Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Hakikatin üç konusu vardır. Fakat bu üçlünün mahiyeti üzerinde kafa yoranlar azdır.Bu üçlünün  mahiyeti doğru bilinmeden hakikat bulunamaz, üretilen bilgiler de zandan ibarettir. Bu makalede bu konu üzerinde kimi şeyler söylemek istiyorum.

Allah mutlak anlamda varlıktır. Varlık olarak sadece O nitelenebilir. O, yarattıklarının ötesinde ve hatta ötelerin ötesindedir. Yaratışı sonradandır yani bir başlangıcı vardır. Allah kendi varlığının bilinmesini dilemiş ve varlığını yarattığı şeylerle ortaya çıkarmıştır. Allah insanları da kendi varlığının bilnmesi için yaratmıştır. Bu bağlamda Allah, mutlak varlık; kainat ve insan da yaratıktır.

Şimdi insanın durumuna gelelim. İnsan kavramlarla düşünür, kavramlarla bilgi sahibi olur. Kavramların içeriği anlamlarla doludur. Kavramlar kelimelerle ifade edilir. Kavram aslında bilgi manzumesidir. Bilgi, kavramlar arasında kurulan bağlardan ibarettir. İnsan var olanları onları temsil eden kavramlarla bilebiliriz. Metafizik alanda soyut anlamları kavramak kadar anlatmak ta zordur. Fakat başka  çarede yoktur. İnsan bir şeyi zihin formatına uygun olursa anlayabilir. Biz de bu minval üzere insan zihninin kabul edebileceği forma uygun  olarak yaratışı, iki kavramla açıklamaya çalışıyoruz. “ MUTLAK VARLIK” ve “ VAROLUŞ” olarak. Mutlak varlık ALLAH, varoluş ise tüm yaratılmış olanlar.

Varoluş çoklukla tezahür eder. Bu bir olanın çoklu yüzle görünmesidir. Şu hususu da söyleyelim. Bu çokluk insana göredir. Varoluştaki çokluk, kendi açılımında bir bütünlük ve ahenk göstermektedir. Bu bağlamda mutlak varlık bir ve varoşta birdir. İnsan da çoktur ama hepsinin içi, özü aynı ve birdir. Bu da bize hakikatin bir ve tek olduğnu gösterir.

Kur’an Zümer 6 ayette: ALLAH, SİZLERİ BİR TEK ŞEYDEN YARATTI.” Diye vurgular.

Allah her şeyi bir olan şeyden yaratmıştır. O halde her şeyin özü olan bir şey nedir? Sorusunu sorma gerekir ki, İslam’da Sufi yolu tutanların sözlerine göre; “ Allah’ın kendine ait olan zat nurudur.” Diye açıklamışlardır. Yokluktan varlık çıkmayacağına göre, varlık varolan bir şeyden çıkmak zorundadır. Bu bağlamda varoluştaki her varlığın özü, aslı ALLAH’IN NURUDUR. Varoluştaki herşey Allah’ın nurunun tezahürüdür.  Din, bu mutlak hakikati tevhid kavramı ile açıklamış, formüle etmiştir. Kainattaki çokluk, bu bir ve tek olan nurun tezahürüdür. Bu nedenle din, bir inanç ve itikat sistemi değil, varoluş sorunudur.

Allah  bu nurla her an tüm kainata müdahale etmektedir. Yani Allah , evren bağlantısı bu nurla işlemektedir, bu nurla sağlanmaktadır. Rahman Suresi 29 ayette: “ Allah her an yaratma faaliyetleri içindedir.” Ve Rum Suresi 25 ayette: “ Göğün ve yerin O’nun buyruğu ile durması da O’nun varlığının delillerindendir.”

Kainatta var olan her şey, Allah’ın varlığının delilleridir ve bizim her an gözlerimizin önündedir. Her an, kainattaki devingenlik, dinamizm Alla’ın yaratma işlerinden başka bir şey değildir.

Şu kadar var ki, ALLAH herşeyi kendi zatına ait ilmine göre fiilleriyle yaratmaktadır. Her fiil bir sıfata, her sıfatta bir ismine tekabül eder. Kainat( evren) Allah’ın sıfatlarının, fiillerinin, isimlerinin zahire, görünen alana çıkmış halinden ibarettir.

Roger Garaudy bu ilahi varoluşu öyle güzel ifade etmiştir ki diyor ki: “ EVREN, ALLAH’IN İSİMLERİNİN SENFONİSİDİR.” Bizim de anladığımız kadarıyla “ Kainat, Allah’ın isimlerinin hükümleri, bu hükümlerin formlarıdır.”

19/110: “ En güzel isimler O’nundur.”

30/27: “ Yaratmaya baaşlayan sonra onu tekrarlayan O’dur. Göklerde ve yerde tecelli eden en yüce sıfatlar O’nudur.”

Allah’ın yarattığı şeylerin bulunduğu, göründüğü alana izafe edilen kainat kavramı, Allah’ın kendi varlığının delillerini kainat aynasında, külli varoluşta her an göstermektedir.

Göklerde ve yerde buluna bütün varlıklar, O’nun isimlerinin tezahürüdür. Tezahür, aynı zamanda zikirdir. 59/24: “ En güzel isimler O’nundur. Gökteki ve yerdeki varlıklar, O’ nun yüceliğini anarlar.” Denilmiştir ki, bütün varlıklar kendi manevi hallerine göre hep ve her an zikir halindedir. Kainattaki dinamizim Hakk’ı zikirden ibarettir. İnsan da her an zikir halindedir. İnsanın tüm düşünce eylemleri hep zikrin gereğidir. İbadetler zikirdir. İbadetler içinde bulunan “ namaz” zikirdir. Allah’ın kendi isimleriyle Allah’ı zikirdir. Namaz vakitleri insanın kainatın tesbihatına katılmasıdır. Kozmik, ilahi düzene, oluşa insanın iştirakidir.

Allah’ın isimlerinin, kelimelerinin çokluğu kainattaki varlıkların çokluğunun nedenidir. Fakat bu çokluk, kesret durumu tekliğibozmaz. Çoklukta tek olanı farkedebilmek ise marifettir. MARİFET, HAKİKATİN BİLGİSİ VE BİLİNCİDİR.

Allah’ın sayıya gelmeyen kelimelerinin bir ahenk içinde olması da Allah’ın sanat sahibi olduğunun bilgi ve bilincine götürür insanı. Kelimelrin özleri ise  Hakk’ın nurudur. Tüm evren bu nurların dans etmesidir. Kainattaki, tabiattaki güzellikler bu nurların tezahürü, zahire, görünen alana çıkmasından başkası değildir. Tasavvuf ehli olanlar hep söylerler:” ARİFLERE EŞYADA ESMALAR GÖRÜNÜR.” Eşya, esmadır aslında...

Kainatı, Allah’tan bağımsız görenlerin akıllarına şaşmak gerekir. Bu bakış açısı tamamen kuruntudur. Allah, herşeyin hayat kaynağıdır. Herşeye kendi varlığı ve ilmi ile destek verendir. HER ŞEY ALLAH İLE  KAİMDİR. TÜM KAİNATTA ALLAH’IN VARLIĞININ DELİLLERİ VE KUDRETİ GÖRÜNÜR DAİM..DİNİN BİR VAROLUŞ MESELESİ OLDUĞUNU ANLATMAYA ÇALIŞTIM. BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

17380243