Güncel Yazılar

Ayşe Samiha

Vatan şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy’un

"Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın."

dizelerinin bugün serhat boyları, Edirne topraklarında hayat bulmasına hep birlikte şâhitlik edeceğiz… Bu şâhitlik gözün gördüğünden de ötelere uzanırcasına bizlere geçmişten el uzatan neferler olarak karşımıza çıkmakta…

 

Vatanı vatan yapan bayrak, toprağı vatan yapan şehîd, şehîdi ölmez kılan îmân gibi, Türk azmi ve kuvvetinin mânâsını bulduğumuz “vatan”, “bayrak”, “şehîd”, “ezan”, “azim” ve îmân” sembollerinin ölüm kalım günleri dediğimiz Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı yıllarında yüreğimizde yer etmesini bugün de yine sînemizde sakladığımız mukaddeslerimiz olarak buluruz. İşte bu semboller vatan şâirimiz Mehmet Âkif Ersoy’un satırlarında rûh bulmuş, benzer satırlar bir daha da yazılamamıştır. Vatan şâirimizin pek çok şiirinde dile getirdiği bu talihsiz günlerin yaşandığı sırada serhat şehrimiz Edirne'de Asker Hastahânesi'nin koridorları cephelerden gelen yaralılarla âdetâ dolup taşıyordu. Galiçya, Makedonya, Romanya ve Çanakkale cephelerinden gelen bu yaralılar, birer birer şehîd olup asker hastahânesinin yanı başındaki alana defnediliyorlardı. Dile kolay elli iki bin şehîd Edirne semalarına vedâ edip toprağın altındaki yerlerini aldılar… Ve üzerlerinden bir asır geçti… Ne acıdır ki, on binlerce kahramanın defnedildiği alan resmî kayıtlara ne yazık ki “tarla” olarak girmiş ve yıllarca tarla ve mera olarak kalmış… Ta ki 2014 yılında Edirne Şehîd Aileleri Yardımlaşma Derneği’nin harekete geçip bu duruma dikkatleri çekmesine kadar.

Evliyâ Çelebi’nin “Bir İslâm duvarı” diye nitelendirdiği Edirne’de Edirne merkez, ilçe ve köyleri ile birlikte toplam 25 şehîdlik bulunmaktadır. Bunların en büyüğü olan Edirne Asker Hastahânesi Şehîdliği elli iki bin şehîdiyle Çanakkale’den sonra en büyük şehîdliktir.

 

Edirne Asker Hastahânesi

Balkan Savaşı yıllarında Edirne Merkez Hastahânesi’nin ihtiyâcı karşılayamaması üzerine Müşir Veysel Paşa tarafından şu ân kapalı ceza evi ve o dönemin Piyâde Kışlası olan binanın arkasına 1889 yılında bin yatak kapasiteli bir asker hastahânesi inşâ edilir. Çanakkale, Makedonya, Galiçya ve Romanya cephelerinden getirilen yaralı askerler ile koleraya yakalananların tedâvi gördüğü hastahâne koridorlarının, yaralılarla dolup taştığı bilinir. Çanakkale muharebelerinden sonra Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün de ziyaret ettiği hastahâne, 1941 yılına kadar hizmet vermiş, sonra Çankırı’ya taşınmış. Hastahâne 1985 yılına kadar ayakta kalmış olup günümüze sadece yıkık bir duvarı ulaşmıştır.

 

12 Mart 2014 târihinde Edirne Şehîd Aileleri Yardımlaşma Derneği tarafından Edirne Şehîdleri ve Şehîdlikleri üzerine bir arşiv çalışmasına başlanır. İncelenen Genelkurmay Başkanlığı Arşivleri’nde Edirne Asker Hastahânesi şehîdlerinin isimleri ile karşılaşılmıştır. Çalışmalar esnasında evvelâ 270, sonra 470 ve akabinde 2140 şehîdin ismine ulaşılmıştır. Bu bilgilere ek olarak Edirne Müze Müdürü Hasan Karakaya ve emekli Albay  Nurettin Bey’in şahsî arşivlerinden hastahâne şehîdlerine ulaşılır ve toplam 5005 isim tescîllenmiş olur. Tescîl işlemleri devam etmektedir.

