Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

İslam’ın beşeri hayatta şekillenmesi dinin en önemli varoluşsal boyutudur. İlahi olan bilginin insani boyutta algılanışı ve uygulanışı insanın varoluştaki temel sorunudur. Din alanında yaşanan sorunların odak noktası buradadır.

İlahi olanla insani olanın karşılaşmasında Hz. Muhammed temel referansdır. Onun sözleri kayda geçmiş ve Kur’an’ın içeriğini oluşturmaktadır. Onun sözleri olan hadisler ise ayettleri açıklayıcı mahiyettedir. Hz. Muhammed’in kendi döneminde söylediklerini yaşayarak göstermesi de sünneti oluşturur.

İslam bağlamında Hz. Muhammed’i referans almayanlar  yanılırlar, bambaşka alemlere savrulurlar.

Kur’an’a baktığımızda ilk karşımıza çıkan dinin bir tebliğ olmasıdır. Bu nokta insan hayatında çok önemlidir. Allah’ın mesajı hiç şüphe yoktur ki insan doğasına aykırı olsun. Allah hem insanın doğasını yaratıp hem de ona ters mesajlar vermez. İnsan doğası denilince kısaca insana akıl ve irade vermiştir. Akıl ve irade tercihi zorunlu kılar.

Nefs denilen şey maddi birşey değildir. O da manevi birşeydir, ruhun en düşük seviyedeki halidir. Nefs bu nedenle süfli şeylere düşkündür. Akıl ve ruh ise Allah’ın zat katındandır. Bunlar da ulvi, yüce şeylere meyillidir. Akıl e irade tercih yapmayı zorunlu kılar. Tercih sadece insana verilmiş bir haktır. Bu bağlamda tercih, insanın hürriyeti sorununu gündeme getirir. Hürriyet bir yaşantı halidir. İnsanın istediğini yapma  halidir. Burada iradi bir fiil söz konusudur. İNSANIN DOĞASI, VARLIK YAPISI İŞTE BÖYLEDİR. ALLAH’IN MESAJI İNSAN DOĞASINA UYGUN OLARAK ORTAYA ÇIKAR Kİ DİN, BİR TEBLİĞDİR.

Kur’an’da peygamberlerin misyonlarından bahseden ayetlere bakıldığında dinin bir tebliğ olduğu açıkça gözükür. Ahzab Suresi 33/39 ayette: “ Peygamberler Allah’ın mesajlarını duyururlar.” Yasin Suresi 36/17 ayette: “ Bizim görevimiz, açık bir şekilde Allah’ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir.” İnsan, Allah’ın mesajının tebliği karşısında tercih hakkına sahiptir. Nitekim Kehf Suresi 29 ayyette: “  Kur’an Rabbinden bir gerçektir. İsteyen iman etsin, isteyen inkar etsin “ denilerek insanın iman ve inkar konusunda serbest bırakıldığnı vurgulamaktadır.

Yukarıdaki ayetler bağlamında diyebiliriz ki, din ve vicdan özgürlüğünü bizzat tanıyan ve bunu insana hak olarak veren Allah’tır. Bunu değiştirme, bozma veya kısıtlama gibi bir yetkiyi de peygamberler dahil kimseye vermemiştir. Bu nedenle Kur’an’ın içeriği tümüyle insan hürriyeti temeline dayanır. İnsanın din konusunda özgür bırakılması, onun akıl ve iarade ile donatılmasındandır. Bu fıtri gerçeklik ise insanın sorumluğudur.

Allah insanı böyle bir varlık yapısında yaratıp, onun önüne kendi mesajını bile bir tebliğ şeklinde koyduktan sonra, onun özünden sapmaması için sürekli düşünmeye, akıl ve iradesini kullanmaya davet etmektedir.

İslam’ın belki de en önemli yaşamsal özelliği, Allah ile kul arasına kimsenin giremeyeceğidir. Fakat dinin bu özelliğine karşın beşeri hayatta her dönemde Allah ile insanlar arasına girenlerin olduğu da bir gerçektir. Bu aracı nitelikli kimseler dinin ve Allah’ın temsilcisi iddiasıyla ortaya çıkmışlardır. Peygamberin bile tebliğci sıfatı olmasına rağmen bu kimselerin temsilci olarak ortaya çıkması kabul edilemezdir.

Hz.M uhammd’in kendinden önceki dönemlerde ortaya çıkan ( kültürlerde) bu aracı kesime, kimselere karşı bir ömür mücadele ettiği tarihi bir gerçektir. Hristiyan kültürlerde ortaya çıkmış olan ruhbanlığı reddettiği Kur’an’da açıktır.

Ruhbanlık, Allah adına halkı yönetmek şeklinde tecelli etmiştir ki bunun adı siyasi olarak “ teokrasi” dir. TEOKRASİ, totalite r bir gericiliktir ki asla dinden onay almaz.

Şu kadar ki İslam, “ din adamları” nın önünü kapatarak”” din alimleri” nin önünü açmıştır. EVET, İSLAM’DA DİN ADAMLARI YOKTUR, DİN ALİMLERİ VARDIR. Allah’ın tebliği olan din, hiç bir zaman bir insanın zihin kalıbına göre halka enjekte edilemez, üstelikde mutlaklık iddiasıyla...

Dinin dinamizminin beşer zihninde dondurulması dinin özüne aykırıdır. Din admaları, dini kendi bulundukları basit zihin dünyalarında dondururlar. İnsanın düşünce özgürlüğünü kısıtlarlar. Kur’an düşünmeyi en büyük ibadet ve farz olarak kabul eder ve yüceltir ve düşüncenin önüne hiç bir engel konulmasını istemez. İslam ruh ve eylem dinamizmini önde tutar. Hakikar ancak ruh ve eylem dinamizmi içinde elde edilebileceğini kabul eder. Din adamları o kimseler ki, kutsal adına hareket ettiklerini söyleyen, aslında kutsali gasbeden müşriklerdir. İnsanların ruh ve eylem dinamizmini donuklaştıran necis kimselerdir. Kur’an’ı bunlardan anlamaya çalışmak , müşriklerin gözüyle okumak demektir ki bu yol, doğrudan şirke götürür insanı. Kur’an’ı müşriklerin gözüyle okumak, şeytanın gözüyle okumak aynı anlama gelir.

Kur’an her insanı herhangi bir kimsenin aracılığı olmadan kendi başına düşünmeye ve anlamaya davet etmektedir. 73/20 ayyete bu hususa vugu vardır: “ Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.” Yani anlayabildiklerinizle iktifa edin demektir. Bu da din alanında kimsenin kimseye din anlayışını dayatma gibi öznel dayatmalara izin verilmediğinin işaretidir.

Tarihe bakıldığında : din alanındaki her türlü olumsuzlukların temelinde din adamların otorite sahibi olduğu dönemlerde ortaya çıktığı görülmektedir. Beşeriyetin önünü kesen, yol vurucular din adamları olmuştur. Peygamberlerin hepsi din adamları değil, dini temsilcileri değil, vahyin tebliğcileri oldukları iyi anlaşılmalıdır. Peygamberlerin hakikatleri üzerinde yeterince çalışıldığı söylenemez.

İslam’da din adamlarının olmadığını din alimlerinin olduğunu söyledik.. Kur’an’da bunun ilahi referansı da  3/7 ayettir.: “ Kur’an gerçeğini ancak Allah bilir. Bir de rasih olanlar. Bunları özü temiz olanlar da başkaları da düşünemez.”   Ayette geçen” ve’rasihune”  kelimesi, ilimde yüksek payeye erişenler anlamına gelir ki bugün bu kelimeyi, gerçek ilim sahipleri şeklinde ifade etmek mümkündür.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16555710