Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Din öyle bir var oluş meselesi ki, var oluş her boyutuyla dinidir. Kimilerin kabul ettiği gibi geçmiş zamanlara ait kuru, metafizik önermeler, kabuller manzumesi değildir. Bize göre din bir varlık sorunudur. Var oluş, Allah’ın varlığını gösteren, varlığının delilleri olan fiiller alanıdır. Yeryüzünde hayatı başlatan, yaratan, yaşatan dindir. Çünkü Allah bizzat hayatın kendisidir. İlk insanın peygamber olması da bu yüzdendir diye düşünüyorum.

İnsan hiçbir şey bilmezken onu bilgili kılan, ona öğreten Allah’tır. Allah , peygamberler vasıtasıyla ilim vermiştir. İnsanlara tüm temel bilgileri peygamberler öğretmiştir. Din, insan topluluklarının yaratıcı kuvvetidir. Kültürün yaratılmasında din, en önemli kaynaktır. Bunları görmezlikten gelmek ise akıl körlüğüdür.

Her türlü insan toplulukları/ toplumları temelde ahlaki dayanışma yoluyla sağlanan bir yapıdır. Bu ahlaki dayanışmayı gerçekleştiren değerler sistemidir. Bu değerlerin kaynağı insan fıtratından kaynaklanır. Değerleri insanlığın önüne koyan sadece dindir. Bu nedenle Sayın Hasan Onat’ın belirttiği gibi din, insanlık tarihi boyunca hemen her toplumda hem de hayatın bütün alanlarında etkin olmuştur.

Din insanın var oluş meselesidir, dedik; var oluş meselesi  hayatın amacını ve gayesini ortaya koymuştur. İnsanın varoluşu, maddi/ manevi boyutuyla kendini gösterir. Din, insanın manevi boyutuyla ilgilidir. İnsan, içsel alemiyle Allah’a bağlıdır, yani Allah ile birliktedir ve bu hal her an böyledir. Yaratılışın amacı ve gayesi de buradan ortaya çıkar. Yaratılış gayesi, insanın Allah’ın fiillerine burada şahit olmasıdır ve böylece hakk’ı bilmesidir.

Din, Allah ile insan ilişkilerinde söz konusudur. İnsan dünya gelince Allah’ın kendisi için yarattığı nimetlerle ilişkilerini artırarak Allah’ı unutur ve böylece O’ndan uzaklaşır. Vahyin özüne bakınız ki h er peygamber insanlara unuttukları Allah’ı yeniden hatırlatmaktadır. Yani insana dünyaya geliş amacını hatırlatmaktadır. İnsanın maddi var oluş boyutu onun halk içindeki durumudur. Bu nedenle din, insanın maddi varoluşuna kayıtsız kalmaz. Ona bu boyutta varoluşunu gerçekleştirmek için yön gösteren ilkeler söyler. İnsan dış dünya ile ilişkilerini zaman ve mekana bağlı olarak değişen sosyal koşullara göre kendi aklı ve iradesiyle bu ilkelere göre kurmak zorundadır. Belki din, dünya ilişkilerinde de en önemli sorun burada ortaya çıkmaktadır.

Din, dünya ilişkilerinde en önemli aktör devlettir. Tarihe bakıldığında din ya devletle bütünleşmiş ya da devlet dini emrine almıştır. Hz. Peygamber’e kadar tarih bu minval üzere devam etmiştir. İnsanlık tarihinde din ile devleti birbirinden ayıran ve bunları olması gereken ontolojik yerlerine oturtan Hz. Peygamber’dir.

İnsanlık tarihinde ilk defa din ile devleti birbirinden ayıran Hz. Peygamberdir. O’nun Medine’de kurduğu otorite/devlet kelimenin tam anlamıyla  dini, adalet olan hukuk devletidir. Bu devlet “ MEDİNE SÖZLEŞMESİ” ne göre oluşturulmuştur. Medine Sözleşmsi bir sosyal mukaveledir, dini bir metin değildir. Medine Site Devleti de bir din devleti yani teokrasi değildir. Din ile devletin ayrılması, devletin hukuka göre işletilmesi eğer laiklik olarak kabul edilirse, laikliği bir sosyal miras olarak insanlığa hediye eden ve bu alanda gelenek oluşturan bizzat Hz. Peygamber’dir.

Benim anladığım kadarıyla İslam, toplumsal hayattaki tüm beşeri işleri, düzenlemeleri akla bırakmıştır. İslam’da din ve dünya işlerinde başlıca yol gösterici akıldır. Akıl ve aklın marifeti olan ilim, temel merciidir.

Hz. Muhammed, insan ve toplumla ilgili tüm evrensel değerleri, hayatın tüm alanları için insanlığın önüne koymuş ve OKU! DÜŞÜN!  ANLA! YAŞA! Demiştir.

Zaman, mekan, sosyo, kültürel çevre sürekli değişim içindedir. Sosyal değişim gerçekliği de Allah’ın kanunudur.

Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi İlahi kanun gereğidir. Her insan kendi zamanının çocuğudur. Kendini kuşatan zamana göre bilgileri de değişir. Bilgilerin değişmesi hükümlerin değişmesi demektir. Değişmez olanlar evrensel değerlerdir. Evrensel değerler ile dini değerler farklı şeyler değildir.

İslam, dinamik anlamı içerir. İslam’ı bir dönemin koşulları bağlamında dondurmak suretiyle algılamak, sosyo, kültürel değişim gerçeğine, meydan okumak ve dinin canlı imanını boğmaktır. İslam’ı belli bir dönemin tarihi şekiller altındaki yorumlarını aşmak zorundayız.

Son olarak; din ile devletin bütünleşmesi Kur’an’a aykırıdır. Din/ devlet bütünleşmesi, eğemenliği meşru göstermek için bir araç haline getirmektir. Tarihte bu amaçla ortaya çıkmıştır ve hiç bir ilahi temeli yoktur, tamamen beşeri işlerdendir. Bu model zulüm olduğu kadar din istismarından başka bişey de değildir. Din, devlet bütünleşmesi, müslüman toplumların geri kalmasının bence tek nedenidir. Çünkü bu bütünleşme, aklı, bilim ve vicdan özgürlüğünü geriletir. Toplumu çağın dışına atar. Osmalının çöküşünde bu tür din, devlet bütünleşmesinin çok büyük etkisi olmuştur. Bu dinde din adamları yoktur. Din alimleri vardır. Din alimleri de sadece din alanında komuşmak durumundadır.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18813058