 

Bu çalışmalar devam ederken tesbît ve de tescîl edilen şehîdlerin bulunduğu yer, hâlâ tarla statüsündedir. Kayıtlı olan alanın durumunu görüşmek üzere Edirne Şehîd Aileleri Yardımlaşma Derneği bu durumu Edirne Belediyesi ile görüşür ve projelerinden bahsederler. 12 Haziran 2014 târihinde bu alan Edirne Belediyesi tarafından derhâl mezarlık statüsüne alınır ve proje Anıtlar Kurulu’na sunulmak üzere başlatılır. Mimar Taner Tuna Bey proje için vazifelendirilir. 15 Haziran’da âbide yapımı ve alan tanzimi için Türk Şehîdlikleri Îmar Vakfı ile görüşülür. Edirne Belediye Başkanlığı, Edirne Şehîd Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile Türk Şehîdlikleri İmar Vakfı’nın işbirliğiyle yapımına başlanan Edirne Asker Hastahânesi Şehîdliği, 64 dönüm alan üzerine inşâ edilmeye başlanır.

Gönül güzel ve hedef de asîl olunca niyetler yolunu bulur ve hedefe ulaşılır. Hedefe ulaştıktan sonra ise aşılan bütün zorluklar bir teferruât olarak kalır. İşte bu yazının yazılmasına vesîle olan “Asker Hastahânesi Şehîdliği Proje Başkanı Faruk Çiftçi Beyefendi” bu çalışmalarda öncülük etmekle kalmaz, bizzat fizikî çalışma gerektiren işlerde de gönüllü vazîfe alır. Tıpkı bizleri alıp değerli vaktini ayırarak şehîdlik ziyaretine götürüp oradaki her bir detayı tek tek anlatması gibi… İşte bu anlatılanları sizlere aktarmak da bu yazıyı yazanın vicdânî vazifesidir.

Faruk Çiftçi Bey, 2014 yılında yaptıkları çalışmayı anlatırken “bugün aynı gayreti gösterebilir miyim, bilemiyorum” derken samimî bir itirafta bulunuyorlar. Tarla hâlindeki 64 dönümlük bir alanda kışın kuru soğuğu ve yazın yakıcı sıcağı altında kendileri de arkeolog ve uzmanlar eşliğinde yaptıkları çalışmalara bizzat katılmışlar. Faruk Bey’in kazıları anlatırken aktardıkları dikkate değer; “Orada bir yer var ki,” diyorlar, “orasını kazarken etrâfa öyle bir buram buram gül kokusu yayıldı ki, kazdıkça bu koku arttı ve buna bütün arkadaşlarım şâhid oldular” derken uzaklara dalıyor… Bu gül kokusu bizlere şehîdlerimizden ne güzel haberler vermekte… Bizler biliyoruz ki, bizi yaradan, şehîdlerimizin ölmediklerini bizlere kitabımız yoluyla bir kaç kez hatırlatmıştır.  

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara, 154)
“Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.”  (Âl-i İmrân, 157)

 “Bir yere geldik” diyor Faruk Bey, kazılar esnasında… “Orada ortaya çıkan şehîdlerimizin bedenleri tâze idi, yüzleri kıbleye doğru. Dört şehîdimizin üzerine 50 santim toprak konarak üç şehîdimizin daha, onların üzerlerine defnedilmiş olduklarını görmüşler ve bu azîz şehîdleri, incitmeden elleri ile yeni defin yerlerine nakletmişler. Çanakkale rûhû ile, Seyid Onbaşı rûhû ile, Alperenler rûhû ile savaşmış neferler! Bu rûha sahip çıkmaya bugün öyle muhtacız ki! Bugün şehîdlerimize sâhip çıkmamız vatanımıza sâhip çıkmamız ile eş değerdir. Biliyoruz ki, vatanı vatan yapan, şehîdlerimizdir.

