Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

“SOKRAT” KENDİNİ BİL KENDİNİ TANI! Diyeli yüzyıllar oldu. Hz Peygamber de “ Nefsini Bilen Rabbi’ni Bilir!.” Diye insanı kendi doğası üzerine düşünmeye, doğasını doğru kavramaya ve buna uygun yaşamaya çağırır. Çünkü insanın hayat serüvenini bilgi ve bilgiye dayalı eylemlerden ibaret değil midir?.

Maalesef, yine insan tarafından insan doğası yeterince ve gerçek olarak bilinmemektedir. Bütün sorunlar, bireysel ve toplumsal boyutta insanın kendi doğasını/ fıtratını doğru kavrayamamasından kaynaklanmaktadır.

İnsan doğası modern çağda batı dünyasında yeniden tanımlandı ama bu tanım  kuşa çevrilmiş tanım olarak ortaya sürüldü. Batı insan doğasını beden ve zihin olarak tanımladı. Bu tanım modern insanın manevi çöküşünü de beraberinde getirdi.

Modern insan maddi yönden zirveye çıktı, maddenin sınırlarını zorlamaya başladı ama manevi yönünü kaybetti ve çöktü, hayatı problemlerle dolu olarak yaşamaya başladı. Bu süreçte insan kendi özünden uzaklaştı, yalnızlaştı.

İnsanın doğası ruh ve beden ikilisinden ibarettir. Ruh insanın manevi boyutunu, beden ise maddi boyutunu oluşturur. Modern insan ruhunu göremeyecek kadar körleşmiş, salt bedenile yaşamayanın mücadelesini vermektedir.

Evren kavramı ile zaman ve mekan boyutlu bizi kuşatan gerçeklik anlatılmak di, istenir. Evrende varolanlar maddi ve manevi boytuludur. Ve kendi var oluş katmanlarında  düzen içindedirler.

Evrenin özü ruhtur. Madde ruhun örtüsüdür. Ruh, Allah’ın yarattığı en şerefli ve latif bir şeydir. Ruh, Allah’a en yakın mertebededir ve ipleri Allah’ın elindedir. Allah tüm varlıklara ruh ile tasarruf eder ve yönetir. Var oluş engin bir mana denizidir. İnsanlar bu denizde yüzen balıklar gibidir. İnsanlar, akıl ile maddi ve manevi tüm varlıkları bilebilecek durumdadır. İnsanlar akılları nisbetinde bu mana denizinden ilim alırlar ve onunla beslenirler. Böylece her insan bulunduğu yere göre bilgilerle beslenir. KİMİLERİ DENİZİN DİBİNDE KİMİLERİ DE SUYUN YÜZÜNDE...

Engin mana denizi, idrak denizidir. Hakikat denizinden/ idrak denizinden, gerçeğin peşinde olanlar, bu yolda azimet gösterenler sonunda azimet gemilerine binerler ve o gemilere yolcu olurlar. Azimet sahipleri için denizdeki dalgaların hiç ehemmiyeti yoktur.

Değerli bir ilahiyatçı olan Hasan Onat’ın yerinde ifade ettiği gibi “ İnsan, evrende tutunabilmek için doğru ve güvenilir bilgiye muhtaçtır.” Şu kadar ki insan bilgi ile insan olur demekte bir hata yoktur.

Bilgi ise bilgini konusu olan hakikatin üç kaynağından  elde edilir. Bunlar Allah, insan ve evren üçlüsüdür.  Bu üç kaynaktan biri eksik olursa varlık münasebetleri de alt üst olur, insan da alt üst olur. Bu üç bilgi kaynağı mutlak anlamda var olanlardır. Bilgi, varolanlar için söz konusudur. Var olmayanların bilgisi olmaz. Bu üç kaynak hakikatin anlamını ortaya çıkarır.

Bu üç varlık alanının mahiyetini ve birbirleriyle ilişklerini yeterince kavramadan hakikatin bilgisine, bilincine ve anlamına ulaşmak mümkün değildir.

