28 Ekim 2021

Büyük dil âlimlerimizden rahmetli Reşid Rahmeti Arat, “Eski Türk Şiiri” isimli eserinin “Fal Kitabı” bölümünde Turfan Yazmalarından bahsederken şöyle bir mısrâ kaydediyor:

“Ündeçi til agız tapgay”*
“Ses verecek dil, ağız bulur.”

diye bugünkü Türkçeye aktarılabilecek bu söz cevheri, neresinden bakılırsa bakılsın, hakîkî şiirdir. Eskilerin “mısrâ-i berceste” dedikleri cinsden, bir kelâm yakamozu, Uygur atalarımız tarafından Turfan’da tutuşturulmuş. Bu kelime şölenini, hiçbir şeyin gizli kalmayacağı hikmetine anahtar yapabileceğiniz gibi, san’at parıltıları içinde muhteşem kâşânelere de dekor sayabilirsiniz. Fakat, âciz kanaatimize göre, bu asır-dîde mısrâ, asırları delerek bize verdiği mesajda, kendisinden önceki Türk asırlarını, “Ergenekon” vâkıâsı ile kucaklayıp önümüze koyuyor.

Bilgeler bilgesi Bilge Tonyukuk, kendi adıyla anılan âbidenin güney cephesine şu ifâde ile başlıyor:

“Kiyik yiyü tabışgan yiyü olurur ertimiz. Budun boguzı tok erti. Yagımız tegre oçuk teg erti, biz isig ertimiz. / Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin boğazı tok idi. Düşmanımız etrâfda ocak gibi idi, biz ateş idik.”

Kök Türk yaşayışını taşlara kazıyan Tonyukuk, Turfanlı Uygur bilgelerinden önce, yine “Ergenekon” telmihleriyle bir kelime sofrası kurmuş ki, her harfi yayından çıkmış ok gibi, demir eriten körük gerilişi gibi.

Buhârâlı Emine Hanım’la İpekli Tâhir Bey’in oğlu olarak, Türklük Âlemi’nin maşrıkla mağribini birleştiren Mehmed Âkif Ersoy, “Kahraman Ordumuza” ithâf ettiği “İstiklâl Marşı”mızda, hem Tonyukuk’un, hem de Turfanlı Uygur atalarımızın bu “Ergenekon”hassâsiyetini, Türk Bayrağı’na adayarak dile getiriyor:

“Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım!
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım!”

Milletin târifini yeniden yapmak isteyenler, Orhun Nehri’nin kıyılarından Turfan şehrinin yemyeşil bağlarına bakarak Ankara’daki Tâceddin Dergâhı’nın duvarlarına yaslansınlar. Ergenekon’daki dağ eriten azmin ateşini, hâlâ aynı har ve korda göreceklerdir. Türk’ün, zamâna kemend atan çelik irâdesini haykıracak sesi de, ağızı da, ocağı da, ilk günkü ter ü tâze duruşunu el’ân muhâfaza ediyor. Bundan şüpheye düşüp de onu teste tâbi tutacakların, vay hâline!.

 

*Reşid Rahmeti Arat, Eski Türk Şiiri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991, s. 294

 

 

 

Bu yazarın diğer makaleleri