Faruk Bey tam bir Türk misâfirperverliği ile bizleri Şehîd Aileleri Derneği’nde misâfir ettikten sonra: “Haydi Şehîdliğe ziyârete gidiyoruz!” diyor ve hep birlikte şehrin biraz dışarısındaki Asker Hastahânesi Şehîdliği’ne varıyoruz. Burada girişte bizleri sol tarafta göğsünü siper etmiş, sağ tarafta düsmanı gözetleyen Mehmetçik heykelleri karşılıyor. Edirne Asker Hastahânesi Şehîdliği’nin dili var, âdetâ konuşuyor bizimle, nereye baksak ecdâdımızdan haberler veriyor bizlere. Girişteki üç kemerli tâk, üç kıt’ada at koşturan ecdâdımızın azîz hâtırâlarını yâd etmek için düşünülmüş.

 

Sağ ve sol taraftaki duvarda Çanakkale Muhârebeleri’yle başlayıp Kurtuluş Savaşı ile nihâyetlenen Millî Mücadele’mizde şehîd olan neferlerin isimleri ortadaki kaaideyi çevreleyen duvarda yazılmıştır. Bu isimleri okumak için yapılan yürüyüş yolu 365 metre karelik bir alana sahiptir ki, bunun mânâsını da: Ecdâdımıza 365 gün hizmet etsek gene de azdır.” diye açıklıyor Faruk Bey. Hemen girişte 4 tâne kitâbe bulunmakta. Solda önde şehîdlik kitâbesi, arkasında bir âyet, sağda arkada bir hadis-i şerîf ve onun önünde de bu şehîdliğin yapımında emeği geçenlerin isimlerinin yazılı olduğunu görüyoruz. Bu 4 kitâbe, kitap gelen 4 hak peygamberi temsîl etmektedir.

Âbide “H” harfine benzemektedir. Hastahâne şehîdliği olduğunu belirten bu “H” harfinin sol tarafındaki gönder Balkan Savaşları şehîdlerini, sağ tarafındaki gönder de Birinci Dünya Savaşı şehîdlerini temsîl ediyor. Birinci Dünya Savaşı’nda şehîd sayısı daha fazla olduğu için sağ taraftaki gönder biraz daha uzun.

 

 Âbide’ye, 4 basamaklı merdivenle çıkılıyor. Bu 4 basamak, Çanakkale, Romanya, Galiçya ve Makedonya cephelerinden Edirne Asker Hastahânesi’ne yaralılar getirildiğini bize hatırlatmaktadır.

Sütûnlarda iki silindir var. Balkan Savaşları’nı temsîl eden sol taraftaki sütûnda 4 metre kare çapındaki silindir, Balkan Harbi’nde 4 devlete karşı savaştığımızı haber vermektedir. Sağdaki silindir 8 metrekare çapında 93 Harbi’yle başlayan ve Kurtuluş Savaşı ile nihâyetlenen mücâdelede azîz Türk milletinin 8 kez büyük savaşa katırldığını bize haber vermektedir. Bayrak direkleri 12 metredir. “H” harfinin ortasında durup karşıya baktığınızda Edirne Selimiye Camii karşımzıda durmaktadır. Yine sağ ve sola hareket edip silindirlerden bakınca, yine Selimiye Camii ortalanmaktadır. Gönderlerin altında iki tâne delik var. Top şeklinde olan bu delikler, azîz Türk milleti’nin topla tüfekle yenilemeyeceğini anlatmaktadır.

Duvarlarda 155 panoda isimleri ve nereli oldukları tesbît edilen 5005 şehîdimizin adları ve memleketleri yer almaktadır. Şehîdlikteki toplam elli iki bin şehîdimizin isimleri de zaman içerisinde tesbît edilecektir. Burada aslında tesbît işlemleri nihâyet buldu, tescîl işlemleri devâm etmektedir. Tesbît edilen 5005 kahraman, Edirne savunmasının tam 5005 gün sürdüğünü temsîl etmektedir.

