30 Ocak 2023

Esat ARSLAN

15 Temmuz 2016 tarihi, Türkiye’de kapalı kapılar arkasında planlanan ve Atlantik ötesinden güdülenen Ilımlı İslam’ın başarısız kanlı darbe girişiminin bir miladı olarak tarihte yerini almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini ele geçirmeye matuf onlarca yıldır sinsice neredeyse devletin tüm katmanlarına yayılan Ilımlı İslam Türk halkının kararlılığı ve Ordu’dan gelen tepki ile yüzlerce şehit pahasına, binlerce gazimizin dimdik duruşları sayesinde bertaraf edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hedef tahtasındadır. Ortaya konulan FETÖ projesi ile devletin bütün kurumları, Emniyet ve Yargı Teşkilatı, Silahlı Kuvvetlerin komuta kontrol mekanizmaları neredeyse tamamen ele geçirilmiştir. Tek direniş noktası olarak, Cumhurbaşkanımızın bizzat kendisi ve Milli İstihbarat Teşkilatı kalakalmıştır. Yaşadık, FETÖ davalarının mahkeme safahatı ile gördük ki, nasıl bir uçurumun kenarından dönmüşüz. 15 Temmuz başarılı olsaydı, önce doğrudan Akdeniz’e inen Kürt Koridorunun Irak-Türkiye-Suriye’den oluşan üçayağı birleştirilecek, hemen akabinde de dört parçada Kürdistan ütopyası tesis edilmiş olacaktı. Rusya bu gidişe engel olabilir miydi? Bence hayır ama Rus Savunma Bakanı, Rus Genelkurmayı ve Duma içerisindeki Türklerin önleme gayretlerini de unutmamak gerektiğini burada belirtmek isterim. Tüm bu planlar Türk toplumuna hayat veren temel dinamik milli şuur ile durdurulmuş, akamete uğratılmıştır. Diğer bir deyişle, bu kanlı kalkışma girişimi Büyük düşünür İbn Haldun (1332 1406 )’un Türk toplumunda mükemmel bir biçimde tecelli eden, türdeş bütünleşiklik (social cohesion), dayanışma duygusu (feeling of solidarity), kurumsallaşmış toplumsal ruh (communal corporate spirit)’u içeren ünlü asabiyet kuramı sayesinde atlatılmıştır.

Bu sefer 2017’nin son çeyreğine doğru bir türlü yenilgiye doymayan Atlantik ötesi ABD’nin İslam modeli, “Ilımlı İslam Projesi” jakobenist, tepeden inme bir açılımla Suudi Arabistan’da zuhur etmiştir. Meraklar buyurmayınız efendim, bu proje Birinci Dünya Savaşı öncesi Berlin’de Alman Silahlı Kuvvetlerinin Büyük Karargâhında planlanan “Doğuya Hamle” (Drang Nach Osten) jeo-politik açılımının aracı Panislamizm’in günümüz uyarlamasıdır. Takip ediyorsunuz, Soğuk Savaş sonrası AB(D)-İsrail kutsal ittifakı Ortadoğu’yu ele geçirme projelerinde projeden projeye geçerek etki yaratmağa çalışmaktadır. Anımsayınız, Soğuk Savaş sonrası bölge için eyleme geçirilen Büyük Ortadoğu Projesi(Greater Middle East)’nden, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (Broader Middle East and North African Project)’ne, buradan Arap Baharı (Arap Spring)’na evrilme hep bu görüşün yansımalarıdır. Bu yaklaşım Türk insanına hiç de yabancı değildir. Karaköy- Kadıköy vapurlarında tıraş bıçağı satan seyyar satıcılarının “olmuyorsa yanında tarak da verelim Abi” yansımasının bir Ortadoğu versiyonudur. İran İslam Devrimi sonrası geliştirilen Yeşil Kuşak Kuramıyla yükselen Siyasal İslamcı Grupları ülkelerinde iktidara taşımak, işbirliği yapılacaklarla stratejik ortaklıklar geliştirmek, işbirliği yapmayan köktendincileri tehdit olarak hedef gösterip, Batı yanlısı gruplara ve Ordu güçlerine tasfiye ettirmek Batının oldum olası eylem planlarının omurgası olarak hep var olmuştur.

