Güncel Yazılar

 Ömer AĞAÇLI

Daha önce Fransız Sosyoloğ Alain Touraine’nin “ Batı’da Toplum Öldü” diye çıkan bir söyleşisinden esinlenerek bir makale yazmıştım. Alain Tourain’in sözleri sadece batı toplumlarıyla sınırlı değildir. Kapitalist sistemim milli politika olarak benimsendiği toplumlarda da aynı akibet kaçınılmaz görükmektedir.

21. Yüzyılın ilk çeğreğinde  Türkiye’deki duruma bakıldığında iç açıcı şeylerin olmadığını pekala söylemek mümkündür. Şu günlerde yaşananlar, toplumsal hayatımızı alt üst eden niteliktedir. Hatta toplumsal hayatımızı ölmekte olduğunu da söylemek mümkündür. Toplumsal hayatın ölmesi demek, sosyal olanın ölmesi demektir. Sosyal hayat ölünce sosyolojini de bir anlamının kalmadığını düşünüyorum.

İnsan doğasına baktığımızda, benim bu yaşa kadar edindiğim tecrübelere göre; insanın birlikte var olan bir varlık olduğu yönündedir. Bir şeyi değerlendirirken var oluşa , var oluşun doğasına bakarak değerlendirmenin doğru olduğunu düşünürüm. Temel olmayınca açıklamaların havada kaldığını düşünürüm.

Var oluş, mutlak anlamda varlık olan Allah’ın yarattığı bir sistemdir. Gerçek olan da budur. Bilgi fenomeni, varolanları bilmek olduğuna göre, varolmayanlar bilginin objesi, konusu olamaz. Var olanlar Allah’ın yarattığı şeylerdir.

Varlık ve var oluş, kendi açılımında birlik ve bütünlük gösterir. İnsan da birlik ve bütünlük içinde yaşamak zorundadır. Yani insan, doğası gereği hakk ve halkla birlikte yaşamak durumundadır. İnsanı bu var oluşsal durumundan kopartırsanız, kelimenin tam anlamıyla var oluşsal boşluğa atarsınız. Hayatın amacı ve anlamı ortadan kalkar ve araçların kurbanı olur. Sonuç ise kaostur.

İnsanın hakk ile birlikteliği ruh yapısının bir gereeğidir. İnsan ruhu ile Allah’a bağlıdır. Allah insanı ruh ile yönetir. Allah’ın yönetmesi insan üzerinde ruh halinin değişmesidir. Kulun Allah’a karşı iman tavrı ne ise Allah karşılığında o kulun ruh halini değiştirerek karşılık verir. Aklı biraz sağlam olan insan kendi üzerindeki takdiri, muradı fark edebilir.

İnsanın halk ile ilgili boyutu bilgi ve değerler bağlamında ortaya çıkar. Diğer bir deyişle insanın halk ile birlikteliği insanın beşeri boyutudur, sosyal hayatın kendisidir. Sosyal hayat insanın kendini gerçekleştirdiği, kendini inşaa ettiği boyutudur. Tüm insan faaliyetleri bu sosyal olanlarda gerçekleşir. Toplum, insanın zorunlu çevresidir. Toplum insanı insan yapan, inandığı değerleri belirleyen, davranış ve düşüncelerini etkileyen bir gerçekliktir.

Sosyal hayatı bir sistem olarak kabul edersek, siyasi, ekonomik, hukuk sistemleri sonuçta sosyal hayatın kurucu unsurlarıdır. Amaç insan doğasına en uygun sistemi geliştirmektir. Bütün insan faaliyetleri var olanlarla sürdürülen ilişkilerden ibarettir. Bilgi, var olanları tanıtan, temsil eden şeydir. Bilgi var olanlardan kaynaklanır ama var olanlar sadece bilgiyi değil değerleri de içerir. Hatta değerler bilgilerin süzgeçidir. Bilgiler değerlere göre kullanılır. Değerler manevi içeriklidir, kaynağını var oluşun manevi boyutundan alır. Değerler insanın tinsel yapısının bir gereğidir. Değerleri reddetmek düzeni reddetmek demektir. Bu da eşyanın yapısına karşı duruştur.

