25 Mayıs 2022

Ali Rıza ÖZDEMİR

Haricîlik; teknik olarak Hz. Ali’nin ordusundan koparak, ona karşı savaşan askerlere verilen isimdir. Ancak Haricîlik, bundan çok daha fazlasıdır ve onu kalıcı kılan şey, bir zihniyeti temsil etmesidir: Bağnazlığı ve dar görüşlülüğü…

Bu zihniyet, Hz. Muhammed zamanında bile vardı.

Hz. Muhammed’in deyimiyle; “Kur’an okuyan ama okudukları gırtlaklarından ileri gitmeyen”o kadar çok kişi vardı ki erken İslam toplumunda. Bu nedenle Hz. Muhammed; “Dinde bağnazlıktan sakının. Zira Allah onu kolay kılmıştır. O halde dinden yapabildiğiniz kadarını alın. Hiç şüphesiz Allah, az da olsa amelin salih ve devamlı olanını sever” diyerek inananları uyarmak zorunda kalmıştı.

HARİCÎLİK: BAĞNAZLIK

Hz. Muhammed(s) zamanında bu zihniyet, Hurkus bin Zuheyr ile özdeşleşmişti. Çünkü Huneyn Savaşından sonra ganimetler dağıtılırken Hurkus bin Zuheyr, İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’e(s); “Ey Muhammed! Adil ol!” diyerek çıkışmış, Hz. Muhammed ise onu azarlamıştı.

Halk arasında dindarlığı ve ibadetlerinin fazlalığı ile ön plan çıkmış biriydi Hurkus. Alnında secde izi vardı ve saçlarını da dönemin dindarlığının göstergesi olarak tıraş ettirmişti.

Şekil olarak dindar görünen ancak özde imandan zerre nasibini almayan bu adamın tavrı karşısında Hz. Muhammed; “Çok yakında onun takipçileri olacak. Onlar dinde o kadar derinleşecek ve bağnazlık edecekler ki, sonunda ondan [dinden] çıkacaklar” buyurmuştu.

Hurkus, Sıffin Savaşında Hz. Ali’nin[a] yanında yer aldı. Ancak az sonra Muaviye’nin oyununa gelerek Hz. Ali’den ayrıldı. Daha da kötü bir işe girişerek Haricîliğin örgütleyicileri arasında yer aldı. Nehrevan Savaşında Haricî ordusundaki piyade birliğinin komutanlığını yaparken Hz. Ali’nin kılıcı ile can verdi.

HARİCİLİK ÖLDÜ MÜ?

Nehrevan Savaşı bittikten sonra Haricîlerin tamamının öldürüldüğü haberi yayılınca Hz. Ali, geleceğe ışık tutan şu sözleri söyledi: “Olamaz; vallahi onlar daha babalarının bellerindeler, analarının rahimlerindeler.”

Kötülüğü yayan kişiler ölmüştü; peki ya zihniyet… Zihniyet bugün de devam ediyor.

O zihniyet bugün nerede mi, kimde mi?

İki yerde: İslam toplumunu karanlığa götüren Selefi ve çağdaş Emevîci akımlarda… Ve onların bu sahte dinine bakarak dine düşmanlık edenlerde… Bin bir şekilde görünen bu zihniyetin Alevîler arasındaki adı: “Ali’sizler.”

ALİ TARAFTARLIĞINDAN ALİ DÜŞMANLIĞINA

Haricîler başlangıçta Hz. Ali taraftarı idiler. Onun yanında Muaviye’ye karşı yer almış, kılıç kuşanmış ve savaşmışlardı. Sonra Muaviye ve yaveri Amr bin As’ın oyunlarına kanarak Hz. Ali’ye düşman oldular.

Ali’sizler ise Hz. Ali’ye âşık bir toplumdan çıktılar. Alevî toplumunda doğup büyüdüler. Ali taraftarıydılar. Sonra ne mi oldu? Haricîlere ne olduysa aynısı… Minberlerden yıllarca Hz. Ali’ye söven, lanet eden ve iftira atan Emevîlerin yalanlarına kanıp Hz. Ali düşmanı oldular.

AYNI KANDIRILMIŞLIK

Haricîlerin bilgileri eksik, akılları az, yürekleri kurak, kibirleri fazlaydı. Bu özellikleri, onların Muaviye’nin oyununa çabucak kanmalarına, yoldan çıkmalarına neden oldu. Yenilginin eşiğine gelen Muaviye ile Amr bin As’ın devreye soktukları hileyi (Kur’an’ı mızraklarının ucuna takmaları) göremediler. Çünkü gerçek dindar olmadıkları için gerçek dindarların Kur’an’ı mızrak uçlarında dolandırmayacağını anlamadılar. Muaviye, Ali taraftarlarından bir kısmını o çağda kandırarak Ali düşmanı yaptı.

