19 Mayıs 2022
Metin AKGÜN

Bir gün, “erdem” hakkında afili laflar içeren bir konuşma izledim ama hiç ikna olmadım. Aristoteles, Retorik’te konuşmacının ikna edebilmesi için “Ethos, Logos ve Pathos” üçlüsüne sahip olması gerektiğini belirtir. Bunlardan Ethos, etik kelimesinin köken aldığı kelime olup, insanların ikna olabilmesi için konuşmacının tutarlılığına, dürüstlüğüne ve yeterliliğine inancı olması gerektiğini belirtir. Kürsüye çıkma gücünü parasal ilişkilerden ve güç odaklarına yakın olmaktan alan birinin “erdem” hakkında konuşması ne kadar ikna edici olabilirdi ki?

Benzer şekilde güzel söz söyleyenleri, hatta bunu para karşılığı öğretenleri yani Sofistleri milattan önce 5. yüzyılda görüyoruz. Sofistler, Antik Yunan’da bilgiyi para karşılığı öğrettikleri için özellikle Platon tarafından şiddetle eleştirilmiş bir gruptur. Tabi ki sadece bu yüzden değil. Platon’un Sofistleri sevmemesinin en temel nedeni “çıkarcı” oluşlarıdır. Sofistleri, o dönem toplumda aşağı sınıflardan biri kabul edilen tüccardan bile daha aşağıda görmüştür. Çünkü, tüccar sattığı malın karşılığını almaktadır; Platon’a göre ise Sofistin ne sattığı bile belli değildir. Platon gözüyle Sofistlere bakıldığında günümüzün göz boyamayı beceren, çıkarcı ve asalak tipleri ile oldukça benzerlik taşıdıkları dikkati çekmektedir.

Sofist kelimesi başlangıçta, özellikle yedi bilge döneminde, olumlu anlamda kullanırken, zamanla sayılarının artmasıyla birlikte kendilerine yüklenen olumsuz anlam daha ağır basmaya başlamıştır. Küçük Hippias’a göre Sofistler zeki, bilgili ve hünerli insanlardır ama aynı zamanda “yalancı” da. Amaç için yalancılık gerekiyorsa yalan söylenmelidir. Güzel konuşmak ön plandadır. Hangi konuda güzel konuşma öğrettikleri sorusunun cevabı net değildir. Tek tek meslekler olsa, her mesleğin erbabı ayrı olacağı için Sofiste ne gerek vardır. Her konuda bilgi sahibi olduklarını kabul etmek de güçtür. Platon’a göre her şeyi bildiğini ve onu herkese öğretebileceğini söyleyen kişi ancak oynuyordur.

Sofistin alanı uydurma, eseri aldatma, sanatı da bir hayal sanatıdır.

Sofistler, adalet ya da doğruluk konusunda genellikle “güçten yana” olmuşlardır. Doğada güçlüler hakimken, toplumda eşitlik olmasının gereği yoktur. Doğanın esas alınması gerektiğini düşünürler. İnsanlar da balıklar gibidir. Büyük balıklar küçükleri gerektiğinde rahatlıkla yiyebilir. Kallikes’e göre en güçlü ve en kudretli ile en iyi aynı şeylerdir. Yani güçlü olan iyidir, iyi olan güçlüdür. Bu bağlamda gücü elinde bulunduranlar da en bilge ve en kudretli kişilerdir.

Her dönemde gücü elinde bulunduran bir grup mutlaka olacaktır. Sofist bakış açısıyla “yönetimi elde edemesen de yönetimi elinde bulunduranların yanında ve yakınında olmak” önemlidir. Kallikes’e göre bu durum utanılacak değil, hatta gurur duyulacak bir durumdur. Çünkü menfaat sağlandıkça güçlenileceği için dışarıdan gelecek saldırılar da bir şekilde bertaraf edilmiş olacaktır. Hatta daha da ileri gidip, güçlü her kimse, onunla aynı şeyleri sevmek, aynı şeylerden hoşlanmak ve mümkün olduğu kadar ona benzemek bir çeşit koruyucu kalkan görevi görecektir.

Sofistlerin (ya da günümüz tabiriyle “çok bilmiş” gözüken dalkavukların) temel amaçları çok para kazanmak, zengin olmak, çıkar çevrelerinde eş dost edinmek, güçlülerin yanında yer almak, etrafındakileri kandırabilmek için söz sanatında ustalaşmaktır.

Güçlü olunca suç işlemek sorun olmaktan çıkmaya başlar, çünkü ceza ancak güçlü tarafından uygulanacağı için kimse cezalandırmaya cesaret edemeyecektir. Platon’a göre bu durum hastalık, bu tür insanlar da hasta ruhludur. Yine Platon’a göre en büyük kötülük, haksız olmak, haksızlık içinde yaşamak ve cezasız kalmaktır.

Bu kategorideki Makalelerden