Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Bugün, değişen iklîm şartları yüzünden, her memleket gibi, Türkiye’nin de su ile başı dertte. Artık, her hava raporu bülteninde içme suyu rezervlerinin yüzdeliklerini dinleme alışkanlığı edindik. İki damla yağmur düşse, baraj seviyesine bakıyoruz. Suyu isrâf etmememiz lâzım geldiğine de, bu vesîle ile inanmış göründük. Dolayısıyla, denize uzak durma hâlinden suya hasret kalma gününe ulaştık.

Hemen hemen bütün iklîm değerlendirmeleri, deprem tahmîni gibi, muğbeçeliğe dönüştü. Eline fırsatı geçiren, âlâsından bir felâket tablosu çiziyor. İş, “ne yapmak lâzım?” kısmına gelince, ortada kimseyi göremiyorsun. Hayâlî bir suçlu îcâd edilmiş. Adresi bilinmeyen bu mücrîmin üzerine, kamyonlar dolusu taş atılıyor. Sözün bittiği yerde, fiil, nöbeti devralırmış.

Boşu boşuna kendimizi kandırmayalım. Sâhip olduğumuz değerlerin, kat’â farkında değiliz. Ancak, “su” misâlindeki gibi, kaybettiğimiz zamân figânı koparıyoruz.

            “Su” ile ifâde edilen nîmetler arasında fizikî olarak belki “vatan sevgisi” yoktur, ama “su”, zâten vatan demektir. Yâni:

            “Düş d’önüme hubbü’l-vatan!

            Gidem ey dost! Deyû deyû...”       

çığlığı, Yûnus’un dilinden dökülen bir vatan şelâlesidir. “Sevgili” makâmındaki vatanın, en akılda kalan köşeleri, sularıdır. Suyun dinlendirici görünüşü, vatan oluşundandır...

Neml Sûresi’nin:

“Fetilke büyûtühüm hâviyeten bimâ zalemû!”

âyetinde, kurunun yanında yanan yaşların yurtları anlatılıyor:

“İşte sana, onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan yurtları!..”

Sodom’da, Gomore’de, Pompei’de yok edilen iyiler, vaktinde kötüleri engelleyemedikleri için bu âkıbete uğramışlardı.

En hafif ölçü üzerinden, mantıku’t-tayr (kuş mantığı) sahipleri bile, “kötü” işlerin, “kötü” kişiler sayesinde vâr olduğunu bilirler. Bunu fark ettiğimiz gün, kötülüklerin kötülerce yapıldığını anlayacağız. İçimizdeki soğuk, buzlu havayı dağıtıp ısıtacak nefes, aslında ciğerimizde. Ama onu fark edemiyoruz. Buzhânenin buzlarını kıramıyoruz.

“Buzhâne” tâbiri, buz üretilen fabrikaya delâlet etmekten ziyade mecâzî mânâlara kapı aralıyor. Aslında, “buz” kelimesinin Türkçe’de girdiği söz kalıpları, o kadar da menfî ve soğuk karşılıklar barındırmıyor. Sıcaktan, harâretten bunalan insan bünyesinin ferâhlama, râhatlama sembolü, çoğu zamân “buz”lu kelimelerdir. Tabiî buz, hâliyle soğuk havalarda, yâni kış mevsiminde bulunacağından, yakın plânda insana pek huzûr vermez. Çünkü o mevsim ve havalarda, tabiat baştan başa bir “buzhâne”dir. Dolayısıyla, bu kadar geniş, büyük ve geç eriyen buz, insanın bazı uzuvlarını da “buz”laştırır.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

21787487