5 Aralık 2021

Hasan Fevzi BATIREL

Bir insanın hayatındaki en önemli anlar nelerdir? Sıralayalım mı?

Okula başlaması.

Âşık olması.

Evlenmesi.

Meslek sahibi olması.

Çocuklarının doğumu.

Ebeveynlerini kaybetmesi.

Torun torba sahibi olması.

Eşini kaybetmesi.

Ölümü…

Doğru sıraladık herhalde, ama sıraya uyulacak diye bir kural yok. Genel bir hayat akış sıralaması bu. Sıklıkla uyulmayan bir sıralama. Farkındaysanız aralarında mal mülk sahibi olması, dünyalığını yapması gibi anlar yok. Belki ilk evini alması, ilk parasını kazanması da bunlar arasında olabilir.

İnsana en çok dokunanı ebeveynlerini kaybetmesi… Bir anda yalnız kaldığınızı, hayatın o döngüsünün bir gün sizi de öğüteceğini en net şekilde anlatıyor sizlere. Sizin dünyaya gelmenizi sağlayan kişi dünyayı terk ediyor.  

Bu aralar yazamadım. Çünkü elim varmadı. Gönül dilim sustu sanki duygularımı düşüncelerimi bir türlü yazıya dökemedim.

Hekimlik mesleği kurtarıcı oluyor böyle depresif anlarda. Hastalarını bana göstermek için irtibata geçenlerin çoğu babaları veya anneleri için arıyorlar. Ana babaları iyileşsin, onlarla sağlıklı günler geçirebilsinler diye bir arayış içerisindeler. Belki onlar için beraber geçirecekleri 1-2 yılın çok önemi var. Bazısı sevgisinden, bazısı geçmiş pişmanlıklarını telafi etmek istediğinden, bazısı ise yalnız kalma korkusundan bir çare arıyorlar. Bir kurtarıcıya, iyileşmeye vesile olacak birisine ulaşmak istiyorlar.

Kurtulması zor bir hastalıktan tamamen iyileşmek insana ikinci bir yaşam hediye edilmesi gibi oluyor. Bazense beraber geçirilecek aylar veya yıllar geçirdiğiniz en önemli anlar oluyor.

Kalemin yazması için insanın başkalarının hayatlarına dokunması gerekiyormuş. Genç bir hastaya çocuğuyla geçirebileceği yılların önünü açmak, babasının kanser olmadığını öğrendiğinde sevinçten gözyaşlarını tutamayan kızını görmek, yaşını almış annesinin iyileşmesi için her türlü fedakârlığına katlanan bir kıza şahit olmak insanın gönlüne bir yol buluyormuş.

Hayat bir şekilde geçiyor.

Herkes ömrünü yaşıyor, üzüntü, mutluluk, kızgınlık, sakinlik, hepsi bu hayatın bir parçası olarak karşımızda. Hayatın geçiciliğini ve ölümü bu toprakların insanları çok güzel kabullenmişler, ama muhteşem de söylemişler;

“Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı!”

Ah ayrılık ve hasret!

 

 

 

Güneşin batışı hayatın geçiciliğini ve ışığa olan hasreti, sade fakat bir o kadar vurgulu şekilde anlatıyor...