3 Temmuz 2022

Fuat YILMAZER

Türk Milletine, kendi ve üzerinde yaşadığı Anadolu toprağının özelliklerinden dolayı huzur verilmediğini defalarca yazıldı, yazdım, yineliyorum.

Ortadoğu ve Anadolu coğrafyası konumu ve mukimleri nedeniyle anarşinin istediği ortamı bulabileceği bir coğrafyadır. Kara, hava ve deniz sahasının jeopolitik önemi, mukimlerinin etnik ve mezhepsel farklılıkları, sosyal, ekonomik ve adalet örtüsünün herkesin üzerini eşitçe örtmemesi nedeniyle burada yaşayan insanlar çabuk tahrik olabilecek yapıya sahiptirler.

Bu gibi yerlerde yaşayanların kırılganlıklarının harekete geçirilmesi için iç ve dış yaramaz unsurların olduğu da unutulmamalıdır.

Türkiye ve Türkler açısından meseleye bakar ve değerlendirme yaparsak karşımıza oluşan manzara şöyledir.

Bu topraklarda huzur bulmak, rahat yaşayabilmek için çok güçlü bir devlet ve millete sahip olacak ve mümkün olduğu kadar acil, cetveller çizilmiş sınırlarımızı bize en az zarar verecek noktalara taşıyacaksın.

Ayrıca Güçlü bir devlet ve millet olabilmek içinde ortak bir şuura ortak bir milli hafızaya ulaşmış insanlar ile milli ve manevi değerlerimizi içselleştirmiş nesiller, Türkü Türk gibi yönetecek bir yönetim kadrosuna ve okumuşuna sahip olunması elzemdir.

Hassas bir yapıya sahip bölgede çok önemli bir başka özellik de hemen devreye girer. Burada yaşayan milletin çok eski ve köklü bir yapısı vardır. Örneğin;  Türk Milleti ve devleti köklü ve asırlardır devam ederek belli bir olgunluk ve kabul noktasına erişmiş gelenekleri, adetleri, inanışları, devlet sistemi ve yapısı mevcuttur..

Ayrıca bireyin veya mensubu olduğu toplumun karşılaştığı veya karşılaşabileceği sıkıntıların tüm sorumlusu yabancılar veya “dış yaramazlar”  değildir. Bir o kadar öncül sorumlusu “iç yaramazlar” veya milli ve manevi mensubiyetlerine iman etmemiş şuursuzlardır.

                                                         ***

Ayrık Otu

Rahmetli Galip Erdem’in 1962 yılında yazdığı “Ayrık Otu ve Çınar” başlıklı yazısı çok ilgimi çekmişti, bu nedenle sık sık hatırlarım. 

Rahmetli Galip Erdem’in söz konusu yazısını özetleyeceğim.

“Alabildiğince gür yemyeşil çimenlerin, renk renk menekşelerin, papatyaların, gelinciklerin yaşadığı bir çayırlık varmış, bir köşesinde de ulu bir Çınar ağacı olan. Bir gün buraya ne olduğu belirsiz bir ot gelmiş kendini acındırarak çayırlıkta kendisine de bir kenarda yer vermelerini istemiş. Çayır kendince bir mahsur görmemiş diğerlerine de sormuş Ulu çınar haricinde hepsi de kabul etmiş. Bir ulu çınar bu otun soysuz bir ot olduğunu, bulunduğu yerde huzur koymayacağını ayrıştırıcı bölücü olduğunu söylemiş ve bana bir şey olmaz ama size çok zarar verir demiş. Çoğunluk onlarda olduğu için kabul ettirememiş. Bir köşede ayrık otuna küçük bir yer vermişler. Ayrık otu doğası gereği burada hızla büyümüş kök salmış diğerlerini de rahatsız etmeye başlamış.

Mutlulukları mutsuzluğa dönüşünce ve huzurları da kaybolmaya başlayınca Ayrık otuna ‘iyi niyetimizi kötüye kullanma biz sana yer verdik sen huzurumuzu kaçırdın’ derler. Ayrık otu kendine olan güveni ile ‘ Elinizden bir şey gelmez, köklerimi öyle derinlere ve aranıza attım ki artık bu topraklara siz sahip olamazsınız’ der.

Ulu çınar ne yapmış diye soran olursa, “Üzüntüyle ben demedim mi bile diyememiş”

Büyüğümüz rahmetli Galip Erdem ağabey ders alınması noktasında hikâye ile anlattığı üzüntü veren gerçeği şimdi hareket olarak ta, devlet olarak ta yaşamaktayız.

Ayrık otlarını temizlemek zordur, zaman da alır. Bunun için ayrık otunun farkında olanlar bir araya gelmeli, gerçek çizgide birleşerek temizleme harekâtı başlatmalılar.

Yazar Hakkında:

Fuat YILMAZER