Muaviye o dönemde bir şey daha yaptı: Egemenlik kurduğu yerlerde kurumsal olarak Hz. Ali düşmanlığını yaymaya çalıştı. Ona minberlerden lanet okuttu. Parasıyla bir sürü yalancı tuttu ve yalancılar Hz. Ali hakkında bir sürü yalan uydurdular.

İşte o yalanlar şimdi Ali’sizlerin dilinde… Eksik bilgileri, az akılları ile Hz. Ali’ye düşmanlık yapıyorlar. Bu düşmanlığı üstelik “Alevîlik” adı altında yaymaya çalışıyorlar. Özetle, Muaviye bu çağda da Ali taraftarlarından bir kısmını kandırarak Ali düşmanı yapıyor.

AZ AKIL, EKSİK BİLGİ

Haricîler, dini görüşlerini Kur’an’ın şekilsel olarak okunmasına ve kişisel reylerine göre yorumlamaya dayandırıyorlardı. Bu nedenle Hz. Ali, Haricîlere nasihat emek üzere gönderdiği Abdullah b. Abbâs’a; “Onlarla Kur'ân'a dayanarak bahse girişme; çünkü Kur'an, birçok yönü olan, türlü yorumlarla yorulabilen bir kitaptır; sen söylersin, onlar da söylerler” demişti.

Haricîlerin bilgileri azdı ve bu nedenle ayetleri eksik anlıyor ve yanlış yorumluyorlardı. Onlar; “Hüküm ancak Allah’a aittir” dediklerinde Hz. Ali; “Doğru bir söz; fakat onunla batıl murat edilmede” diyerek yanındakileri uyarmıştı.

Bugün de Ali’sizler Kur’an’ı şekilsel olarak okuyor ve kendi kişisel donanımlarına göre yorumluyorlar. Hak olan Kur’an ayetlerine, az ve eksik bilgileri ile yanlış anlamlar veriyorlar. Bazen de Kur’an’da birbirini açıklayan ayetleri görmezden geliyor, bir ayet üzerinden giderek yanlış algı yaratıyorlar. Sembolik anlatımlara yüzeysel anlamlar verip ayetlerin ruhunu atlıyorlar.

Bununla da yetinmeyip Alevî ulularının içkin ve irfan dolu eserlerini kendi eksik bilgileri ve az akılları ile yorumladılar. Bazen kasten anlamları ile oynadılar. Nefislerince tepindiler üzerlerinde…

Kafa aynı kafa; zihniyet aynı zihniyet; yöntem aynı yöntem…

KURAK YÜREKLER

Haricîler gibi Ali’sizlerin de yürekleri kuraktır.

Haricîler çok ibadet eden bir topluluktu. Öyle ki, alınlarında secde izi belirmiş, dizleri nasır tutmuştu. Ama kalpleri de nasır bağlamıştı. Gönülleri kuraktı; sevgiden, merhametten nasibini almamışlardı. Zihniyet dünyalarında şekil efendi, öz tutsaktı. Ali’sizlerin de kalpleri kurak. Nasır bağlamış. İslam’ı Haricîler ve bugünkü devamları olan Selefîler gibi anlayan Ali’sizler, dinin özünü ve ruhunu anlamaktan çok uzaklar.

Her Alevî’nin yüreğinden Hz. Ali’nin yüreğine bir yol uzanır. “Ali” deyince; akan sular durur, yürekler tek ritimle atar. “El ele el Hakk’a” düsturunca Hz. Ali, bütün sevenlerinin elinden tutarak onları Hakk’a ulaştırır. Yol, bu yoldur. Bu yolda Ali’ye sarılan yürür. Ali’siz kalan düşer; yüreği kurur; “düşkün” olur.

SAHTE DİNDARLIKLAR

Haricîler dindarlık iddiasında idiler. Üstelik onların dindarlığı başta Hz. Muhammed’e daha sonra Hz. Ali’ye rağmendi. Önce Hz. Muhammed’e muhalefet ettiler, sonra Hz. Ali’ye düşman oldular.

Ali’sizler de kendilerine bugün “Alevî” diyorlar. Alevîlik adına konuşuyorlar güya… Alevîlik alıp Alevîlik satıyorlar. Dışarıdan bakan onları “Alevîlik şampiyonu” sanır. Hz. Ali düşmanlığı yaparak Alevî olduğunu iddia eden bu zümrenin, Hz. Ali’ye düşmanlık eden Haricîlerden hiçbir farklı yok. İlki geçmişte İslam adına İslam’ın içini kirletiyordu, ikincisi ise bugün Alevîlik adına Alevîliğin içini kirletiyor.

