6 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın,  darb-ı mesel hükmüne girmiş: “Değişerek devâm etmek, devâm ederek değişmek.” cümlesindeki tesbîti, bütün çağlara uygun bir elbise biçiyor. Yûnus Emre’nin: “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası?” sorusunda da aynı hakîkate ayna tutuluyor. İnsanın tabiatında değişme ve yeniye yönelme, en mühim sosyal paya sâhip. Nice isyân, ihtilâl, savaş benzeri toplu hareketin hem kalkış, hem de varış istasyonlarında değişme, yenilik tabelâları asılı duruyor.

Hukukla adâletin mânâ karışıklığı, bulanıklığı, “iyi” ve ”yeni”nin içlerine de sinmiş. Çoğu zaman, bu iki kelimeyi birbirinin yerine geçmiş şekilde görüyoruz. Hâlbuki her yeni iyi değildir. Bütün iyileri de “yeni”den sayamayız. Bunun en karakteristik örnekleri, Türk târîhinde, ucu bize ve bugünlere dokunacak şekilde sıralanmış.

Avâm işi olmaktan çıkmış bir umûmî kanaate nazaran, biz Avrupa’nın ilmini ve tekniğini değil, hayat tarzını, günlük yaşayışını, insânî telâkkîlerini alıp yanlış bir usûle abone olduğumuz için, iflâh ve huzûr kapılarını kendi elimizle kapattık. İlim ve teknoloji ithâli, beşerî hasletlerden sıyrılabilir mi? Japon, Kore ve Tayvan misâlleri bu endîşeyi ortadan kaldıran saf formüller midir? Sualler çoğaltılabilir. Lâkin Türk milletinin kimyâsı, sayılan emsâl ve tereddüt vesîlelerinden çok farklı bir vâdide durduğundan, bize mahsûs yenilerle iyileri, kendi has bahçemizden toplamak lâzımdır.

İngiliz işgâli günlerinden beri suların bir türlü durulmadığı Mısır’da, bir türlü millet olamamanın sıkıntıları yaşanmaktadır. Orada, aynı coğrafyayı, kader birliği yüzünden paylaşan insanlar, Osmanlı hâkimiyeti sonrasında uğradıkları şiddetli şoktan hâlâ kurtulamamışlar ve maalesef millet mertebesine ulaşamamışlardır.

Yavuz Sultan Selîm Hân, 1517’de Kâhire’ye girdiğinde; cadde, sokak ve çarşıda şıkır şıkır Türkçe konuşulduğuna şâhit olmuştu. Seyf-i Sarâyî’nin “Gülistân Tercümesi”, Nil sâhillerine Türkçenin gül suyunu akıtmıştı. İngiliz ve Fransız siyâset bezirgânları Mısır’ı kendi emellerine sermâye yapıncaya kadar, bu kadîm medeniyet sâhası, Türk kültürünün en canlı dâirelerinden biriydi. Tâ Tolunoğulları döneminden 19. asır başlarına kadar, Mısır, Dünyâ’nın en kıdemli milletinin bir uzvu idi. Bahsedilen uzvun vücûddan koparılması, sanılanın çok ötesinde bir şuûr kaybına sebep oldu. Mâlûm beynelmilel senaryo ekibinin elindeki kepçe, Mısır kazanına bu şuûr eksikliği yüzünden, zorlanmadan girdi. Çıkması da, şimdilik mümkün görünmüyor..

 

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: