Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Büyük Sufi İbni Arabi diyor ki” Tasvirci melundur, din alanında musavvirlik yapmak mümkün değildir.”  Fakat bugünkü dünyanın haline bakınca melunluk yapmak vacip olmuştur. Çünkü verilen eğitim her yerde kavramlarla olmaktadır. İnsanların zihin formatları kavramsal düşünceye göre oluşmuştur. Böyle zihin formatlı kimselere hakikati anlatmanın başka bir yolu da yoktur. Zaten insanlar hakikatten uzaklaşmış durumdadırlar. Bizim yıllardan beri yapmaya çalıştığımız da hakikatin var olduğunu anlatmaya ve vurgulamaya çalışmaktan başka bir şey değildir.  Burada İbn Arabi’nin affına sığınarak bir az melunluk yapmak durumundayım, bu bir zorunluluk halidir.

“ HAKK” KAVRAMI KUR’AN’DA FİİL, SIFAT VE MASTAR OLARAK 290 YERDE GEÇMEKTEDİR. (İlhami Güler)

“Hakk” kavramı Arapça’da literal anlamda haklı olma, hakikat, uygun olma, mutlak doğru, sabit, kesin, yeyid edilme gibi anlamlara gelmektedir. Fakat biz din alanında, marifet lisanındaki anlamlarını öne alacağız. Hakk kavramının özü tevhidin anlatımıdır. Din, mutlak hakikat olarak tevhidin anlatımından başkası değildir. Tevhid, Allah’ın mutlak “ BİR” liğine işaret eder. Tevhid İslam kavramının özüdür. Tevhid, varlık ve var oluşun mutlak anlamda bir oluşu işaret eder ki kelimei şehadet formülü ile ifade edilen haikikatin ta kendisidir.

Var oluş, Allah’ın alemler olarak varlık sahasında tecelliler yoluyla zahir olmasıdır. Bu bağlamda tevhid, tüm yaratılmışların bir bütün oluşturduğunun ilahi birliğinin de adıdır. Tevhid, her an yaratmakta olan Allah’ın gerçek anlamda fiilleridir. Bu nedenle hakikat, mutlak varlık olan Allah ve O’nun fiillerinden oluşan var oluştan başkası değildir. TEVHİD, HAYATIN TA KENDİSİ OLDUĞU GİBİ HAYATA ANLAM VEREN İLAHİ BİRLĞİN DE KANUNUDUR. Tevhid, hayattır, yaşayan ve yeğane olanı ifade eder. Tevhid mutlak gerçekliktir ki bu da ilimdir. İslam olmak, aşkınlığı ve imanı bu gerçeğe göre bilinçle yaşamaktır, bu da özgürlüğün kendisidir.

Hakk kavramı, Allah’ın mutlak anlamda “ Bir” ve gerçek olduğuna işaret eder.

3/2 ayette.” Kendisinden başka ilah olmayan Allah, diri( canlı), kendinden var olan ve bütün varlığa kaynaklık edendir.” Allah, varlığı kendinden olan, bütün  gerçeklerden daha gerçek olan, ibadete en çok layık olandır.”

Hakk kelimesi zatın ahadiyetidir. Aynı zamanda sıfatlar da zata ait zuhur mertebeleridir ki çoğu zaman zata ait sıfatlar halka ait mertebeler zannedilir. Sıfatlar Hakk’a aittir, gerçekliğin temelleri burasıdır. Hakk değişmez olandır, ezeli ve ebedi olandır. Hakk, ahadiyet yani teklik, zatında potansiyel olarak mevcud olan isimleri suretiyle tecelli eder, tecellisi çoktur, sonsuzdur. Ve böylece Hakk, potansiyel olarak zatında bulunan alemlerin suretlerine ayna mesabesindedir. Bu bağlamda “ Hakk” Allah’ın bir ismi olarak hem zatının hem de tüm isim ve sıfatlarının ve hem de fiillerinin mutlak anlamda hakikat ve birliğini işaret eden bir kavramdır.

