Ömer AĞAÇLI

Hakikat, varlık ve var oluş temellidir. Varlık ve var oluşu açıklayan sadece dindir. Hiç bir beşeri bilgi türü ki, bilim ve felsefe hakikati mutlak olarak ortaya koyamaz. Din, hakikati mutlak varlık olan Allah ve O’nun kanunları, yaratma yasaları olarak açıklar. Din, hayatın kendisidir ve hayatın manevi rehberidir. Evet! Din, mamevi rehber, bilim ise maddi rehberdir. Mutlak gerçeklik, Allah’ın fiillerinden ibaret olan var oluştur. Kur’an, var oluşun ilahi kanunlarını şöyle ortaya koyar. 55/29: “ Allah, her an yaratma halindedir.” 13/3 : “ Bütün oluşları gerçekleştiren Allah’tır.” Ve 9/5 :” Allah herşeyi kendi ilmine göre yaratmaktadır.”

Her an sürakli yaratma faaliyetleri içinde olan Allah, her an ilimle yeniden yaratmaktadır. Her an, yeni bir andır. Her an, önceki anlardan farklıdır. Yani Allah’ın yaratma faaliyetlerinde tekrar yoktur. Bu bağlamda diyebiliriz kiyenilik ve yenilenme, yenileme Allah’ın değişmez kanunudur,  adetidir, sünnetullahıdır.

O halde insan neden hep geçmişte yaşar, yerinde sayar, manevi olarak ilerleyemez, geçmişe takılır kalır,geçmişi özler, geçmişte bir türlü yakayı kurtaramaz, bütün yapıp etmelerini geçmişe refere eder, yaşadığı sorunların çözümünü geçmişte arar, hep geçmişe tutunarak yaşamaya çalışır? Bu soruların cevabı ise var oluşun, dinin mahiyetini doğru kavrayamadığı için. Dinin bir var oluş meselesi değil de kör bir inanç sistemi olarak kabul etmesindedir. Hakikati dinin dışında aramasıdır. İlahi oluşun farkına varamamasıdır.

Kur’an’a bakınız, eşya hakında detaylı bilgi vermez. İnsanın varlık ve var oluş hakkında doğru düşünebilmesi için bilginin ilkelerini verir, işi akla bırakır. Kur’an’ın asıl vermeye çalıştığı mesaj, insanın hakikate göre doğru düşünebilmesini sağlamaktır. İnsan, hakikate göre doğru düşünürse mutlaka kapsamlı, gerçekçi düşünür ve sonunda doğru bilgiye erişir. İnsanın kendini gerçekleştirmesi de gerçeklere dayalı düşünmesi ve yaşamassından başka bir şey değildir.

2/219:” Düşünün diye, Allah ilkelerini size böyle açıklıyor.” Kur’an, aklı işletmeye ve akla uymaya davet ediyor. Aklın önündeki engelleri de döne döne kaldırmaya çalışıyor. Ragıp İsfehani’nin sözüdür: “  Akıli insana verilmiş genel rehberdir. Peygamberler de insanlara rehberdir.” İnsan inanan bir varlıktır. Bu inancının hakikate dayanması gerekir. Hakikat dindir. İnsan dine kulak vermezse, inancını kendi zihninde kurgularak oluşturur. Dine inanmayan insan mutlaka başka şeylerle zihin dünyasını yapılandırır.

İnsanhayatında din ile dün çok önemlidir. Ama din ile dün farklı şeylerdir. Dün tarihtir. Dünü bilmek zorunludur. Çünkü insan ve toplumlar tarihi varlıklardır. Dünü doğru bilmeyenler bugün zorluklarla karşılaşırlar, savrulurlar. ASIL OLAN BUGÜNDÜR. Dün, tarihtir, hafızadır. Din ise ilahi, ezeli ve ebedi olandır. Din ile dün arasındaki ilişkileri doğru okumak zorunludur. Yaşanm ş fiil tecrübeler, akıl önünde verili bir alandır. Ama, her nesil içinde yaşadığı zaman ve mekan kayıtlarına göre dini, dönemin bilgi birikimi, epistemesi ve ufuklarına göre kendi sorunları, imkanları bağlamında yorumlar. Sorun, eski zamanların anlayışlarına, anlamlarına tutunarak bugünü yaşamaya kalkmaktır. İnsan neden hep eskilere takılıp kalır ki?..Eski zamanlarda her şeyin değerli, güzel ve ideal olduğunu zihninde hayal eder. Evet ama bu bir ham hayaldir. Geçmişi idealize etmek, kutsamak sğlıklı yol değildir. Oysa doğru olan geçmişi aşmak ve günümüze gelmektir. Geçmişte olup bitenler sonuçta kültürdür. Ama biz teslim alacak, hayatımızı bağlayacak, özgürlüğümüzü kaybettirecek, yaşadığımız anı sakatlayacak duruma getirmenin hiç bir anlamı yoktur.

Geçmişte kalmak bal gibi taklittir. Taklid kelimesinin anlamı çok ilginçtir, kafaya takılan tasma anlamına gelir. Tasma hayvana takılır. Hayva kim tasmayı takarsa onun peşinden gider. Eskilere, geçmişe takılıp kalmakta tasma takma ile aynı anlama gelir. Akıl ve irade ile yaratılmış insana tasma takılamaz. Geçmiş dünyayı geçmişte bırakmak aklın bir gereğidir. İnsanı ve toplumları geçmişe bağlamak onları uyutmaktır. Aklı değil hafızayı öne çıkarmaktır. Bu da çıkış yolunu çıkmaz sokakta aramaktır.

GEÇMİŞ, BUGÜNE KILAVUZ OLAMAZ. Ancak bir anlam haritası olabilir. Bugün yaşayan insanların vermesi gereken hükümleri geçmişe havale etmek hiç bir sorunu çözmez. Ne bugün ne gelecek geçmişe yerleştirilemez. Geçmiş, hakikat dönemleri olarak görmek akıl körlüğüdür. Geçmiş, ger getirip bugün yaşamaya çalışmak, zamanı şaşırmaktır. Anakonizme düşmektir, aklı sıyırmaktır.

Kurân’da “ Her devrin hükmü başkadır.” Sözü insanları bu konuda uyarıcı mahiyettedir. Çünkü Kur’an ilişkiler kanunudur. Anlayış ( fıkıh), zaman, mekan ve şahsa göre değişir. Başkalarının görüşleri, sözleri, düşünceleri o zaman ve mekan bağlamındadır. Bu gün yaşayanların başkalarının sözlerine göre düşünmesi düşünme değil onları tekrarlamaktır, onları taklid etmektir. Doğru bilgi taklidle elde edilemez.

“Allah her an yeniden yaratır.” İlahi sistemi, Allah her an yeni durumlar yaratır demektir. Yeni durumlara göre düşünmek ilahi sissteme göre düşünmektir. Hayat sürekli yenilenerek ileriye doğru akar. Hayatın değişkenliğini ve ileriye doğru gittiğini kavrayamayanlar, geriye doğru savrulurlar. Aklın önündeki en önemli engellerden bir de geçmişe takılıp kalmak, patinaj yapmak, zamanı şaşırmaktır.