Haricîler aslında dindar olmayan bir topluluktu. Tek dertleri vardı: Dindar görünerek saygınlık, makam, mevki ve menfaat elde etmek. Çok ibadet etmelerinin, güzel Kur’an okumalarının ve şekilsel olarak dindar görünmelerinin tek nedeni buydu.

Ali’sizlerin de tek derdi Alevîlik üzerinden dünyayı talep etmektir. Ün, şöhret kazanmak… İtibar elde etmek… İnanmadığı değerler üzerinden para kazanmak… Alevî kurumlarına tebelleş olmalarının ve Alevîlerin kutsal din duygularını kullanmalarının tek nedeni, Haricîlerin nedenleri ile aynı…

İkisi de temelde din sömürücüsü…

İFLAH OLMAYAN BİR KİBİR

Haricîlerin bir diğer özelliği mütevazı görünüp aslında çok kibirli olmalarıydı. Sevgiye ve bilgiye dayanmayan sahte dindarlıkları, onları öylesine kör etmişti ki, kendilerini dinin merkezinde görüp herkesi dindışı ilan ediyorlardı. Sakat din anlayışlarını herkese dayatıyor, insanları kendilerine uymaya zorluyorlardı. Uymayanları ise öldürmekten çekinmiyorlardı.

Bugün de Ali’sizler, aynı kibre sahipler. Her şeyi en doğru şekilde bildiğini sanan bu zevat, dini Haricîler gibi anlıyor ve bunun üzerinden dini yalanlıyorlar. Getirilen her delili görmezden geliyorlar. En kuvvetli sözler bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor. Hak bir söz karşısında teslim olmak yerine hemen başka bir konuya atlayıp laf kalabalığı yapıyorlar. Uydurdukları sahte bilgilere, icat ettikleri palavralara insanları zorluyorlar.

Haricîler hakikatin peşinde değildi, Ali’sizler de değil…

“OK GİBİ” DİNDEN ÇIKANLAR

Alevîlik adına Ali’sizlik yapmak, Hz. Ali’ye düşmanlık etmek, o hazrete –haşa- “katil” demek; binlerce Alevî ulusunun günümüze ulaşan yüzbinlerce nefes ve deyişini okurken bilgisizliğin ve körlüğün zirve yapması demektir.

Alevîlik adına Ali’sizlik yapmak; o deyişlerde binlerce kez geçen “Ali” adını okurken utanmamak demektir.

Alevîlik adına Ali’sizlik yapmak; “Ya Ali!” deyince pervaz vurup uçan gönülleri, ışıldayan gözleri görüp de kibrinde ısrar etmek demektir.

Alevîlik adına Ali’sizlik yapmak; bir inanca, bir imana, bir sevgiye yapılacak saygısızlığın dibini bulmak demektir.

Nasıl ki, Haricîler Müslüman oldukları halde Hz. Muhammed’in deyimiyle dinden “ok gibi” çıktılarsa, Alevî oldukları halde Hz. Ali düşmanlığı yapan Ali’sizler de Alevîlikten öyle çıkmışlardır.

Artık Ali’sizleri “Haricî” diye çağırmakta bence bir beis yoktur.

HARİCÎLER BİTMEZSE, ALEVÎLER HİÇ BİTMEZ

Haricîlik ismi ölmüş olabilir ama zihniyet olarak halen varlığını sürdürüyor. Alevî toplumu içinden çıkan ama Hz. Ali düşmanlığı yaptığı halde hâlâ kendini “Alevî” olarak tanımlayan Ali’sizler, Haricîliğin çağımızdaki uzantısıdır.

İkisinin de doğum yeri aynı: Ali taraftarlığı…

Kandıkları oyunlar/yalanlar aynı: Emevî oyunları/yalanları…

Özellikleri aynı: Az akıl, eksik bilgi, kurumuş gönüller…

Zaafları aynı: Menfaatperestlik…

Hareket tarzları aynı: Sahte bağlılık…

Vardıkları yer aynı: Ali düşmanlığı…

Ali taraftarlığı ile başlayıp Ali düşmanlığı ile sona eren her hikâyenin sonu hüsrandır.

Her şeyi aynı olanların akıbetleri de aynı olur: Tarihin sayfalarında kötülükle anılmak…

Alevî imanının ve tarihin kesin hükmü budur.

--------------------------

Kaynak:

https://odatv.com/ali-sizlerin-tek-derdi-olsun-11051823.html

Bu kategorideki Makalelerden