Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Hakikat sadece dinin konusudur. Hiç bir beşeri bilgi türleri, hakikati açıklayamaz. Hakikat Allah’a mahsustur. Ve Allah, mutlak gerçekliği peygamberler vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. Her peygambere gelen vahiy kaynaklı bilgiler mutlak hakikatin bir bölümüdür. Diğer bir deyişle peygamberler birbirlerini tamamlayarak, son peygamber Hz. Muhammed ile hakikat bilgileri tamamlanmıştır.

Kur’an dinin, hakikatin tekliğini şu ayetlerle ortaya koyar.

41/43: “  Resulüm! Sana söylenenler, senden önceki peygamberlere söylenenlerden başka bir şey değildir.”

12/111: “ Bu Kur’an, kendinden önceki kitapların doğrulanması, herşeyin açıklamasıdır. İman edenler için bir rehber ve rahmettir.”

Kur’an, ilahi mutlak hakikatlerin kendinde toplandığı tek kutsal kitaptır. Hakikate Kur’an bağlamında bakılınca, Allah’ın insanlara kendi yaratma fiillerine göre yaşaması için yol gösterdiği görülür. Akıl ve irade ile donanımlı insanın bu kanunlara göre düşünecek ve hayatını bu kanunlara göre kuracaktır. Hayatı kurmak tamamen insana bırakılmıştır. Din dilinde “ Allah’a tabi olmak “ demek, işte bu kanunlara göre insanın hayatını kurması ve yaşamasıdır. Bu bağlamda Kur’an aklın önünde, aklın önünü açan “ nur” kaynağıdır. Nitekim Sadrettin Konevi : “ İlahi tevfik rehber olmadıkça, aklın ayağı kayar.” Diye vahiysiz aklın yolunu şaşıracağını söyler.

Kur’an daha başlarda, ilk surelerde kendi işlevini “2/242 ayettle şöyle vurgulamıştır. “ALLAH, AKILLARINIZI KULLANMANIZ İÇİN, SİZE İLKELERİNİ BÖYLECE AÇIKLAMAKTADIR.” Bu girizgahtan sonra gelelim sadede, asıl konumuza. Asıl söylemke istediğimiz, İslam’ın bir ilahi din olmasına rağmen, onun beşeriyetin elinde, beşeriyetin nefsinin oyuncağı haline getirilmesi, nefsin pisliklerini örten bir şal gibi kullanılması, bir ismi niteleyen basit bir sıfata indirgenmesi meselesidir.

Evet! İslam, hakikati ifade eder. Çünkü Allah, mutlak anlamda varlıktır ve herşeye varlığı ile desetek vererek onları var kılandır.  Aslında Allah, hayatın kendisi ve hayatı yaşayandır. İzafi tüm varlıklara da hayatı yaşatandır.

Vahyin özü, Allah’ı bilmek ve O’nun sistemine göre yaşamaktır. Diğer bir anlatımla, insanın kendi varlık yapısına göre yaşamsının adıdır.

Ama, insan doğası öyle ki, insanın nefs durumu, bu ilahi çağrıya kulak vermemektedir ve kendi keyfine göre yaşamak istemektedir.

İNSAN DOĞASI BELLİ BAŞLI İKİ BOYUTLUDUR. “ NEFS” VE “ RUH” OLARAK..KUR’AN BAŞTAN SONA NEFS VE RUHUN ÇEKİŞMESİNİ ANLATMAKTADIR. NEFS İLE RUH HEP KAVGA VE ÇEKİŞME HALİNDEDİR. İNSAN HAYATINI VE HALLERİNİ DE BU İKİSİNİN ÇEKİŞMESİ ORTAYA ÇIKATMAKTDIR. NEFS ALÇAKLIĞA, RUH YÜKSEKLİĞE MEYİLLİDİR VE BİRİ AŞAĞIYA DİĞERİ YUKARI ÇEKMEKTEDİR.

Allah’ın istediği iman, amael ve takva... Nefsin istediği ise kendi heve ve hevesine göre aşağılarda yaşamaktır. Dikkar edin Kur’an’da takve ve heva karşı karşıyadır ve bir çarpışma halindedir.