Yukarıda “ NEFSİNİ BİLEN RABBİNİ BİLR.” Sözünün anlamı,insanın bu üç varlık alanına nüfuz edebileceği, bilgilere ulaşabileceği anlamına isarettir. Şu kadar ki varlığın ve var oluşun anlamı insan gerçeğinde kendini gösterir. İnsan doğası tüm varlık alanlarını bilebilecek durumdadır. Nitekim, Mevlana Hazretleri “  İnsanda bütün alemler dürülmüştür.” Diye belirtir.

Ruh, varlığın özü olduğundan tüm bilgi ve bilinç ruh vasıtasıyla elde edilir. Akıl ise ruhun bilme yetisidir. Bilgi ruh hallerine göre ortaya çıkar. Kesin ve mutlak bilgi saf ruh halinde ortaya çıkar.

Biz insanlar hep akıldan söz ederiz, oysa akıl ruhun marifetidir. Akıl kavramı konuunda farklı yaklaşımlar vardır. Akıldan herkesin anladığı farklıdır. Bu nedenle bilgi sorununa yaklaşımlar da farklıdır. Bilgi sorununa yaklaşımların farklılığı insanı da alt üst etmektedir. İnsanı sınırlandırma, hayatın gayesi ve anlamının üstünü örtmektedir. Batıda modern dönemin bilgi paradiğması Descartes’in kartezyen felsefesiyle ontolojik yapıyı ikiye ayırarak varlık alanında bir parçalanma oluşturdu. Bu parçalanmaya göre bilimin akıl ve madde anlayışının temellerini attı. Bilin, Bacon’un katkılarıyla amprik gözlem ve deneye dayalı pozitif bir bilgi olarak tebarüz etti. Duyu organlarıyla algılayamadığımız ve teste tabi tutamadığımız her türlü bilgi bir şekilde fikir yürütülemeyen ve bilinemeyen bir bir bilgi olarak kabul edildi. Bilinemeyen bilgi ise mekanik evreni ve mahiyetini açıklamada hiç bir işe yaramayandır.

Sonuçta bilgi sorununa yaklaşım zihniyeti de biçimlendirdi. İnsan hayata, varlığa zihniyete göre bakar, değerlendirir, hükümler verir ve bu hükümlere göre davranışlar ortaya çıkar. İNSANLIĞIN YAŞADIĞI SORUNLARIN ARKA PLANINDA BU ZİHNİYET BULUNMAKTADIR. Yani hakikati nesneler alanı ile sınrlandıran insanlık bu gün bunalmış ve nesneler alanını aşma çabası içindedir. Nesneler yaratılmış şeylerin bir yüzüdür ama hepsi değildir. Madde alanı nasıl gerçekse maneviyat alanı da o kadar gerçektir. Her iki varlık alanını yaratan Allah ta öyle gerçektir.

Şimdi akıl, varlık ve özgürlük ilişklerinin nasıl ortaya çıktığına gelelim.

Akıl sadece insanda vardır. İnsan Allah’ın kendine emanet olarak verdiği aklın mahiyetini yeterince kavrayamadığı için aklın bilme gücünü sınrlamıştır. Aklın bilme gücünü sınırlandıran insanın bizzat kendisidir. Bütün bunlar akıl ve bilgi eksenli sorunların üresine neden olmuştur. Akıl, beşeri bilgi kulvarlarında çok farklı ele alınmıştır. Akla en geniş yer veren din alanı olmuştur.

Nitekim Gazali akıl konusunda geniş açıklamalarda bulunmuştur. Hazret bu konuda şöyle demektedir: “ Varlıkların hepsi aklın dolaşım alanındadır. Hiç bir hakikat akıldan gizlenemez. Akıl, ruhun sıfatları dahil her şeyi bilebilr. Akıl hem başkalarını hem de kendini bilir. Nefsini bilmek suretiyle ilmini de bilir. Akılda sonsuzu bilme gücü vardır. Akıl yanılmaz ama aklın görüşlerinde yanıldıklarını görürüz hayatta. Bu  durum aklın yapısından kaynaklanmaz. İnsanın nefsinde bulunan evham, hayaller, bayağı inançlar aklın hükmü sanılmaktadır. Yanılma buradan ileri gelir. İnsan potaansiyel olarak idrak edicidir. İnsan kendi doğasında bulunan bu güçleri, perdeleri yırtarsa bilfiil idrak edici olur.”

Tecrübelerime göre söyleyim. İnsanın akıl konusunda en büyük sorunu “ BİLGİ ALANI “ ile “ BİLGİ EDİNEBİLME ALANI” farlı anlamlardadır. Bilgi alanı, bilgi edinebilme alanının içindedir. İnsanın bilgi edinebilme alanı sonsuzdur. İnsanın edindiği bilgler sonludur. İnsan Allah’ın yarattığı tüm sistemi bilebilecek durumdadır. Din aklın aşkın varlık alanı ile ilgilidir. Akıl, sadece Allah’ın zatını bilemez. Din, akıl üstü varlıktan gelen mesajdır. Bu nedenle bu alan imanla ilgilidir. Akıl, mutlak varlıkla ilgili bilgilerin mümkün olduğunu kabul eder.                                      Bilginin aklın sınırlarını aşması ile akla aykırı olması aynı şey değildir. Din aklılla çelişmez. İman da aklın alternatifi değildir. Akıl ile imanı karşı karşıya getirenlerin akıllarına şaşmak gerekir. Anladığım kadarıyla vahiy insanın önünü açmaktadır. İnsana doğru doğru düşünebilmesi için prensipler vermektedir. Allah insana vahiyle destek olarak insanın bilinmeyene doğru cesaretle yürümesini, kendini inşaa etmesini, hayat serüveninde başarılı olmasını sağlamaktadır. Zira insan bildiği sınırlı şeylerle cehalet mahzenine düşer. İnsanın tüm akıl  yürütmeleri bildiği şeyler çerçevesinde değil midir?

BÜTÜN BUNLARDAN SONRA İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU İÇİN TEK SÖYLENEBİLECEK ŞUDUR:  İNSAN BİLDİĞİ KADAR ÖZGÜRDÜR. YANİ İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRI BİLGİLERİNİN SINIRDIR. BİLGİLER DE AKLIN SINIRIDIR.

ÖZGÜRLÜK BİR YAŞAMA HALİDİR. İNSAN BİLGİLERİNİN SINIRIYLA YAŞAMA HALİNİ KENDİSİ ELLERİYLE KURAR. HAYATI KURAN İNSANIN KENDİSİDİR. ALLAH’IN YARATTIĞI HAYATTAN ALDIKLARI DA, NASİBİ DE BÖYLECE ORTAYA ÇIKAR. ALLAH’IN TEK BİR HAYAT KANUNU VARDIR Kİ O DA ÇALIŞMAKTIR. “ İNSANA ÇALIŞMASININ DIŞINDA KARŞILIK YOKTUR.” AYETİ BU VAR OLUŞ GERÇEĞİNE İŞARET EDER. ANCAK ŞUNUDA SÖYLEMEK DURUMUNDAYIZ. BU ÇALIŞMA HER İKİ ALEM İÇİNDİR. HEM MADDİ HEM DE MANEVİ...MANEVİ ALANDAKİ VELİLER ANCAK ÇALIŞARAK BU MANEVİ MERTEBELERİ ELDE ETMİŞLERDİR. YATTIĞI YERDE , SÖZLE, LAFLA BU İŞLER OLMAZ. LAFLA SUFİ OLANLAR TARİHTE GÖRÜLMEMİŞTİR.

İlim sonsuz bir evrendir. Onda n ne yaparsak tüketemeyiz. Ondan ne kadar beslenirsek, kendimizi o denli gerçekçi olarak gerçekleştirebiliriz. Böylece kendi fıtratımıza aykırı duruşlardan kurtulmuş oluruz.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

17359561