5 Aralık 2021

                                                            Hakkı Suat YILMAZER

               Efendim;

               Bu deyimi mutlaka işitmişsinizdir. Genelde bir kişiyi küçümsemek için kullanılır. Tıpkı “Boyundan büyük işe kalkışma” da ki anlama benzer.

               Gençliğe adım atan çocuklarımızın, büyüklerin yaptıkları işlere heveslenip yapma eylemini durdurmak için bu deyimi kullanırız. Çalıştığımız iş alanında tecrübe sahibi isek, tecrübesizlerin tecrübe sahibi gibi davrandığını gördüğümüzde yine bu deyimi kullanırız. Yahut bir kişi kapasitesinin çok üstündeki bir işe el atıp başarısız olduğunda; “Ee olacağı buydu, üç harfli olmadan adam çarpmaya kalkarsan…” sözünü şak diye yapıştırırız.

               Örnekler gündelik hayatımızdan çeşitlendirilebilir ama özü budur.

               İçtimai algısı; küçümsemektir, hakarettir. Bu sözü işitenlerin yüreklerinde derin bir iz bırakır. Kolay kolay söküp atamaz; “İçine oturdu” derler ya, aynen öyle olur. Pişmanlık, kendine güvenin aşağıya çekilmesi gibi ruh haline bürünürler. Sonraki zamanlarda girişimciliklerinin önünde de kocaman bir engel olup çıkar. Bazıları hırs yapıp üzerinden bu kötü duyguyu atmak ister ama pek beceremez.

               Kısaca; Türlü türlü tahribat yaratır ruhlarda…

               Hâlbuki bahsi geçen deyimi işitenler sadece hakaret olarak algılamayıp, aslında bu sözün bir nasihat tarafının da olduğunu düşünseler fevkalade biçimde rahatlayacaklardır. Böyle nasihat mi olur? Olur tabii neden olmasın. Muhatabınız belki değil düpedüz size nasihat manasında söylemez bu sözü, fakat özünde sana der ki; “Bak güzel kardeşim, sen bu işi başarabilmen için daha çok toysun, biraz daha çalış sonra bir kez daha dene ve beni bu sözü söylediğime pişman et.”

               Yaşanmış bir örnek üzerinden gidelim. Bir genç arkadaş, önemli bir dergiye mitoloji ile ilgili “sığ” bir yazı yazmış fakat derginin yayın yönetmeni yazıyı uygun bulmadığından yayınlamamış. Genç, yazısını dergide göremeyince yayın yönetmenine sormuş. Yayın yönetmeni nazik şekilde yazının yayınlanmamasını açıklamaya çalışmış fakat genç, yazısının çok iyi olduğunu, diğer dergilerce kapış kapış olacağını söyleyerek yazının kıymetini bilmediği için yayın yönetmenini suçlamış, haliyle karşılığında da biraz söz işitmiş. Bu sözlerden en ağır olanı, yazımıza başlık olan deyim imiş. Bunu o genç arkadaşın, yaşadığı bu hadiseyi her anlatışında – belki kırk bir kere- üzerinde durduğu ve sesinin titrediği kısımdan anladım. Diğerlerini hızlı bir şekilde anlatırken, bu sözü işittiği kısmı tekrar ederek ve üstüne basa basa anlatıyordu. Belli ki çok içerlemişti.

               Haklı mıydı peki? Kendince haklıydı.

               Lakin yayın yönetmeni de kendince haklıydı. Bahsi geçen konuda –mitoloji- belli ki elinde daha derinlikli yazılar vardı.

               Mesele haklı haksız tespiti yapmak değil zaten. Buradaki asıl mesele, o gencin işittiği söz karşısında gösterdiği reaksiyondur. Küsüp, kırılıp kabuğuna çekilip bir daha da bu işlere el atmayacaksa yazık olur. Algısını genişletip meseleye; Dergide yazısının yayınlanması yayınlanmaması merceğinden değil; Daha nitelikli bir yazı için daha çok çalışmalıyım, açısından bakmasıdır.

               Bir kişinin söylemesiyle yazı iyi olmadığı gibi kötü de olmaz. Ama kişi bilir ki; Kalemimden çıkan bu yazının daha iyisini yazabilirim. Daha iyisini yazmak varken, neden iyisiyle yetinmelidir ki?

               Bahsi geçen söz inciticidir, utandırıcıdır fakat yıkıcı değildir. Haybeye yıkılmak ve vazgeçmek ise olaydaki en yanlış noktadır. Hep daha iyisini yapmak için çalışılmalı ve bu tür sözler teşvik edecek, şevklendirecek takviye unsurlar olarak algılanmalıdır. Bir nevi çalışmak için bahane kabul edilmelidir.

               Çok çalışılıp;

               Üç harfli olmadan adam çarpmaya kalktı, yerine; O, bu konuda seni beni sulu götürür susuz getirir, dedirtmek sanırım daha makuldür.

              

Bu kategorideki Makalelerden