Kur’an, iman teklifine karşı nefsin davranışlarını, oyunlarını bol bol kıssalarla döne döne anlatıyor. Heva, nefsin kötü sıfatları ve takva da ruhun olgunluk sıfatlarıdır ki ikisinin çarpışması Kur’an’ın içeriğini oluşturuyor.

BÜTÜN SORUN NEFSİN “ HEVA” SINA, “ TAKVA” NIN KURBAAN EDİLMESİYLE ORTAYA ÇIKIYOR! 25/ 43 ayette . “Nefsini İlah Edineni Gördün mü?” diye bu hallere dikkat çekiyor.

İnsan dünyada ya Allah’a iman eder ya da nefsinin heva ve hevesini kovalayarak nefsine tapar. Böylece insanlar “ Allah’ın kulları” ve Nefsin kulları “ diye ikiye  ayrılırlar.

İNSAN, NEFSİNİ İLAH EDİNİNCE  ARTIK İŞİ ŞEYTANA BIRAK... İslam’ın basit sıfata indirgenmesi, araç haline getirilmesi de nefsin ilahlık konumuna oturtulmasının sonucudur. Peygamberlerin hepsinin anlatmaya çalıştığı var oluş gerçeği de bundan ibarettir.

Vahiy insana ruh yolunu gösteriyor. Ruhu iktidara getirmek çalışıyor. Din, ruhu terbiye ediyor ve ona hakikat yolunu gösteriyor. Ego kaybolacak ki ruh ortaya çıksın. Dini kabul etmeyenler veya din kurallarına uymayanlar özünden  uzaklaşırlar.

İnsan, gerçek olan Hakk’a tutunmazsa, ruh ortaya çıkmaz. Hakk ortaya çıkmazsa batıl kendini hakk suretinde gösterir. Batıl, nefsin dinidir. İnsan nefsinden ruha yükselemezse, nefsin çıkarlarını, heva ve hevesini din edinir. Artık bundan sonra nefsin menfaatleri din yerine geçmiştir.

Kur’an 2/42 ayette:” Gerçeği batılla bulayıp gizlemeyin.” Ve 2/86 ayette: “ Onlar, ahireti verip, dünya hayatını satın alan kimselerdir.” Uyarılmaktadır.

İslam’ın basit bir sıfata indirgenmesinin temeli buradan ortaya çıkmaktadır.

Bu konuda aklı çalışan, yakınan kimseler de vardır. Şimdi onların sözlerinden aktarmalar yapmaya çalışacağım. Geçmişte Diyanet İşler Başkanlığı yapmış ve değerli bir kimse olan ALİ BARDAKOĞLU, din alanında olup bitenleri kısaca şöyle değerlendirmiştir: “ Dini her işe koşuyoruz. Dini her alanda geçer ölçü yapıyoruz. Böylece İslam’a aykırı, İslam anlayışı gelişiyor.”

Değerli bir bilim hanımı olan Sayın Belkıs Gürsoy da bu konuda bir yazısında şöyle demişti: “ Dini dönemde nefsin kutsal din idi. Modern dönemde nefsin kutsal kendisi olmuştur. “

Aklı işleyenler, nefsin, dini nasıl kullandığını , eylemlerine ve söylemlerine nasıl malzeme ettiğini görebiliyorlar.

Bu konuda  değerlendirme yapanlardan biri de Seyid Hüseyin Nasır’dır. “ TASAVVUFİ MAKALELER” adlı eserinde Nasır şöyle yazıyor: “ Bu gün İslam Dünyasında ağır basan en can sıkıcı eğilimlerden birisi, Batıda moda olan bir ideolojiyi benimseyip, ona İslami etiketinin yapıştırılmasından ibarettir. Böylece biz “İslami Demokrasi”, “İslami Sosyalizm” gibi ifadelerle karşılaşmaktayız. İslam, modern ya da güne uygun gösterilerek kabul ettirilmeye çalışıldığında, onu eksiksiz bir prensipler mecmuası, kapsamlı bir dünya görüşü halinden, bir ismi niteleyen sıfat durumuna indirgeyerek, ona ihanet ediliyor. Anlatmaya çalıştığımız husus, nefsin nasıl at oynattığı ve dini kendine nasıl oyuncak ettiğidir. BURADA KALEM AZMADAN DURALIM. Her gün her yerde nefsin marifetlerine bol bol şahit oluyoruz. Aklı işleyenler de bunların farkında oluyorlar.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

23017707