18 Ağustos 2022

Fuat YILMAZER

Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu coğrafyası dünyanın en özellikli ve önemli coğrafyalarındandır.

Bu coğrafyalar Jeopolitik, stratejik ve ekonomik açıdan büyük öneme sahiptir.

Bu topraklarda olup da hayatını devam ettirmek isteyen devletler, konumunu ve önemini bilmek zorundadır.

Bu coğrafyada yaşayan milletler idari tasarruflarını iyi kullanmalı, kendini yönetecekleri iyi seçmeli, milli kimliği olmayan kişileri yönetimden uzak tutmalıdır. Çünkü; Milli kimliğe sahip yöneticiler de olan yönettiği toplumun, devletin, milletin çıkarlarını ön planda tutma, devletini ve milletini daha üst noktalara taşıma ufku ve inancı diğerlerinde yoktur.

                                                                    ***

Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya gibi önemli bölgelerin kilit noktasında bulunan Anadolu coğrafyası, yaşamanın güç olduğu yerdir.   

Türkiye, Orta Doğunun anahtar ülkesidir.

Türkiye; Asya ve Avrupa kıtasının geçiş noktasıdır.

Türkiye, sıcak denizler sebebiyle dünyaya hâkim olunacak coğrafya parçasıdır.

Türkiye, üç tarafı denizle çevrilmiş kocaman bir yarımadadır. Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, Anadolu coğrafyasındadır.

Bu boğazlar dünyanın en önemli deniz ulaşım geçitlerinden biridir.

Sadece iktisadi ve ticari çıkarlar değil, ABD, Avrupa Devletleri ve Rusya’nın siyasi ve stratejik çıkarları da bu bölgede karşı karşıya gelir.

Ekonomik yönden, boğazlar Karadeniz limanlarının ve ayrıca Doğu ve Orta Avrupa ticaretinin denizden nakil yoludur.

Aynı zamanda Ege, Akdeniz ve Karadeniz gibi üç büyük denizi birbirine bağlar.

                                                          ***

Türkiye sonucu önemli rahatsızlıklar yaratacak birlik ve dirliğimizin bozulması da dahil olmak üzere, parçalanma, kardeşin kardeşe düşmanlığı gibi gelişmelerle maalesef karşı karşıyadır.

Doğu ve Güney Doğumuzda gelişen Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Lübnan, Katar gibi devletlerde büyüyen olayların yanında, ilerde büyük sorun yaratacağı belli olan Kıbrıs ve Yunanistan tehlikelerini de göz ardı edemeyiz.

Sınırlarımız ateş çemberindedir. Komşu devletlerimizin bu yangınına iyilik! amacıyla müdahalede bulunan emperyalist ABD-Rusya-İngiltere ve Avrupa ülkeleri bir başka sorunumuzdur.

Orta Doğu toprakları içine yılan gibi kıvrılmış, cismi küçük, ismi ve etkisi büyük İsrail’in varlığı da bir başka sorundur.

Mağduriyetlerin yaşandığı bu coğrafyada sular bir türlü durulmuyor. Bu coğrafyada Türk ve Müslüman unsurlar var olduğu sürece rahat bırakılmayacağı ortadadır. Bu bölgede yaşayan devletler güçlü ve milli statüde olmazsa kanlı oyunların oynanmasına devam edilir.

                                                                          ***

Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun içinde bulunduğu sorunun büyüklüğü konusunda fikir vermek düşüncesiyle üç örnek vereceğim.

Michael Rubin; Eski Pentagon yetkilisi, Neo Con yazar. “Türkiye uçurumdan tek parça kurtulamayabilir” başlıklı yazısında Beyaz Saray ve Pentagon’un düşünmesi gereken, sorunun “Türkiye ile nasıl iyi bir dost oluruz değil, Türkiye’nin çöküşünü nasıl yöneteceğiz” olmalıdır.

Rusya Devlet başkanı Putin’in Baş stratejisti Rus diplomasinin mimarı Prof. Dr. Leksnadr Dugin Habertürk gazetesinden Nalan Koçak’a verdiği söyleşide “ABD’nin ekonomik saldırıda hükümeti zor durumda bırakmayı planladığını iddia ederek, Türkiye’ye B planı yapması için çağrıda bulunuyor” özetle “ABD Türkiye Cumhuriyetine zarar vermek için bütün zayıf noktaları kullanmaya çalışacaktır” diye ekliyor.

New York Times gazetesinde yayınlanan haberden alıntı yapan Takvim gazetesi 5 Kasım günü yayınladığı bir haberde aynen şunlar yazıyor: “ Ortadoğu’da yaşanan karışıklıklarla ilgili çok konuşulacak, haritalı bir analiz ortaya atıldı. Söz konusu haritada Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Libya ve Yemen’in bölüneceğini öne sürdü. Haritaya göre en büyük parçalanma Suudi Arabistan’da olacak. Suriye’nin yanında Irak ta üçe bölünecek”.

                                                                           ***

Türkiye ve Orta Doğu ülkeleri ile ilgili tehlikelerin dile getirilişi bu şekilde.

Birde konu ile ilgili 100 yıllık Batı planını göz önüne getirirsek tehlikenin büyüklüğü görülmektedir.

Bu planların ana kaynağı Hristiyan dünyasınca ortaya konan ve Türklerin Anadolu’dan gönderilmesi amaçlı “Şark Planı” dır.

Bizi rahatsız eden olaylarda manzara şöyledir.

Irak yıllardır kaos içinde yaşadı, birliği bozuldu, üç parçaya ayrıldı.

Bu kaos içinde terör örgütleri yeşerdi büyüdü. Hâlâ da iç karışıklıkları devam etmektedir.

Irak son günlere kadar Türkiye’ye sıcak bakmıyordu. Bunda dünkü “bir koyup beş alma” hayalinde olan ve ABD ile birlikte hareket eden yöneticilerimizin payı da yadsınamaz.

Barzani’nin tarihi hatası olan referandum yapılmasından sonra bölge ülkeleri İran, Irak ve Türkiye bir araya geldi ve ortak hareket etmeye başladılar.

Ama Irak’ta her an için iç karışıklıkların çıkma ihtimali yüksektir.

Bir başka sorun yumağı da Suriye’dir. Orta Doğu bir bataklıksa Suriye de bu bataklığın ortasıdır.

Bataklığa müdahil olunmaması gerekirken yanlış dış politikamız sonucu saplanmış durumdayız.

Suriyede parçalanmıştır, kargaşa ölüm, bombalamalar kol gezmektedir.

Ayrıca Suriye birliğinin bozulmasından yararlanan Kürtler ayrı bir devlet kurmak ve Akdenize inmek için hamleler yapmaktadır. Bu hamlelerde başarılı olmaları demek yine Türkiye’nin birliğinin bozulması anlamına gelir.

Suriye içinde Kürtler Şiiler ve Sünniler diye bölünme olmuştur. Birliklerinin dağılması sınırlarımızda olan bu karışıklıklar bize karşı hayati tehdit oluşturmaktadır.

Bu tehlike geç fark edilmiş “Fırat Kalkanı Harekâtı” ve “İdlip Harekâtı” ile önüne geçilmeye çalışılmıştır. Daha önceden uyanılarak Kobani de Kürtlerin kanton kurması engellenmeliydi.

Geç kalınmış olunsa da tehlikenin önüne bir nebze de olsa set çekilmiştir. Ayrıca yapılan bu haklı harekâtın diğer bir getirisi de yarın Suriye’nin tümü üzerinde görüşmeler başladığı zaman elimizi güçlendirecek argümanlardır.

Tabi bu sonuca varabilmek içinde “Stratejik Derinlik” hatasından uzak durmak, dış politikanın istediği geçerli ve gerçek çizgiyi takip etmek gerekir.

Sıkıntılı ve tehlikeli bir dönemi inşallah fazla hasar almadan atlatabiliriz. Atlatabilmek, bundan sonra böyle hatalara düşmemek için de Türk devleti ve milletinin takip etmesi gereken politikalar tespit edilip uygulamaya geçilmelidir.

Güneyimizde ise yine dış politikada yaptığımız büyük yanlışlarımız sonucu Kıbrıs ve adalarımıza el koyan Yunanistan’la da yakın zamanda karşı karşıya gelinecektir. Bu konu bir başka yazının konusudur.

                                                        ***

Karşılaştığımız bu sıkıntılar, tehlikeler Türk insanının düşünmesini gerektirir. Daha bir asırlık ömrü bile olmamış, kuruluşundan önce büyük mücadeleler vermiş bir milletin, devleti kısa zaman içinde bu duruma düşmemelidir.

Dikkat edilirse dünkü hatalarımızla bugünküler örtüşmektedir.

O zaman da milli şuur, eğitim noksanlığı ve ekonomik zayıflık sıkıntılarımızın temelini teşkil ediyordu.

Şimdi de eğitim yanlışlığı ve milli şuurdan yoksunluk ön plandadır.

Bunun üzerinde düşünüp yeni plan ve programlar yapılmalıdır. Atatürk’ten sonra uygulamaya konulan günü kurtarma politikası artık bitmelidir.

Bir daha da düşünülmeyecek kadar derinlere itilmelidir.

Acilen;

Ekonomik, siyasi, kültürel, ticari sahalarda mutlaka şuurlandırma kavramının önemi kabul edilmeli ve çalışmalara başlanmalıdır.

Bildiğimiz gibi Milletin maddi ve manevi yapısıyla ilgili şuura sahip olmayan topluluklar sarhoş gibi yalpalayan topluluklardır.

Milli şuurdan yoksun insanlarımıza eğitim, kültür ve edebiyat yoluyla milli şuur depolaması yapılmalıdır.

Biatçı değil sorgulayan, inanan değil araştıran nesiller yetiştirilmesi için çalışmalara hemen başlanmalıdır.

Daha güzeli, daha iyiyi, daha doğruyu, daha başarılı olma yolunu arayan nesillerin yetişmesi sağlanmalıdır.

Adalet, hukuk devletimizin ve milletimizin olmazsa olmazı olmalıdır.

Milli ve manevi düşünce ve fikirlerinin gerçeğini öğrenen, hurafeye değil gerçeğe inanan nesillerin yetişmesi için çalışmalara başlanmalıdır.

Bunlar iç politika bünyesinde yapılması gerekenlerdir.

Ya dışardaki gelişmeler!

Bu bölgede yakın zamanda Sünni-Şii mücadelesinin başlama ihtimali çok yüksektir. Dolayısıyla bu bölgede yine acı ve ıstırap veren eylemler olacaktır.

Bugün Orta Doğu da yapılanlar İsrail Devletinin güvenliği içindir.

İsrail’in güvenliğinin sağlanması da Orta Doğu’nun istikrarsızlaştırılması ve Türkiye’nin güçsüzleştirilmesinden geçer.

Yapılan bunun çalışmalarıdır.

Bunun için de aktif kullanılma durumuna geçilmiştir.

Suudilerin Ilımlı İslam demelerine inanılmamalıdır. Çünkü Suudilerin inanç sistemi Vahhabilik ile Ilımlı İslam taban tabana zıttır.

Allah yöneticilerimize sağduyu ve milli şuur versin, Milletçe de uyanık olalım.

Yazar Hakkında:

Fuat YILMAZER