1 Ekim 2022

Mehmet MAKSUDOĞLU

 

Adam otele gitmiş. Giriş bilgilerini karta yazmakta olan otel kâtibi mesleğini sorunca, yazıcı (şimdilerde 'yazar' dedikleri) olduğunu söylemiş. 'Yâni neyle geçiniyorsunuz?' diye soran otel kâtibine 'kalemle' cevâbını verince, kâtip efendi, meslek hânesine 'kalem tüccarı' yazmış.

Ülkemizde, seviye mefhûmunun pek itibâr görmediği, genel olarak 'rating' putperestliğine saplanan medyada, yakın zamanlara kadar, gerçekten iyi bir seviyeyi temsîl eden bir kanalda Mevlânâ Celâleddîn'le ilgili olarak konuşanlardan bâzılarını dinlerken, insan, ister istemez 'otel kâtibi' tipini hatırlıyor.

'Haddini bilmek', hakîkaten önemli bir meziyyet ve 'aydın'da bulunması gereken bir haslettir. Mevlânâ hakkında konuşulacağı bilindiğine göre, öyle bir oturuma katılmak 'cesâretini' gösterecek kişinin, temel islâmî bilgileri özümsemiş olması yanında, 'tasavvuf' konusunda sağlam bir altyapıya sâhip olması gerekir. Yoksa, 'atom fiziği' konusundaki bir oturuma, 'lisede atomla ilgili bilgi edindim, proton, elektron ve nötronları ben de biliyorum; atomun parçalanmasıyla çok büyük bir enerji açığa çıkıyor' diyerek, konuyla ilgili birkaç da kitap okuyarak katılma 'cesâretini' gösteren kişinin hâlet-i ruhiyyesi ile karşılaşırız. Denilebilir ki, 'ama hep böyle yapılıyor, 'bildiği varsayılan kişiler çağırılıyor'. Doğrudur, hattâ, bâzıları 'rating' putu uğruna (put, çeşit çeşittır; medyanınki 'rating'tir) oturumu horoz döğüşü manzarasına çevirip zevkleniyor; ama, bahsettiğimiz program, yakın zamanlara kadar, gerçekten iyi bir seviyede gidiyordu, gece yarısına yakın bir vakitte başlayıp sabâha yakın bitmesine rağmen, ilgiyle seyrediliyordu. Üzüldüğümüz nokta budur.

İnsan, kendi uzmanlık alanında bile herşeyi bilmeyebilir; bâzı konuları derinliğine kavramamış, bâzılarını da atlamış olabilir. Ancak, milyonların seyrettiği bir oturumda, yanıldığını, bir konuyu yanlış bildiğini kabûl etmek, o konuda doğru görüşü savunanı tasdîk etmek hakşinâslığını, yürekliliğini gösterecek seviye ve hâlet-i rûhiyyede olmalıdır. Bu da her babayiğidin harcı değil, böyle erdemli bir davranışı göteren az sayıda da olsa tartışmacılar görülüyor, ama meydan, genellikle, sesini yükselten, görüşünü beğenmediği konuşmacının sözünü kesme kabalığını, çok tabiî bir şey yapıyormuşçasına tekrarlayıp duranların hâkimiyyetine bırakılıyor.

Bu yazımızda, 'usûl'le ilgili görüşlerimizi belirttik. Tartışılan hususların ele alınıp incelenmesi, birkaç yazıya da sığmaz. Şimdilik, yazımızı, ortaya çıkan bir 'vâkıa' ya işâret ederek ederek bitirelim: Celâleddîn, Hz. Muhammed A.S. hakkıda Farsça olarak yazdığı na't-ı şerîf (öğgü kasîdesin) de, 'Yâ Mevlânâ Hak-Dost' (Ey Gerçek Dost (veya Allah Dostu), Efendimiz) diyor. 'Mevlânâ', 'Efendimiz' demektir; Celâleddîn, Hz. Muhammed A.S.a, 'Efendimiz' diye hitâb etmektedir. Halk, Celâleddîn hazretlerini öyle sevmiş ve saymış ki, ona da 'Mevlânâ' demiş. Öyle ki, artık 'Mevlânâ' denildiğinde, Konya'da medfûn Celâleddîn hazretleri anlaşılıyor. İşin hoş tarafı, ona karşı olanlar da, kendisinden Mevlânâ (Efendimiz) diye bahsediyor, ‘Mevlânâ dedikleri’ filân demiyorlar.

 

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: