25 Haziran 2022

Mehmet MAKSUDOĞLU

Bir mesel vardır ya: "O hangi velîdir ki hemşîreleri onu denize attılar?" diyene verilen cevap: "Bu sözün neresini düzelteyim; velî değil nebî (Peygamber), hemşîreleri (kızkardeşleri) değil, birâderleri (erkek kardeşleri), denize değil, kuyuya attılar, o Yûsuf Aleyhisselâm'dır".

Son günlerde bâzı televizyon kanallarında âlâ-yı vâlâ ile kamuoyuna sunulan, Fener Rûm Patrikhânesi kazanlarında kaynatılan, 'kutsal' lığı bâzılarından menkûl yağ olayı, sâdece 'attılar' doğrusunu hâtıra getiriyor.

Önce, 'kutsal' dan başlayalım: 1) kelime olarak, 2) mefhûm (kavram) olarak bakalım.

Kelime olarak yanlış. Doğrusu: Kutlu veya Mukaddes. 'Takdîs edilmiş, kutsanmış' demek olan 'Mukaddes', Arapça kökenli olduğu için beğenilmiyorsa, Türkçesi 'Kutlu'dur. Güzelim 'Kut' sözünün sonuna, buram buram kendine güvensizlik ve aşağılık duygusu kokan, 'Türkçe olmayan' -sal ekini getirmenin savunulacak yanı yoktur. Türkçemizdeki yalnız 'kumsal', 'uysal' ve 'yimsel' kelimelerinde bulunan -sal ve -sel, Arapça âidiyyet, nisbet anlatan 'î' karşılığı değildir; onun karşılığı Türkçede 'lığ', 'liğ' dir. Nitekim vefât etmiş bir müslüman için, onu 'Rahmet'e nisbet ederek, 'Rahmet'le ilişkilendirerek, onun hakkında (Rahmet-liğ yerine, söyleyişte kolaylık için) 'rahmetlik' veya 'rahmetli' deriz. Ölen gayrı müslimler için de, eskiden 'müteveffâ' denirdi. 'Kut'la ilgili, 'kut'a âid, 'kut'sanmış anlamına 'kut-luğ', kısa ve kolay söylenişiyle 'kutlu' denmelidir; bu konudaki doğru Türkçe kelime, 'kutlu'dur. "Bir kelime, yanlış olarak da türetilmiş olsa, Türkçe'ye 'benzer' olduktan sonra, kullanışla, benimsenir gider, çok mu önemli?" sözüne en kısa cevap: "Bütün duvarları tuğla ile örülmüş olan evin bâzı tuğlalarını, 'bu şuranın toprağından yapılmış, şunun toprağı şuradan getirilmiş' diyerek çıkarıp, yerlerine tezek kerpiçler yerleştirmeğe benzer."

'Kutluluk' konusuna gelince: herhangi bir yer, herhangi bir nesne, insanların, yaradılmışların söylemesiyle kutluluk kazanmaz, kutlu olmaz. Kutluluğun kaynağı, Yaradan'dır. İlk insan, aynı zamanda ilk peygamberdir. İnsanlık târihi boyunca, peygamberler ve kutlu kitaplar gönderilmiştir. Çok eski çağlarda Tevrat, daha sonra İncil gönderildi. En yeni Kutlu Kitap olarak insanlığın elinde Kur'ân var. Bizim, kimsenin inancına, hangi dîni benimsediğine bir şey dediğimiz yok; herkes kendi yolunu seçer veya hiçbir dîne inanmaz, bu, kişinin kendi tercîhidir, kendi bileceği bir iştir. Hatırlatmak istediğimiz, sâdece, son kullanma târihi geçmiş bir gıda maddesini almayan insanların, 'Ebedî Hayât' gibi, çok önemli bir konuda düştüğü çelişkidir. Burada, Hz. İsa Aleyhisselâm'ın dilinin Aramca olduğunu, elde Aramca İncil bulunmadığını, en eski İncillerin Hz. isa'dan yüzyıl sonra ve İbranca, Eski Yunanca, Lâtince olarak yazıldığını, İncil olduğu ileri sürülen 72 kitabın, 325 yılında (Doğu) Roma İmparatoru Konstantin'in, o zaman hâkimiyetinde olan, önemli merkez  İznik'te topladığı Konsey'de 319 Kilise Babası tarafından 4 e indirildiğini, günümüzdeki İncil'in böylece 'Matta'ya göre', 'Markos'a göre', 'Luka'ya göre, 'Yuhanna'ya göre' olduğunu belirtmekle yetiniyoruz. Asla, kendilerine 'Hristiyan' diyenleri incitmek niyetinde de değiliz; sâdece, 'olan'ı, 'vâkı‘a'yı ortaya koymak arzûsundayız. Herkes, istediğini seçebilir, dilediği yola gider. Herkesin inancına saygı gösterilir. Ülkemiz insanlarının pek çoğu müslüman olduğuna göre, en azından, bu insanların inancına göre, yenisinin gelmesiyle geçerliği kalkmış bir mesaja uyanların kaynattığı yağın, medyanın söyleyişiyle 'kutsallığının', son kullanım târihi çoktan geçmiş bir gıda maddesinin 'faydalılığı' kadar gerçek olduğunu belirtmekle yetiniyoruz. O eski mesajın hâlâ 'geçer' olduğuna inanan, öyle olduğunu ileri sürenlerle, bu konuyu görüşmeğe, tartışmağa hazır ve istekli olduğumuzu da ekleyelim.

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: