Güncel Yazılar

Kenan EROĞLU

Öyle bir noktaya geldik ki, genç insanlarımız, o onu sever, bu bunu sever öbürü ötekini sever.

Özellikle de genç adamlar, genç kızlar;  caz sever, yabancı şarkıları sever, yabancı artistleri severler. Yabancı sanatçıları, yabancı sanat eserlerini severler.

Yabancı markaları severler, yabancı markaları giyerler, yabancı şehirleri severler, yabancıların giysilerini, davranışlarını, hayatlarını severler taklit ederler.

Yabancılar gibi yaşar yabancılar gibi düşünür, yabancılar gibi hareket ederler.

Yabancı romanları, yabancı filmleri, yabancı tiyatroları severler.

Bize ait olmayan dans severler,  bale severler, oratoryo severler.

Yabancı arabaları severler, yabancı markaları severler,  ev eşyalarından, mobilyadan, beyaz eşyadan, cep telefonundan, makyaj malzemesinden, ayakkabıdan giysiden hep yabancı markaları beğenir ve severler.

Yabancı şehirleri, yabancı anıtları, yabancı tabloları severler..

Bize tamamen yabancı olan yemekleri severler, iğrene iğrene yemedikleri şeyleri yabancı bir lokantada yerler, zevk alırlar.

Biraz yaşı büyükler, Yabancı ilim adamlarını yabancı fikir adamlarını, yabancı aksiyon adamlarını, yabancı isyancıları, yabancı serserileri severler.

Yabancı roman kahramanlarını, yabancı çizgi film kahramanlarını, yabancı kurgu filmleri, yabancı fıkraları, yabancı hikâyeleri severler.

Yabancı el eşyalarını, yabancı çamaşırları, yabancı kremleri severler.

Bu durum nereye kadar gider bilinmez.

Yukarıda anlattığım şeyleri sevenlerin sağcılıkla, solculukla, ülkücülükle vs. bir alakası yoktur.  Herkes hayatının bir bölümünde veya her zaman bu yabancılara ait şeyleri sever, sevmese bile tercih eder, alır kullanır.

Bu insanlar bizim insanlarımız, bu ülkede doğup büyüdüler, bu ülkenin ekmeğini yediler, suyunu içtiler ama her biri ne yazık ki yabancı hayranı oldular.

Tanzimat’tan beri yöneldiğimiz, cumhuriyetle birlikte tek hedefimiz, tek idealimiz ve tek örneğimiz olan batı, sonuçta hayran olduğumuz, sevdiğimiz, beğendiğimiz, tercih ettiğimiz, taklit ettiğimiz, özendiğimiz bir hayat tarzı olup çıktı.

Batıyı taklit etmeye başladığımız o günden bu yana ne yazık ki batılı gibi olamadık, batılı değerlerin bir kısmını almış olmamıza rağmen kendi aslımızdan da kopmadık. Ne tam batılı olabildik ne de tam doğulu kalabildik.  Yarı batılı yarı doğulu bir şekilde hayatımızı bir karmaşa içerisinde sürdürüyoruz.

Bu ortamda yetişen genç insanlarımız da önlerine konulan örneklere bakarak rastgele şeyler sever oldular. Onlar da kendileri olmadıkları için batılı birileri gibi davranmakta ve öyle yaşamakta bir mahsur görmemektedirler.

********************

Sözün Özü:

“Dalından düşen yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder “.  Biz bir kere kendi istek ve kararımızla dalımızdan koptuk. Hem de devlet eliyle batıya yöneldik. Bu durumda sonucun böyle olması mukadderdi.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18764585