17 Ocak 2022

Sibel BOZKURT

Almanya'da toplam 8 milyon yabancı yaşıyor. Bu nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturuyor. İlk başlar­da homojen bir yapıda bulunan Türk işçi göçmenleri artık Alman sosyal hayatın her alanında yer alıyor. O dönemden bu döneme sosyal konumları değişmiş, işçisinden serbest meslek sahibine sanata kültüre, spora işvere- nine kadar  uzanan heterojen bir yapı- ya dönüşmüştür. Tabii ki Türkiye'nin yurt dışında 5 milyon vatandaşının bulunmam önemli. Bu şekilde de ya- şadıkları ülkeye her açıdan katkılan var. Burada yaşayan her birey de ken­di kültürlerini de unutmamalı ve en iyi şekilde temsil etmeli. Nasıl ki bir ülkede çok ülkede yaşayan Yahudiler ve Er­meniler kimliklerini, ana yurtlarına bağlılıklarını ön plana çıkarıyorsa bizim de onlardan örnek almamız gerekir. Almanya toplumsal anlamda her geçen gün daha da çoğulcu hale gelmektedir.

Bu toplumsal çeşitlilik büyük bir kazanç olmanın yanı sıra, zorlukları da beraberinde getiriyor.

Bana göre en önemli sorun, Türk kökenli öğrencilerin durumlarının hala endişe verici olması. Bu zorluklan aşılmasında  yavrularımız kendi ana dilini öğrenmesi çok önemli. Çünkü anadil, diğer dillere temel teşkil ediyor. Almanya'daki Türk çocukları ana dillerini iyi bilmediği için, ikinci dili öğrenmede başarılı olamıyor. Bu da haklı olarak velileri endişe­lendiriyor. 2016 senesine ait Eğitim Ra­por’unda okullardaki genel şartların on yıl öncesi göre çok daha iyi durumda olduğu belirtilmiş olsa da, Türk öğrenciler  için durum öyle değil. Alman yaşıtlarına göre Türk kökenli çocuklar daha çok destek okulları (Förderschule) ve temel okul­ları (Hauptschule) kabul edilmekte, ya da eğitimlerini yanda bırakmaktadırlar. Raporda aynı za­manda meslek eğitiminde Türk kö­kenli öğrencilerin okulu bırakma oranlan Alman öğlencilere göre %50 fazla olarak belirtilmiştir. Okullardaki desteklerin yetersizliği de çocukların başarısız olmasında önemli bir faktör. Oysa ki, göçmen toplumlarda çok dillilik toplumun vazgeçilmez, unsurlardan biri olarak görülür. Halbuki okullar sadece bilgi aktarımı, hem de kişilik geliştirmeye ve mesleğe hazırlık yerleri olarak görülmemeli, toplumda çeşitliliği destekleyici ve yrımcılığa karşı durma gibi konulara da derslerinde yer vermelidir. Ayrıca iki dilde eğitim için gerekli olan un­surlar dikkate alınmalı, erken yaşta eğitimde çok dillilik desteklenmeli. Üzülerek ifade edeyim ki göçmen topluluklarında çok dillilik avantaj ol­duğu halde, Alman toplumu bunu dezavantaj görüyor. Hatta göçmen kökenli öğretmenlerin işlere alınma­sında kolaylık sağlamayıp, emekli olan öğretmenlerin yerine de yenisini atamıyor. Siz velilere düşen görev, Türkçe dersinin önemini kavrayarak çocuklarımızın derslere katılmasını sağlamanız gerekir. Sonuç olarak bu yavrularımızı geleceğidir, kendi benliklerini korumak adına da önem­lidir.

Yukarıdaki makale Kadınca Dergisi'nde yayınlanmış, yazarı tarafından ayrıca sayfamıza da gönderilmiştir.

 

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden