1 Aralık 2021

Fatih AKMAN

Türk milliyetçiliği üzerine yazılan onlarca kitap var. Ve bu kitaplarda da yine onlarca farklı tanım, anlayış, değerlendirme söz konusu. Hatta Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışını Hunlara kadar götürenlerden, Fransız İhtilali’nden kaynaklanan bir rüzgar olarak değerlendirenlere kadar onlarca farklı görüş. Bu konularda konuşmak, “Türk milliyetçiliği şudur..” tanımları yapmak içi boş entelektüel lakırdılar hüviyetinden de öte gidemiyor artık. Öyle veya böyle, doğru yahut yanlış, ortada fikrî ve siyasî geçmişi ile bir Türk milliyetçiliği var ve tarih içinde gelişen fraksiyonlar bugün de çeşitlenerek varlığını sürdürüyor. Nitekim bizim konumuz da şimdilik bu mesele değil.

Türk milliyetçiliği bugün hâlâ bütün problemlere rağmen toplumdaki yerini koruyor. Ancak zaman içinde bu düşüncenin ortaya koyduğu birtakım gelenek ve ilkeler erozyona uğramaktan kurtulamıyor. Erozyonla yitip giden birçok şey sayabiliriz ama gündemle de yakından ilgili olan “sivil toplum ruhu”nu önceliğimiz olarak ortaya koymak daha fâideli olacaktır.

Bu ruh, devletten bağımsız olarak, vatandaşların arzularını, haklarını, isteklerini, tepkilerini, reaksiyonlarını, hayallerini ilh. kitlesel olarak ifade edebilmesine imkan veren bir ruhtur. Sivil toplum ruhu, devletin baskı ve tahakkümünden azade olarak “birey için varolan devlet” anlayışının da gün yüzüne çıkmış bir halidir. Hatta söylenebilir ki devlet mekanizmasını harekete geçirmeye, devlete baskı yapmaya yarayan da bir silahtır.

Türk milliyetçiliği de tarihte sivil toplum ruhu ile nice mücadeleler vermiş, nice başarıların kapılarını aralamıştır. Misal vermek gerekirse, Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları ve Türk Ocaklı aydınlar eliyle İstiklal Mücadelesi sırasında başta Sultanahmet Mitingi olmak üzere yurdun dört bir yanında işgale karşı yapılan sivil mücadele böyle bir tanımlama içerisindedir. Bu sivil toplum ruhu, bu kamuoyu oluşturma kabiliyeti sayesindedir ki İstiklal Mücadelesinin askerî ve silahlı evresine geçiş sağlanmış, geniş halk kitleleri bu hususta canını ve malını da ortaya koymak üzere bu mücadelede yer almıştır. İzmir’de Yunan’a ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin de işte bu mitinglerin önde gelen isimlerinden, simalarından biridir. Tarihte bunun gibi yine birçok örnek vardır. I. Dünya Savaşı’nda Averof Zırhlısı meselesi sebebiyle yapılan boykotları da, uluslararası alanda dahi ses getiren bir sivil toplum başarısı olarak değerlendirmek gerekir.

İşte bu ve bunun gibi nice örnekler göstermektedir ki sivil toplum ruhu milletlerin hayatında ve dahi devletlerin bekası için elzem bir aksiyon alanıdır.

Bugün, Kürtçü Barzani ve çeteleri, “Kürdistan” devletini kurabilmek adına önemli bir adım atmış ve referandum yaparak ileride uluslararası arena ve kamuoyunda kendisinin elini güçlendirecek olan referandumu gerçekleştirmiştir. Türkmeneli coğrafyasında yer alan ve Irak Anayasası’nda dahi ihtilaflı bölge olarak sayılan Türkmen şehri Kerkük’ü de bu referanduma katarak arzu ettiği “Kürdistan”ın muhtemel topraklarının nereleri kapsayacağı üzerine de ciddi bir mesaj vermiştir.

Burada Türk Devleti’nin zamanlama hataları ve hâlâ devam eden çelişkili ifadeleri dolayısıyla Barzani’nin çok yakın bir zamanda daha cesur adımlar atmasının da hayal olmayacağını bilmek gerek.

Tüm bu hadiseler gerçekleştiği esnada ise Türk milliyetçileri “Twitter” da gündem oluşturmaktan öte, halkın tamamına ulaşacak bir sivil toplum ruhu ortaya koymakta sınıfta kalmıştır. “Kerkük’e beş bin ülkücü” propagandası ise bu eksikliğin üzerine tuz biber ekmekten öte bir şey olmamıştır. Türk Devleti’ni harekete geçirmek için yurt genelinde çeşitli mitingler, protestolar yapmak, beş bin ülkücünün değil, bizzat Türk askerinin Kerkük’e girmesini sağlamak ve istemek yolunda pek de bir çaba ortaya konamadı. Beş bin ülkücünün görevi, yasalar çerçevesinde devlete bu hususta baskı yapmaktı.

Ama yazımızın başında ifade ettiğimiz sivil toplum ruhundaki erozyon bunu engelledi. Bilmiyorum ki, yuvarlak bir masa etrafında cin çağırma seansı yapar gibi o eski ruhu çağırmanın bir faidesi olur mu?.. Olmaz, olmaz dememek lazım. Türkiye’de şaşırmamak bir lüks oldu artık…

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden