7 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Öncelikle Türk milleti, daha sonra da bizi ilgilendirdiği kadarıyla insanlık, ne çektiyse gönül gözü kapalı olanlardan çekti. Tevâzu ile tevekkülün sırra kadem bastığı yerde, küçük dağların sâhibi geçinenler çoğalıyor.

Yaratmak fiilini insana mâl etmek, ona ulûhiyet izâfe etmek olmuyor mu? İnsan eliyle, zihniyle, zekâsıyla meydâna getirilen hiçbir şey – hâşâ – yaratılmış olmaz. Zîrâ halk etmek, Hâlık’a mahsûsdur.

Îcâd etmek de aynı şekilde bir açıklamaya muhtaç. Îcâd, farkına varmaktır, fark edilenin, bir sisteme dâhil olmasıdır. Yoksa mûcidlerin kendi kudretleriyle halk ettiği bir toplu iğne başı bile yoktur.

Anâsır-ı erbaa denilen hava, su, ateş ve toprak, kâinat gemisine insanın herhangi bir dahli olmadan binmişlerdir. Dolayısıyla, bu unsurların insandan beklediği himmet olabilir mi?

Haddeden geçerek haddini bilmiş kullar, aslâ yaratmaya heveslenmezler. Onlar bilirler ki, Yaradan birdir, eşi ve ortağı yoktur. İnsân-ı kâmil olmanın pek çok şartı arasında ilk akla geleni, Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmektir. Burada telâffuz edilen sevme işinin içine, sevginin değişik renk ve tonları olarak, îcâd etme, farkına varma tefekkürleri de girer. Evet, bütün bunlar birer tefekkür çeşididir.

Şânı yüce Yaratıcı’nın azametini anlamak için, öyle cesâmeti, hacmi, ağırlığı insan aklını, havsalasını alt-üst edecek husûslara bakmamak, aksine miniğin miniği zerre ölçüsünde küçük parçalarda da aynı kudret ummânına dalmak lâzımdır. Bulutların hareketinden tûfâna, kasırgaya, dalgaların kıt’a büyüklüğündeki kulaçlarına bakarak ilâhî gücü idrâk edebileceğimiz gibi, bir mercimek tânesinin içine yerleştirilen veyâ bir karpuz çekirdeğine yüklenen mûcizevî programlara bakarak da, en büyük programcının hem san’at, hem de mühendislik hârikalarına şâhit olabiliriz.

Aynı toprakta, aynı evlekte, aynı el büyüklüğü kadar çukurda, aynı su ve havayı alarak yetişen fesleğenle maydanoz, niçin farklı görünüş, koku ve tattadır? Bu farklılığa, insan mantığı ve zekâsıyla, mâkûl bir açıklama getirebiliyor ve bunu insanın da becerebileceğine kanaatiniz varsa, bırakın tevâzuu, siz de yaratmaya başlayın, yaratabilirseniz…

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: