Güncel Yazılar

Kenan EROĞLU

Halkımız-milletimiz, kendi içgüdüsünden gelen bir insiyakla okumuş insanlarına inanmıyor, eğreti gözle bakıyor ve ona pek fazla güvenmiyor.

Okumuş takımının getirdiği yenilikleri, teklifleri ve yeni hayat tarzını kolay kolay kabullenmiyor, özümsemiyor.

Peki neden?

Çünkü okumuş denilen grup, halkın karşısına, çeşitli zamanlarda; Memur olarak, Jandarma olarak, Ormancı olarak, Asker olarak, Milletvekili bürokrat olarak çıkmış ama her seferinde verdiği sözleri yerine getirmemiş,  bazen köylünün ziyafet sofralarında yemiş içmiş, hadsiz hudutsuz vaatlerde bulunmuş, bazen aldatmış, bazen atlatmış, bazen duygu sömürüsü yapmış, bazen jandarma dipçiğiyle ezmiş.

Halk-millet çocuklarını, büyük şehirlere okusun, tahsil yapsın hem kendisini kurtarsın, hem ailesini kurtarsın ve hem vatana millete faydalı olsun diye göndermiş fakat büyük şehire bin bir ümit ve zahmetle gönderdiği çocukları üniversitelerde sağ ya da sol fikir hareketlerine girerek, orada bazen milletin hayrına olmayan işlere karışmışlar. Milleti tanımadan onu koruyorum derken bazen zararlar vermişler. Milleti hor görmüşler, tek parti döneminin bürokratları gibi davranmış halkı aşağı görmüş ve geri görmüşler. Birçoğu büyük şehrin, “çözülmüşlüğüne”, “yozlaşmışlığına” kapılarak geriye dönmemişler.

Dolayısı ile bir güvensizlik meydana gelmiş.

Ayrıca okumuşun yaşayışı ile halkın yaşayışı birbirine çoğu kez uymuyor. Halkın yaşantısı ile okumuşun yaşantısı arasında bir zıtlık da söz konusuydu.

Milletimiz kendi gibi olmayan, aynı değerleri paylaşmayan ve kendine yakın görmediği kimseleri benimsemiyor, tutmuyor, dinlemiyor, takip etmiyor. Siyasi hayatta da desteklemiyor.

Vatandaş-halk okumuşun getirdiği tüm yeniliklere eğreti gözle bakıyor. Onun tekliflerini, getirdiği yenilikleri hemen uygulamıyor tereddüt ediyor, bekliyor.

Halkın, okumuş tarafından gelen teklif ve yenilikleri kabullenmesi zaman alıyor. Bazen de halk bu teklif ve yenilikleri reddediyor.

Milletin içinden gelen bu okumuş takımının, yine milletin değerlerine saygılı olması gerekir. Okumuşlarımız, milleti terbiye etmek gibi bir yanlışın içine düşerek daha çok buyurgan davranıyor. Okumuş insanlar milletimizin olaylara bakış penceresini iyi görmelidirler. Masa başında oturarak, halk-millet tarifine girişenler Milleti çok sevdiklerini de ifade etseler, hayallerinde oluşturdukları bir Millet tarifinin peşinde koşarak netice itibariyle Milletle bütünleşemiyorlar. Üstüne üstlük milleti anlamak yerine hor görüp güdülecek koyun gibi görüyorlar. Bütün bu durumların neticesine halk-millet okumuşlarına güvenmiyor, inanmıyor.

Sözün Özü

Batı’ya “ziyâ kucaklanmaya” gittiğini zanneden, ancak ziyân olan; kendi değerlerinden soyundurulan. Batılı rejisörler tarafından yıldız yapılmayı beklerken iğfal edilip, inanç-ahlâk ve kültür değerleri elinden alındıktan sonra sahnelere çıkarılan.  “yıldız”lara döndürülmüş olan ve kendilerine “aydın” sıfatını yakıştıran “okumuşlarımız”,  genel olarak millî namuslarını kaybettikleri ve milletimizin mânevî değerlerini hor gördükleri için insanımız tarafından adam yerine konulmamıştır/konulmamaktadır.

Sözün Özü

“ ……Halka göre münevver kibirli, maddi menfaat düşkünü, yabancı taklitçisi, maneviyat düşmanı, saygısız ve köksüzdür. Münevvere göre ise halk cahil, hurafeci, kıt ve dar görüşlü, her şeye kolayca kanan (!) bir kitledir. İki tarafın bu karşılıklı menfi tavırları onların davranışlarına da akseder. Zihniyet farklarını fiili bir husumet haline getirmekte gecikmemiştir. Halk münevverle temaslarını asgariye indirmeye ve böylece ondan gelecek huzursuzluğu mümkün olduğu kadar bertaraf etmeye çalışıyor,  münevver de kendisini halktan ayırdığı nispette kendini yakıştırdığı gurup içinde daha çok itibar kazanacağına ve nefsine daha çok itimat edeceğine inanıyor. “       

Erol Güngör
Türk Kültürü ve Milliyetçilik          

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18765075