“Hakk” kavramı, Allah’ın fiillerinin alanı olan var oluşun ontolojik yönüne işaret eder. Ancak ontolojik varlık insanın beş duyusu ile algılanan bir mahiyette değildir. Hakk, akıl kapsamında var olandır. Kur’an ontolojik birliği 39/6 ayette “ALLAH SİZİ TEK BİR ŞEYDEN YARATTI.” Ve 13/31 : “BÜTÜN OLUŞLARI GERÇEKLEŞTİREN ALLAH’TIR.”  Var oluşun fiiller alanı olduğunu vurgular.

Burada ontoloji, epistemeloji ilişkisi çok önemlidir. İdeal olan, ontoloji, epistemeloji bütünleşmesidir. Bütün bilgiler, ontoloji, epistemeloji ilişkisinden kaynaklanır. Baş tacı edilen bilim, Allah’ın fiillerinin bilinmesinden başkası değildir. Her türlü beşeri bilgiler,bilim, felsefe, sanat Hakkı arama serüveninden başkası değildir. İnsanın tüm bilgileri görecelidir. MUTLAK BİLGİ ALLAH’A MAHSUSTUR. MUTLAK BİLGİ İSE SADECE ALLAH’TAN GELENDİR.

34/48: “ Allah hakikat bilgilerini dilediği kulun kalbine atar.” Bu da “ SEZGİ” dir. Gerçek bilgi sezgi ile gelendir. Şu kadar ki “ hakk” kesin bilgi demektir. Kesin olmayan bilgi zanna dayanan bilgidir. Zanna dayanan bilginin epistemolojik açıdan  değeri yoktur.

“Hakk”, beşeri ve sosyal alanda sosyal ahlak ve hukuka tekabül eder. Hukuk hakk’ın çoğuludur. Hakk olması gerekendir. OLANLAR OLMASI GEREKENE UYMADIĞI ZAMAN SORUNLAR DA ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLAR. Bu nedenle hakk, Allah’ın davranışlarına göre insan davranışlarının nitelenmesinde temel ölçüdür. Allah’ın bütün davranışları hakk üzeredir. Hakk, eşyanın doğası, doğanı kanunlarıdır, O’nun düzenidir. Allah’ın davranışları ahlaktır. Bunda sapma yoktur. Allah, insanları da kendi davranışlarına uygun yaşamay davet etmektedir. Vahyin özü budur. Ahlak ve adalet bir var oluş kanunudur. Düzen bu iki değerle yaşam bulur. Bu iki değerin alternatifi yoktur. 3/18: “ Yarattıkları arasında adaleti gerçekleştiren ALLAH’TIR.”  Denilerek, insanlar arasında, ilişkilerde adil davranılması zorunluluğu Allah’ın kanunlarından ileri gelir. Yani adalet evrenin ruhu, evrenin kanunudur.

İnsanın yeryüzünde tevhidi gerçekleştirmesi, ahlakı ve adaleti gerçekleştirmesidir. İşte bu islam olmaktır. İslam olmak havada , metafizik bir şey değildir.. İslam olmak, Allah’a teslim olmaktır.  Bunun karşıtı ise nefse teslim olmaktır. İNSAN YA ALLAH’A TESLİM OLUR YA DA NEFSE TESLİM OLUR. BAŞKA BİR ŞEY YAPAMAZ.

Hacı Bektaş Veli” Adalet her işte hakkı bilmektir. Gönül de hakk’a bağlanmaktır.”  Demiştir.

İnsan için Hakk’ın gerçekleştirilmesi, gerçek olana dayanarak yaşamaktır. Hayat, iyi, doğru ve güzele dayanarak yaşanır. Hakk, itminan, dinginlik,huzur  ve mutluluk halleri böyle elde edilir, onun eseridir. İNSANA VERİLMİŞ OLAN ÖMÜR, SADECE VE SADECE HAKKI İDRAK İÇİNDİR. İNSANIN YARATILIŞININ AMACI HAKKI BİLMEK İÇİN DEĞİL MİDİR?...

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19769278