Şehîdlik 1453 metretül çit ve duvar ile örülüdür ki bu İstanbul’un Fethi’ni temsîl etmektedir.

Faruk Bey ve berâberindeki arkadaşlarının fedakâr ve azimli çalışmaları takdîre şâyân olup, yine aktardıkları bir anektodu da söylemeden geçemeyeceğim. Bir gün yine Kemerdere’de kazı çalışmaları devâm ederken bir öğlen sıcağında tozu dumana katarak yüklü bir kamyon gelir ve tam önlerinde durur. Bu kamyonda 36 ton demir yüklüdür. Bu demirler buraya bırakılır. Ertesi gün de aynı şey olur ve yine 36 ton demir bırakılır. Demirleri bırakan kişiye kimin gönderdiği ve de faturayı göstermesi gerektiği söylendiğinde sunulan “irsale-fatura” da ödenecek miktâr kısmında “0” yazmaktadır. Her iki gün de aynı şey olur. “Bedeli ödendi, bilmeniz gerekmiyor.” denir ve hızla uzaklaşır getiren kişi. Gelen 72 ton demir tam da kaaidelerde kullanılması gereken, ihtiyaç olduğu kadar miktarda ve de          numarada olup Faruk Bey ve arkadaşlarını şaşırtmıştır. “Bedeli ödendi!” Ancak kim ödedi? 2014 senesinde toplam 155 bin 520 lira değeri olan bunca demiri kim ödemişti? Faruk Bey bize demirler geldikten sonra bunların numaraları olduğunu ve de ona göre alınması gerektiğini o zaman öğrendim diyorlar. Gönderen bunu nasıl biliyordu? Bu da şehîdliğe âit bir sır olarak kalacak. “Bedeli ödendi….”

Asker Hastahânesi Şehîdliği, düzenleme çalışmaları tamamlanarak 22 Mayıs 2015 târihinde törenler ve duâlarla ziyârete açılmıştır.

Bunca şehîde âit mezar taşları ne yazık ki, zamanla yerlerinden sökülüp alınmış. Geriye kalanlardan birinde ise şöyle demektedir;

 

“Se­ki­zin­ci Or­du-yı Hü­mâ­yun Re­dif On Ye­din­ci Ala­yı’nın İkin­ci Di­me­to­ka Ta­bu­ru’­nun kâ­ti­bi Amas­ya­lı mer­hûm ve mağ­fû­runleh İb­ra­him Ed­hem Efen­di'nin rû­hi­çün Fâti­ha­…”

Bugün bir hakikât vardır; o da Türk’ün eğitim-öğretim programına vatanı vatan yapan esasları; bayrak ve şehîd kavramlarını kitap sayfalarına hapsederek değil, genç nesillerle bizzat bu mevkîleri ziyarette bulunarak o rûhu gençlere vermek olmalıdır. Ders kitabı yazarları ve okul programlarını yapanlar unutmamalıdırlar ki, yarın o rûha âcilen ihtiyaç duymayacağımızın hiçbir garantisi yoktur. Ama bir hakîkat daha var ki o rûhu bugün arayıp bulamadığımız hakîkatimizdir, ne yazık ki… Bu noktada kendimize dönüp bizi biz yapan unsurlara bütün duyu organlarımızı açmamız yerinde olacaktır.

İşte Türk’ün kahramanları, işte özümüz, işte bir Hilâl uğruna, vatan uğruna canlarını fedâ etmiş tâze fidanlarımız. Özümüzü bilmeden de hiç kimseye sözümüzü anlatamayız, dinletemeyiz. Şehîdlerimiz kadrimiz, kıymetimizdir. Onlara bîgâne olan, âkıbete de râzı olmalıdır.

Edirne Asker Hastahânesi Şehîdliğinde 52 bin şehîdimizin hâtırası yaşamaktadır. Azîz şehîdlerimizin rûhları şâd olsun.

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18763356