Çağımızın insanının en önemli problemi değerleri sollaması ve değerler bunelımına düşmesidir. Şişede yolunu bulamayan sinekler gibi çağımızın insanları manevi pusulayı yitirmiş durumdadırlar.

Yukarıda oldukça geniş bir giriş yaptıktan sonra gelelim asıl konumuz olan  ülkemizdeki ahvale.

Türkiye’de değerler alanındaki ortak paydayı, ortak manevi davranış dilini yani iletişim kodlarını kaybetmeye başladık. Bu olgunun sebebi ise din anlayışlarındaki farklılıklardır. Türkiye’de  sanıldığının çok ötesinde din anlayışları vardır. Burada şu hususa vurgu yapmak gerekiyor. Din ile o dinden insanların anladıkları farklı şeylerdir. Evet problem maneviyat alanındadır. Manevi alandaki problemleri yaratan da maddi alandır. Mddi alanın cazibesi insanın manevi yönünü geriye çekmektedir. Türkiye’de kapitalist sistem, devletin politikası oldu. Özellikle 80 li yıllardan itbaren uygulanan kapitalizm azıyı iyice gemiye aldı. Bu sistem nefsi merkeze alır. İnsanlar da zamanla madde peşinde koşan hedonist yaratıklara dönüşmeye başlarlar. Şu anda ülkede toplumsal bir hedonizm yaşanmaktadır. Kapitalimzde para araç olmaktan çıkar amaç haline gelir. Teşbihte hata olmaz para Allah olur. İbadethanelerde finans kurumları olur. Kapitalizm kendi değerlerini kendi getirir ve o toplumu kendi değerleri beğlamında inşaa etmeye zorlar. Kapitalizm insanları üretime ve tüketime vasıta olan yaratıklara dönüştürür. Değerler insanın ruhsal yapısından kaynaklanır. Kapitalizmin değerler sistemi nefs merkezlidir. Türkiye’de olup bitenler genel olarak nefs merkezli değerler sistemi ile ruh merkezli değerler sisteminin çatışmalarından ibarettir. Bu kavgada kim kimi alt edecek onları da gelecekte göreceğiz. Şu anda nefs merkezli değerler sistemi baskın durumdadır. Her sorun nefs merkeszli hayattan ortaya çıkıyor. Yani bu günlerde nefs at oynatıyor. Toplumsal hayatımızda ne kadar kötü olarak nitelendirilen huylar varsa bunları doğuran ana nefsdir. Nefs at oynattıkça aklın üstünü sis perdesi kapladığı için olup bitenlerinn akla uygun hiç bir yönü kalmamıştır.

Toplumsal gerçeklik, insanın var oluşsal boyutunun en önemli boyutudu. Toplumsal hayat sadece bireyin ihtiyaçlarının karşılanmasından ibaret değildir. Toplumsal gerçeklik ortak paydalar, bu paydaları sağlayan ortak değerler etrafında şekillenen anlamlı bir bütün sistemdir, işleyen organik bir bütündür. Ortak paydaları, ortak değeleri olmayan bir toplum kaos cehenneminde yaşamak zorunda kalır. Toplumsal değişimin olumluu ya da olumsuz anlamda dinamilerineden bir de kültürel değişimdir. Kültür kendini yeniliyorsa yani toplum geleceğe yönelik kültürel projelerini üretiyorsa topluma kosmos hakim olur. Kültür yozlaşırsa toplum donuklaşır, çürür ve ölmeye yüz tutar. Ülkemzde kültür yozlaşırıyor, çürüyor. Türkiye ‘de sosyal deprem oluyor. Bu süreç sosyal olan her şeyi tahrib ediyor.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18587297