12 Ağustos 2022

Sait BAŞER

Rabbimizin terbiye ediciliği de Sübhan olmaklığının tamlık ve mükemmelliğindedir.
Bu ibâre namazda secde esnâsında söylediğimiz tesbih (Sübhân'ın zikri, kusursuzluk ifadesi yani) biliyorsunuz. Secde esnâsında yaygın uygulamayla, bu ifâdenin üst üste üç defâ söylenmesi gerekiyor.
Secde, yani "mü'minin mirâcı" esnâsında!
Bir alâkası var ki o anda bu ifadedeki mana ile miraç hali örtüşüyor.
Secdenin mahviyeti anında:
"Rabbim, sen kusursuzsun, bütün mükevvenâttaki tasarruflarında, tecellîlerinde eksik-fazla bulunmadığı gibi, benimle ilgili her ne olup bittiyse de, beni terbiye ederken her neyi uygun gördüysen de ondan bu kusursuzluk ışığında tam olarak razıyım ve terbiyeni tam olarak kabul ediyorum... İşte o sebeple de başımı secdene koyuyorum! Önünde hiçbir kalbî itiraz duymadan sana gönlümü teslim ediyorum. Kalbimde senden gayrısına (ki, senden gayrısı yoktur. Her ne ki gayrı sandım evhamdır) yer bırakmıyorum. Senin kusursuzluğunu idrak halim, esasen senin nefha-i ilahin ile var olan beni de o kusursuzluğun sonsuz ufuklarında gaşy ediyor, gark ediyor.
Sana istiğrakım miracımdır...
*
Seni 'anlamak' sana vüsûlün bir türü.
*
Kusursuzluk, bütün Esmâ-i İlâhiyyenin birliğine de işaret ettiğine göre, Sübhan oluşuna bağlı Rabbliğine baş koymakla tam bir acz ve kusur halinden o yüceler yücesi tamlığına, varlığına iltica ediyorum..."
...
...ve daha neler neler...
Her bir mü'min idrakinde bambaşka mana hevenkleriyle açılıp duran bir Tevhid gülistanı olmalı değil miydi bu vâdî?..
*
Secde esnâsındaki yok oluş duyuşu içinden mutlak mükemmele ilişmek, bu idrak ve zevkin ilk perdesiyse, diğer insanlar tarafından duyulmasını dilemek de çok insanî bir talep ve ikinci perdesi tabii...
Hz. Yûnus'un meşhur:

Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi

diyen dörtlüğü, o "visal" tecrübesinin idrak ve şuuruna ulaşmadan can verenlere duyduğu üzüntünün ifadesiydi.
Biz, "Asr-ı Saadet" kavramının tükettiği kuşaklarız. Kendimizin Hakk nezdinde değer taşımadığına inandırılageldik maalesef. Tarih Hz. Peygamber ile bitmiş gibi bir hasta algıya esiriz. Hakk'a visal artık bitmiş bir eski hikayedir ve biz o hikayeyi yüzlerce yıl, tadı bitik cikletler gibi çiğnemeye "iman" demek zorundayız!
*
İnanılması çok güç ama asırlardır günde kırk defa o secdeye başımızı koyduğumuz halde, sanki kendimiz adına secde etmez gibi, birilerinin gönlü olsun diye yatıp kalkıp duruyoruz!
*
O din adına birbirimizi yemelerimiz, cihanı cehenneme döndürüşlerimiz ise kırkbin katlı bir trajik komedi!

Yazar Hakkında:

Sait BAŞER

Sait BAŞER

Araştırmacı - Yazar
 
Aralık 1957 tarihinde Isparta-Yalvaç’ın İleği köyünde doğdu. İstanbul Sağmalcılar Lisesini bitirdi. Üç yıl Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde yüksek öğrenimini tamamladı(1982). “Yahya Kemal’e Göre Türk Kimliği ve Görüşlerinin Kamuoyundaki Yansımaları” konulu teziyle doktor oldu(1996). Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1984-1994 yıllarında Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nın neşriyat müdürlüğünü yürüttü. Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın Yazı İşleri Müdürü idi.
Türk kültür ve inanç tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınır. Türk Edebiyatı, Türk Yurdu, Doğu Türkistan’ın Sesi, Kültür Dünyası dergilerinde yazdı. Çok sayıda yayımlanmış makjalesi ve kitabı vardır.

Yazarın diğer makalelerinden: