Güncel Yazılar

 Ömer AĞAÇLI

Kevser ve tekasür, Kur’an’da insanın var oluş serüveninde kendini gerçekleştirmesine ilişkin sure adıdır. İnsanın yaratılış amacı ve bu amaç doğrultusunda kendini gerçekleştirmesi; Allah’ı bilmek ve Allah’ın yarattığı fıtrata göre yaşamaktır. İslam kavramı, fıtrata göre yaşamaktır. Allah insanın fıtratını yaratmış, onun nasıl yaşaması gerektiğinin manevi pusulasını önüne koymuştur. İnsan dünyada manevi pusula olmadan yaşayamaz, yolunu, yönünü bulamaz, savrulur, mutsuz ve bedbaht olur. Dini kabul etmeyenlerin anlayamadığı konu budur. Salt akılla, fiziksel alemin, maddi alemin bilgisiyle yaşayamaz. İnsanın metafizik yönü vardır, bu da dinin konusudur. Nefs hayvani ruh haline işaret eder. İslam olmak, hayvani ruh halinden yakayı kurtarıp üst düzey ruh hallerine yükselmektir, böylece olgunlaşmaktır. Allah olgun varlıktır. İslam olmak, insanın Allah’a benzeyerek olgunlaşmasından başka bir şey değildir. Nitekim Hz. Peygamber : “ Din, Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmaktır.” Diyerek dinin ne olduğunu tanımlamıştır. Dinin başka bir tanımı da yoktur.

İnsan hayatı ruh ve nefis arasında bir sarkaç gibi gidip gelmelerden ibarettir. İnsan ya yüzünü Allah’a dönerek yaşar, ona yaklaşır, ruhen güçlenir, ruhun kutsal hakimiyetine girerek  kendini gerçekleştirir ya da nefsinin istek ve arzularını kovalayarak Allah’tan uzaklaşır, bu uzaklaşmanın getirdiği savruluşlarla yaşamak durumundan kalır. İnsan için üçüncü bir yol yoktur.                                     

Kur’an, insanın kendini fıtratına göre gerçekleştirmemesinden şikayet eder ve insanı sürekli Hak’ka yaklaşmaya davet eder, Hak’ka bir türlü yaklaşamamasının ne büyük engelin de nefsi olduğunu söyler. İnsana nefsinin etkisiyle savruluşunu ve bu savruluş hallerini döne döne vurgular. Bu savruluşlarla ilgili iki önemli sure vardır. “ tekasür” ve “ maun” sureleri. Tekasür ve Maun surelerinde belirtilen haller, Kevser Suresinin karşıtı hallerdir. Kevser Suresi Hak’kı, hakikati ifade eder.Tekasür ve Maun Sureleri ise Hak’ka, hakikata karşı insanın nefsinin etkisiyle savruluşunu ifade eder.                                                                

Kevser Suresi 108. İnci suredir ve 3 ayettir. “ Resulüm kuşkusuz biz sana kevseri verdik. Sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, sana düşmanlık besleyendir.” Kevser Arapça bir isimdir. Yakın ve uzak olmak üzere iki referansı vardır. Kevser cennetteki bütün ırmaklara kaynaklık eden ana ırmak bütün hayırlara ve iyiliklere kaynaklık eden, değer üreten insanları tanımlamaktadır. Bu değerler, insanı insan yapan, onu diğer varlıklardan üstün kılan, ayıran temel niteliklerdir. (Şaban Ali Düzgün. Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan) Kevser, bütün hayırlara ve iyiliklere kaynaklık eden, değer üreten insanları ifade eden bir kavram olarak kabul edince karşımıza Hz. Fatıma çıkmaktadır. Hz. Peygamber’e  verilen Kevser, hakikat ilmi ve bu ilme dayanan hikmettir. Bu ilim ve hikmet Onun soyundan gelen kızı Fatıma ve O’nun soyundan gelenlerden yayılmaya başlamıştır. Fatıma, ilim ve hikmeti taşıyanların anası, kaynağı mesabesindedir. Nasıl ilim ve hikmet, Hz. İbrahim’in soyundan gelenlere verilmişse aynı şekilde Hz Peygamber’de de aynı durum ortaya çıkmıştır. Fatıma’dan gelenler yeryüzünde bütün hayırlara ve iyiliklere kaynaklık eden, başlangıçta soydan gelenler, daha sonra soydan gelenlere katılan, yoldan gelenler olmuştur. Şu kadar var ki, yeryüzünde bütün iyiliklere ve hayırlara kaynaklık eden topluluk “ Ehl_i Beyt” tir.  Ehli Beyt, şimdiye kadar Peygamber’in soyundan gelenler olarak kabul edilmiştir. Ancak bu eksik bir görüştür. Ehli Beyt hem soydan gelenler hem de yoldan gelenlerdir, diye düşünüyorum.

Bütün hayırlara ve iyiliklere kaynaklık edenleri kapsayan Kevser kavramı, bu hayırlara ve iyiliklere göre kendini gerçekleştirenlerin hallerini de ifade eder ki Kevser, insanın niteliksel yönüne yani insanın kendini fıtrata göre gerçekleştirme, oluş halini ifade eder.

Kevser ile aynı kökten türeyen Tekasür kavramı da Kur’an da 102. Sure ile içeriği belirlenmiştir. Tekasür Suresi 8 ayettir. Tekasür, kesr kökünden türetilmiş bir yapma kelimedir. Kesr, çok anlamına gelir ki kesret çokluk demektir. Tekasür Suresi 1,2 ayetlerde : “ Çokluk kuruntusu sizi öyle oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” Denilerek insanın dünya’da sahip olduğu Allah’ın nimetlerinin çokluğuna takılıp kalması, onlara bel bağlayıp, onlarla övünmesi psikolojik haline işaret etmektedir. Bu hal, insanın sahip olma egosudur. Diğer bir deyişle, Allah’a bağlanması gereken insanın, fani şeylere bağlanması, pusulayı şaşırması ve sonuçta çokluk kuruntusu ve yarışına girmesi ve böylece savrulması halidir.                                       

Aklımın erdiği kadar şunu artık rahatlıkla söyleyebilirim. İnsan Allah’a teslim olmazsa, Allah’ın kendisi için verdiği nimetlere teslim oluyor. Bu teslimiyet onu kuruntu mahzenlerine atıyor ve orada bir ömür savuruyor. Tekasür, kevserin tam karşıtı halleri ifade eder. Tekasür insanın sahip olma güdüsünü anlatır. İnsanın olmak ve sahip olmak hallerini bu kadar özlü bir biçimde açıklayan başka bir kaynak yok gibidir. Şu kadar var ki insanın dünya hayatında nüfus, mal, soy sop çokluğu ile övünmesi, onlara tutunarak var oluşunu gerçekleştirmesi aslında insanın trajik durumudur. Baki olana değil fani olana bağlanma halleri bunlar. Bu günkü dünya’da bu halleri hepimiz şu ya da bu derecede yaşıyoruz. O kadar yoğun yaşıyoruz ki bu hallerin kuruntu ve putperestlik halleri olduğunun bilincinde bile değiliz. Bu günkü Müslümanların hallerine bir bakınız. Sanki Kevser ırmağı kurumuş, Kevser ırmağının sakileri gökyüzüne çekilmiş. Meydan tekasür ırmağının sakilerine kalmış gibi. Ortalık tekasür ırmağından içmiş sarhoşlarla dolu… Şarhoşların attıkları naralardan hak ve hakikat ehli kimseler üzüntü duymaktadır.

            

                                                                                             

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20769262