Güncel Yazılar

Ahmed Hâşim, Çanakkale Cephesi’ne bizzat katıldığı, muhârebelere iştirâk ettiği hâlde, bu pek mühim hâdise, onun san’atına aksetmemiştir. Bunu, Hâşim’in san’atkâr hânesine nasıl yazmalıdır? Elbette o, edebiyâtımızın yüz akı şâirlerindendir. Hâşim’in olmadığı bir Türk şiiri, renk ve ses kaybına uğrar. Çanakkale’deki Kıyâmet sahnelerini, keşke Hâşim mısrâlarında da okuyabilseydik.

Mehmed Âkif, Teşkilât-ı Mahsûsa’nın verdiği vazîfeyi îfâ ettiği sırada, Çanakkale Muhârebeleri cereyân etti. Âkif, o sırada Çanakkale’den çok uzakta, Arabistan taraflarında bulunuyordu. Resmî ve gayr-ı resmî kaynaklardan öğrendiği, halk hissiyâtının önüne koyduğu gıyâbî Çanakkale tablosundan, o hârikulâde “Çanakkale” şiirini yazdı. Kendisinin “Boğaz Harbi” dediği Türk’ün ölüm-kalım mücâdelesi, bahsedilen mısrâlarda, muhteşem bir destân kıvâmında nakledilir. Bu müstesnâ şiir, aynı zamanda bizim millî hâfızamıza kazınmış bir “Şehîd Duâsı”dır.

Hâşim’in, gördüğü ve bizzat yaşadığı hâlde yazmadığı, Âkif’in ise sâdece duyarak şiire aktardığı Çanakkale Muhârebeleri, iki büyük şâirimizi, aslâ karşı kutuplara itmez. Hâşim, kendi deryâsında attığı şiir kulaçlarıyla, nice büyük olduğunu herkese isbât etmiştir. Âkif’in de, Hâşim’den arta kalan bir eksiği giderme duruşuna ihtiyâcı yoktur. Türk şiirinden haz duyanlar, hem Hâşim’in, hem de Âkif’in ayrı vâdîlerde kurdukları kelime saltanatlarından söz zevki devşirmektedirler.

Hâşim’in içine girdiği, fakat anlatamadığı Çanakkale Muhârebeleri ile Âkif’in uzaktan duyup destâna dönüştürdüğü haber, şiir ve şâir indinde nasıl anlaşılmalıdır? Her çeşit san’atta olduğu gibi, şiirde de, “ilhâm” denilen içe doğuş hâdisesi, herhâlde, bahsi geçen “hissetme, anlatma, anlatamama” şeklinde cereyân ediyor. Bâzılarının dediği gibi, ilhâmın perisi falan yoktur. Onu, periye inananlar düşünsün. Hâşim’in şiirine gelmeyen Çanakkale hissi, Âkif’in şiirine hangi vâsıta ile ve nasıl otâğ kurmuştur? Bu sorunun cevâbı, bize ilhâmın adresini de verecektir. Koca Yûnus, hiç zorlanmadan, su akışındaki şırıltılı Türkçesi ile ilhâmın adresini herkese îlân ediyor:

            “Gönül, Çalab’ın tahtı.

            Çalab gönüle baktı.

            İki Cihân bedbahtı,

            Kim gönül yıkar ise.”

Çalab ile gönül arasındaki bakış trafiği, bâzen şiir hâlinde tezâhür ediyor...

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22101290