9 Aralık 2022

Esat ARSLAN

Türk’ü anlatmak için sık sık kullanılan “At, Avrat, Pusat” şeklinden ziyade, daha çok da “At, Avrat, Silah” dilimize yerleşmiş özdeyiş mertebesindeki bir vecizedir. “Pusat” sözcüğü, Türk ve Altay kültüründe ve mitolojisinde silah anlamına gelmektedir. Bu özdeyiş gizemli bir biçimde Türk’ün varlık sebebi olan bu üç varlık için aynı zamanda ne kadar da saldırgan olabileceğini göreceli olarak vurgulamaktadır. Bir başka deyişle, Türklerin vazgeçemeyecekleri ve uğruna ölümü göze alabilecekleri bu üç kutsal varlık onların savaş ve namus anlayışını da gözler önüne sermektedir.

Oysaki bu görüş ve bakış açısı öylesine sığ ve yanlıştır ki, Türklerin evlerine çekildikleri inzivada ve yaşamlarının mütevazılıği dışında doğaya coşkuyla tutku içersinde bağlı oldukları yadsınamaz bir gerçek olduğu nedense görülememektedir. Türkün yaşamında su ve doğanın eşsiz florası coşkularının en üst seviyede yer işgal ettiği su götürmez bir gerçektir. Su, eski dilde “göz” anlamına gelen, Divan edebiyatında sıkça kullanılan “çeşm” sözcüğü ile bütünleşmiş ve içinde suların toplandığı ve çağladığı “çeşme” adını almıştır. Çeşmeyi“insan gözü” ile bütünleştiren bu hümanist Türk düşünce sistemi, su kaynağına da “göze” demesini bilmiştir.

İşte bu Türk’ün bu üstün doğa sevgisi özelliklerinden dolayı, büyük Türk dostu Türk tarihi ve Türkiye izlenimlerini “Doğu’ya Seyahat” ve “Türkiye Tarihi” adlı eserlerinde toplayan Fransız yazar Lamartine (1790-1869),

”Asya’nın dağlarında ve vadilerinde doğanlar beraberlerinde oluşturdukları belleklerinin saraylarında kırsal nitelikte imgeler ve tutkular meydana getirirler”

Demekteydi. Lamartine sözlerine devamla;

“Doğayı süsleyecek kadar çok severler. “Kadın, At, Silah, Çeşme, Ağaç” Osman’ın çocuklarının beş cennetinin bunlar olduğu kuşku götürmez.”

Diyerek, Türk’ün insani duygularla bu beş önemli hasletini ve cennetini gözler önüne sermektedir. Ama nedense günümüzde bunlardan kala kala elimizde bir “döner bıçağı” kalmıştırı, onu da ya kadını-kızı yâda kendi hanımını, eşini öldürmek için kullanıyoruz. Şimdi soruyorum size, bunun “Namus Belasına Kardeş” denilmesiyle ne alakası var? Ecdadımızı analım, en azından onlar gibi olalım yeter…

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: