peter Thomas’ın papanın elçisi olarak 1357 Mayısı sonunda Kasıma kadar süren Konstantinopolis’teki misyonunun iki taraf için de ümit edilen sonuçlar vermemesine rağmen, yine de böyle bir görevlendirme papalığın Bizans’a yönelik Osmanlı tehdidinin hemen beklendiğinin farkında oluşunun ilk işareti olarak önemlidir. Batı Avrupalıların Osmanlıları bu tarihten itibaren Hristiyan aleminin baş düşmanı olarak gördüklerini ve Gelibolu’yu haçlı seferi faaliyetlerinin baş hedeflerinden biri yaptıklarını söylemek yerinde olur.” *7

Sadece bir seferin hazırlık sürecinden kısa kısa bahsetmemize rağmen ne kadar da derin bir konu olduğunu görebiliyoruz. Haçlı seferleri; araştırılması, öğrenilmesi ve aktarılması gereken çok geniş bir yelpazedir. İncelenmesi, değerlendirilmesi de bir hayli meşakkatlidir. Tarihimizde mutlaka araştırılması ve sebep sonuç ilişkisi içerisinde öğrenilmesi gereken bir konudur. Dünyaca tanınmış tarihçimiz, hocamız Halil İnalcık’ın eserinden de alıntılar yaparak desteklediğim yazımı burada sonlandırırken, bir milletin geleceğinin geçmişini iyi bilmesine bağlı olduğunu da özellikle belirtmek isterim.

DİPNOTLAR
)  Halil İnalcık, Osmanlılar ve Haçlılar, İstanbul; Alfa Yayınları, Nisan 2014, s. 12.
2  )  İnalcık, a.g.e. , s.14-15.
)  İnalcık,  a.g.e. , s. 16.
)  İnalcık,  a.g.e. , s. 21.
5  )  İnalcık,  a.g.e., s. 23.
6  )  İnalcık,  a.g.e. , s. 23.
7  )  İnalcık,  a.g.e. , s.24.

Bu kategorideki Makalelerden