19 Ağustos 2022

Esat ARSLAN

Aslında “Radikalizm” için, çok da güzel üretilmiş bir sözcüktür, “Köktencilik”... “Modernizm” ve “Gelenekçilik”in karşısında bir anlam taşır. Demem o ki, geleneği yetersiz görüp geliştirmeye çalışan “Modernizm” ile geleneği yeterli görüp gelişimi durduran “Gelenekçilik”’e tamı tamına zıt bir kavramdır, “Radikalizm”. Radikalizm “geleneği” yeterli görmeyip, doğrudan onu yok etmeyi, ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. 59 kişinin yaşamını yitirdiği, 500'den fazla insanın yaralandığı ABD tarihinin en kanlı “Las Vegas Saldırısı” ile “Radikalizm” irdelenmeye, tekrardan bellek tazelemesine yol açmıştır. Bu saldırı doğrudan doğruya “Amerikan Modernizm”i, Amerikan yaşam tarzına ve muhafazakarlığına bir meydan okumadır. Öküzün altında buzağı aranmasın, ama... İnsanlığın yanlış inanışlar üzerinden bilinçli veya bilinçsiz kör radikalizmin, yokediciliğinin ve teröre doğru itilmesi, gencecik çocukların bu üçlemeye kurban edilmesi, hep bu yanlış kurgulamanın eseridir.

Bırakalım, FBI-CIA çekişmelerini bir yana, FBI, bu olaya anında teşhisini koymuştur. Hiç öyle ABD, çıkarı ve getirisine bakmaksızın belki de ilk kez saldırganın, eylemi üstlenen DAEŞ dâhi herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının olmadığını açıklamak zorunda kalması, bu doğru bakış açısının bir göstergesidir. Komplo kuramlarına bel bağlamaksızın FBI’ın bu açılımı “Amerikan Radiakalizmiyle Mücadele” anlamında yüreklere su serpen bir gelişmedir. CIA’in geriletilmesi bakımından bu gelişme gerçekten önemlidir.

Bu kör saldırıdan rant üzerine rant koyup, çıkarlarını genişletmekten medet umanlar, istediğiniz kadar medya ile bunu DAEŞ’e dolayısıyla “İslamî Radikalizm”e, ya da yaygın terimle “Fundamantalist, Köktendinci İslam”’a fatura etmeye kalksınlar, bu olayın kimyası ötekileştirmeye çalıştıklarınızla uyuşmamaktadır. Peki, kapalı kapılar arkasında saldırganın bir ay önce Müslüman olduğu şayiasının yayılmaya çalışılmasına ne dersiniz? Nedeni sizce ne olabilir? Nedeni açık. Öyle bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır ki, “DAEŞ eşittir İslam, İslam eşittir katliam, kıyım, kırım” utanılmasa “Soykırım” bile denilebilecektir. Oysa Las Vegas canisi Paddock'un otel odasında, yarıdan fazlası tam otomatik olmak üzere 23 silah ele geçirilmiştir. Ayrıca evinde yapılan aramada da çok sayıda silah ve patlayıcı malzeme bulunmuş, yetkililerin verdiği bilgiye göre, aramalarda Paddock'a ait olduğu sanılan toplam 47 silah kayıtlara geçirilmiştir. Adamın, arabası, evi, her yeri olmuş cephanelik ve silahlık...

Peki şimdi, sormak lazım değil mi? ABD’de bu kadar silah edinen bu adama dur diyen yada diyecek bir makam yok mudur? Bir kere en son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. ABD’de silahlanma anayasal bir haktır. Anayasanın, daha sonra “Haklar Bildirgesi” olarak adlandırılan on maddesi 15 Aralık 1791 tarihinde ilk ABD Kongresinde oyların üçte ikisiyle kabul edilmiş, daha sonra da Eyalet Yasama Meclislerinde gerekli dörtte üç ekseriyet ile onaylanmıştır. ABD Anayasası ya da yaygın ismiyle Halklar Bildirgesi’nin  2. Maddesi bu silahlanmayı “Milis” ya da “Halk Ordusu” düzeyinde ele almıştır.

“Düzenli bir milis gücü, özgür bir eyaletin güvenliği için zorunlu olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlâl edilmeyecektir.”[1].

ABD deki en temel “Ateşli Silahlar Yasası” işte bu maddeyle şekillenmektedir. Haydi, değiştirebiliyorsan 1791’den bu yana 226 yıldır yürürlükte olan bu maddeyi değiştir de görelim. Mümkün mü? Demokratlar bile bu maddeyi gündeme taşıyamamışlardır. Ayrıca şu an iktidar olan Trump liderliğindeki Cumhuriyetçiler bu maddeden yana tavırlarını devam ettirmektedirler. Olaydan hemen sonra açıklama yapan Başkan Trump, “bu saldırının silah edinme yasalarının değiştirilmesini” "şu aşamada" gündeme getirmeyeceğini söylemiştir. Anayasadan, yasa boyutuna inildiğinde ise bürokrasi daha da bir karmaşıklaşmaktadır. İşte bu nedenle ABD'de eyalet, eyalet değişen “Silah Yasaları” biraz daha çetrefilli bir durumu dikte ettirmektedir. Örneğin, bazı eyaletlerde tam otomatik silahlar serbest iken, bazı eyaletlerde yalnızca yarıotomatik silahlar serbesttir. Ülke çapında silah edinme bakımından, diğer bir deyişle sayısal bazda da kişilere yönelik pek kısıtlama görülememektedir. Bakarmısınız cani 47 silah edinmiş ve hepsi de yasal...

Bütün bunlardan sonra demem odur ki, ABD anayasası mevcut hali, bu yüzden kan ve şiddet üretmektedir. Dünya Savunma sanayiinin % 55’ini elinde bulunduran, devamlı silahla doların yer değiştirdiği ABD savunma sanayiinin alabildiğine gelişmeye devam edeceği düşüncesi olayın boyutunu daha da korkutucu bir duruma sokmaktadır. Peki ne yapılmalıdır? Artık bu kör döngüye dur deme zamanı çoktan gelmiştir. Bu travmaları önleyebileceklerin şapkayı önlerine koyarak yapılması gerekenleri insanlıkla paylaşmaları her şeyden fazla elzem görülmektedir.

Bir de bu yazgının Türkiye’deki izdüşümüne bakıldığında durum bir o kadar endişe ve kaygı verici boyutta olduğu gözlemlenmektedir. Yani? Yanisi şu: FETÖ kalkışmasından sonra kapalı kapılar arkasında devletin bekası için, “Halk Ordusu” ve halkın silahlandırılmasının tartışılması, ya da ABD Halklar Bildirgesi’nin 2. Maddesine benzer bir maddenin Türk Hukuk mevzuatına girmesi yolundaki terennümlerin artmasının getirebileceği endişe ve kaygıdır. Bilmem, anlatabildim mi?

Dipnot

[1] The Bill of Rights, 17 December, 1791, 10 Amendment, Article II, “A well regulated militia, being necessary to the security of a free State, the right of the people to keep and bear Arms, shall not be infringed.”

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: