29 Temmuz 2021

Sevil DAĞCI 

Hayatımızın her anında vardır kapılar… Çoğu zaman farkına varmadan, önemini düşünmeden kullanırız kapıyı. Sadece soğuktan korumaz bizi, aynı zamanda sırrımızdır, mahremiyetimizdir, özelimize çektiğimiz bir perdedir. Evin içindeki kapıları düşünürsek, odaları birbirinden ayırıp hayatımızı düzenleyendir. Dolapları kapatıp, dağınıklığı toparlayandır. Dış kapılar, ayrı bir dünya, başka bir hanedir. Vatan ve şehir için düşünürsek, namustur, dindir, fetihtir. Sûfilerin yaşamında ise hakikate ulaşmak için aşılması gereken mertebelerdir. “Dört kapı, kırk makam” diye bahsedilir.

İnsan çeşitli sebeplerle kapıya varır. Kapıyla yüz yüze gelir. Kapılar yoklar… Kim bilir, hangi haldir, insana kement takıp bir kapıya çeken? Hangi ihtiyaçtır yola düşüren? Nasıl bir davettir bir kapıya götüren? Paylaşmaktır çoğu zaman. Bir şeyler ikram etmektir. Bir dost yüzü görmek, halleşmek, dertleşmektir murat… İhtiyacı olan bir şeyi istemek, bir düşkünü kaldırmaktır belki, Hızır misali…

Bazen kararlı adımlarla, bazen ürkek tavırlarla, içinden çıkılamamış sorularla varılır kapıya. Pür neşeyle, hasretle ve özlemle gelinen kapılar da vardır elbet. Nasıl ve hangi sebeple gelmiş olursak olalım, kapıda karşılaşacağımız çeşitli durumlar vardır. En olası durumlardan ilki, evde kimsenin olmamasıdır. Böyle bir durumda geri dönersiniz ve başka bir vakit tekrar gelirim diye düşünürsünüz. İkinci durumda kapı açılır, buyur ederler, ev sahibi size gereken ilgi ve alakayı gösterir. Diğer bir ihtimal, evde birileri olduğu halde size kapının açılmamasıdır. Ne zor şeydir açık bir kapı bulamamak, kapıda kalmak. İnsanın içi acır, yüreği sızlar, ya kendini suçlar, ya da kapıyı açmayan ev sahibini... Aciz, boynu bükük, kalbi kırık geri dönersiniz.

Dönmek lazım, çünkü: “Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.” (Nur Suresi / 28)  Ayetinde belirtildiği gibi, size “Dönün” denilmiştir ve dönmemiz bizim için daha nezih bir davranıştır. Buradaki nezihlik, aklımızı ve gönlümüzü de alarak dönmektir. Zira aklımız kapıda kalırsa saplantı oluşur, kin olur. Gönül koyarsak, küslük olur. Dönmek lazım… Kapılar açan ve kapayan gücün farkında olarak. Bir kapıyı kapayanın, daha hayırlı bir kapı açacağını bilerek. Geçmek lazım takılıp kalmadan, eşikleri aşmak, bir hikmeti vardır demek lazım…

Dönünce anlarsınız ki, aslında bir kapı vardır ve o kapı hep açıktır, hiç kapanmamıştır. O kapıda hep bir bekleyen vardır. Orada sorular sorulmadan cevap bulur, gönül dosta kavuşur. Şenlik gelir, bayram olur. Davet eden de, davet edilen de birdir. Orada ne kaygı ne hüzün vardır. Ne soru, ne sorun, ne de soran kalır. Orası sükûttur, huzurdur. Denizin dibine dalmış gibi, ağırlıklardan kurtulmuş, atmosferden çıkmış gibi olur insan. Artık başka kapıya gitmeye hacet kalmamıştır. Kapılar ve perdeler ortadan kalkmıştır. Bu kapı büyük velilerin erdiği, benliğini Yâr’da kaybettiği kapıdır. Yokluk kapısıdır. Vahdet kapısıdır. Dost kapısıdır. Yunus’un “Ben benliğimden geçtim, gözüm hicabın açtım/ Dost vaslına eriştim, gümanım yağma olsun.” dediği kapıdır.

Asıl olan, o kapının kulu, kölesi olabilmektir… Köleler efendileri ne verirse onu yer. Ne verirse onu giyer, ne ile çağırırsa, ismi odur. Hz. Mevlânâ’nın “Kapına geldim. Ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. Sen yeter ki ‘kim o’ de. Kim olmamı istiyorsan, o olmaya geldim…” sözlerinin manasıdır. Rabb’i ondan, o da Rabb’inden râzı olarak dönüp geldiği makamdır. Mesele, râzı olabilmektir. Kahrı da lütfu da hoş görebilmektir. “Bela yağmur gibi gökten yağarsa / Başını âna tutmaktır adı aşk… ( Eşrefoğlu Rumi )

Mesele, Âşık-ı Sâdık olabilmektir… Mesele, Âşk oduna yanabilmektir…

Bu kategorideki Makalelerden