Şimdi gelelim, Suudi Arabistan’daki Ilımlı İslam’ın zuhuratının parametrelerine. Yanlış duyuyorum, galiba, hiç de bunun adını alttan gelen “dip dalgası” gibi toplumsal baskılar demeyin. Bizde de vesayetçiliğin bir göstergesi olarak, “Gelişmelerden Genç Subaylar rahatsız,” gibi bir şey de aklınıza gelmesin. Hiç de benzer biçimde yanlış anlaşılmasın sevgili okurlar, bu zuhuratın en önemli nedeni toplumsal baskılar değil, ekonomik dar boğaza doğru süratle sürüklenen Suud hanedanının arayışlarıydı, yani bizzat kendisinin gelecek kaygısı olarak görülmelidir. Dünyanın en zengin petrol ve gaz yataklarından birisine sahip Suud hanedanının bütün bunlara karşın ekonomik kriz eşiğindeki akıl almaz arayışlara girişmesiydi. “Aç Kapıyı Bezirgan Başı”, “Açıl Susam Açıl” çocuk oyunlarına benzer biçimde dini parayla satmak, din bezirganlığı konusunda Yahudilerle yarışan Suudlu girişimci yöneticiler, Kur’anda olmayan Şeytan taşlama ritüelini bile parasallaştırmışlardır, bu bağlamda. “Arap” lafzı tersten okunulduğunda nasıl ki “para” biçiminde telaffuz ediliyorsa, onlar da hacı adaylarına 3 taş 27 dolardan satarak yılda 135 Milyon dolar elde etmeleri finans yaratıcılıklarının geldiği son boyutlardan biri olarak görülmelidir.

Köktenci İslam’ın hoşgörü tanımayan Vahhabilik-Selefilik, kısaca radikalizm ile hemhal olan Suudlu yöneticiler, bugüne kadar bir sinerji oluşturamayan, oluşturmasına müsaade edilmeyen Arap toplumunu kolaylıkla yönetmişlerdir. Yeni kralın işbaşına gelmesiyle birlikte, tepeden inmeci Jakobenist Ilımlı İslam’ın emareleri de görülmeğe başlamıştır. Özetleyelim, yaşlı Kral Abdullah 23 Ocak 2015’tarihinde ölünce yerine kendisi de 80 yaşına gelmiş Kral Selman geçmiştir. Selman’ın ilk köklü icraatı, 12 Aralık 2015 tarihinde kadınlara yerel seçimlerde oy kullanma hakkı vermesi olmuştur. Düşünün Türkiye bu hakkı 85 yıl önce 1930’larda vermiştir. Suudi Arabistan, resmi işlerde, devlet bürokrasisi ile sınırlı olsa da 3 Ekim 2016’da Gregoryen takvime geçmiştir. Bu gelişme, yani Suudi Arabistan’ın da Türkiye’nin Atatürk önderliğinde Cumhuriyetin ilk yıllarında yaptığı gibi Miladi takvime geçişi Türkiye’de dikkatlere pek getirilmemiştir. Bu takvim değişikliği Suud ekonomisinin küresel ekonomiye göre her yıl kaybettiği tam 11 günden tasarruf edebileceklerini ortaya koymuştur. Evet, sevgili okurlar, işte Suudi Arabistan’da “Sinekten yağ çıkarma devri” bu şekilde başlamıştır. Ama asıl dönüşüm, Katar krizi zirvedeyken 21 Haziran 2017 tarihinde Kral Selman’ın yeğenini azlederek, Veliaht Prensliğe 31 yaşındaki oğlu Muhammed bin Selman’ı getirmesiyle başlamıştır. Veliaht prens 26 Eylül’de dünyada bayağı bir yankılanan kadınlara araç kullanma yasağını –kademeli olarak da olsa- kaldırmıştır. Kadınlara şirin görünme, “Şirineler Devri” ile de 24 Ekim 2017 tarihinde Müslümanlığın en katı yorumlarından olan ve Amerikalıların terörist hareketlerin doğumundan sorumlu tutmaya başladığı Selefi-Vahhabiliğin yerine FETÖ’nün “Ilımlı İslam” modelini esas almayı hedeflediklerini açıklanmıştır.

Evet, nereden nereye… Yüzyıllardır yapılamayan devrim niteliğindeki innovatif yenilikler, bir anda Suudi Arabistan’da sökün etmeye başlamıştır. Ve de ABD güdümündeki başarısız Barzani deneyiminden sonra FETÖ’nün “Ilımlı İslam” modeli Suudi Arabistan’da zuhur etmesi bu şekilde olmuştur. Ne diyelim, PKK&PYD ‘den sonra ABD’nin yeni kapı kulları da hayırlara vesile olur. Unutmayalım, biz bile İncirlik’e Suudi Arabistan’ın sözde savaş pilotlarını getirmiş, ortak tatbikatlardan bahsetmeye başlamıştık. Artık ne düşünüldüyse…Neyse ki zararın neresinden dönersek kârdır diyerek doğru yolu en sonunda bulabildik. Bundan sonra ne yapalım derseniz, ben de derim ki, AB(D)’nin yeni itaatkar hizmetkarı (Obedient Servant)’nı ilgiyle izleyelim, daha şimdiden hukuk kılıfına sokulmuş siyasi darbe ve suikastlar başladı.

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: