14 Ağustos 2022

Hasan Fevzi BATIREL

Günümüz dünyasının en önemli sözü bu! Koşarcasına, zamanın bereketini almadan yaşadığımız şu dünyada, hem talep eden, hem de talep edilen taraftan beklenen bu.

Sorunu olan hemen çözülsün, sorunu gören de hemen çözmek istiyor. İşin acıklı tarafı sağlık işin içine girdiğinde de durum bu.

Hasta ve hasta yakınlarının yaşadıklarını onların yazması lazım. Hasta olmadan, hastaya bakmadan ne hissedildiğini anlamak pek mümkün değil. Bu yazı bir doktorun perspektifinden hadiselere bakıyor.

Bir hastanın derdini dinlerken sadece şikâyetini soruyoruz. Hastada çok karıştıralım istemiyor. Özgeçmiş, soygeçmiş te neymiş! Doktorun hastanın gözünden anlaması lazım… Zaten ülkemizde 5-10 dakikada bir muayene yapılması teşvik ediliyor.

Muayene de neymiş, artık hastanın içini en ince ayrıntısına kadar gördüğümüz tetkikler var. Bir de hastaya mı dokunacağız?

Biz yaşlı teyzeler amcalar, hemen ilaçlarımı yaz da gidelim doktorum havasındayız. O ilaçların yan etkisi var mı, yok mu komşuya sorarız…

Biz cerrahlar ameliyatımızı yapalım herkesi iyileştirelim derdindeyiz.

Biz hasta yakınları en büyük ameliyatlarda dahi mükemmel sonuç beklentisindeyiz. Sorun çıkar mıymış?

Biz sağlık personelleri her sorun çıktığında suçlanmaktayız. Muhakkak eksik bir şey yapılmıştır!

Yani anlayacağımız her tarafımız tel tel dökülüyor.

Acıklı bir bilgi kirliliği içindeyiz!

Neredeyse her hastalığı tedavi edecek bir ot bulunmuş durumda. Hekim olmayan kişilerin bir tutam ebegümeci, bir tutam ısırgan otu veya çeşitli ot kombinasyonları ile kanseri önledikleri bir devirde yaşıyoruz. Hastamız ot içerek tedavi olacakken, ilaç kullanıyor, ameliyat oluyor, bir sürü problem yaşıyor. Hiç olacak iş mi?

Yıllardır yapılan araştırmalarla ispatlanmış tedavilerin, Batılı ülkelerin para tuzakları diye sunulduğu bir ortamdayız. O ilaçları üreten ülkelerde yaşam beklentisi bizden 5-10 yıl fazlaymış. Bu fark neden diye soran yok.

Tetkik veya tedavi sırasında bir sorun çıkarsa ilk iş “Neden sorun çıktı?” diye sormak… Herkes sorunsuz bir dünyaya ve ölümsüzlüğe doğru gittiğimiz beklentisi içinde.

En zor ameliyatların neredeyse diş çekmek gibi kolayca yapılabileceği, en kötü hastalıkların rahatlıkla tedavi edilebileceği fikri hâkim.

Oysa başımızı internetten kaldırıp hayata bir baksak, iniş ve çıkışların, ölüm ve yaşamın nasıl bir arada gittiğini görebileceğiz. Hiç hesaba katmadığımız, beklenmedik hadiseler yaşadığımızı hatırlayacağız. Sağlık ve hastalığında bu hayatın bir parçası olduğunu daha iyi anlarız o zaman.

Geçenlerde yaşı ileri, akciğer ve kalp ritmi problemleri olan bir hastaya büyük bir ameliyat öneren cerrahın sözleri çok manidardı;

“Hemen hallederiz, çok kolay, daha geçenlerde 80 yaşını geçmiş bir hastanın ameliyatını yaptık, bu ameliyattan binlerce yaptım, hiç merak etmeyin.”

Bir cerrah olarak meslektaşımın ustalığına hiç sözüm yok. Muhakkak ameliyatı büyük bir maharetle yapacaktır, fakat hastayı tüm risk faktörleriyle değerlendirdiğimizde bu sözleri fazlasıyla iddialı bulmamak mümkün mü?

Büyük bir ameliyat durumunda anestezi, yoğun bakım, beslenme, servisteki bakım süreci gibi birçok faktör var. Hiçbir sağlık riski olmayan genç bir hastada iyi bir ameliyat sonrası hasta hızla iyileşiyor, ama risk faktörleri olan bir hastada bu süreçlerin doğru yönetilmesi olumlu sonuç elde edilmesi ihtimalini arttırıyor.

Ciddi bir hastalık durumunda kararlarımızı verirken sadece o an ki probleme odaklanmamak, süreci bir bütün olarak değerlendirmek doğru karar vermemizin önünü açıyor.

Cerrah veya hekimin âlim olmasının yanında hikmet sahibi olması, solist olmayı bırakıp koca bir orkestrayı yönetebilen mahir bir orkestra şefi olması işin sırrı olsa gerek.

Bir hekimin hastanın kalbini elinde tutması... Bu bile hekimlere demi-God (yarı tanrı) havası vermiyor mu! Keşke beklenti bu olmasa...

Yazar Hakkında:

Hasan Fevzi BATIREL

Hasan Fevzi BATIREL

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda öğretim üyesidir (Prof.Dr.). Avrupa Göğüs Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu üyeliği de yapmaktadır.