Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

Olaylar öyle gelişti ki, Türkiye, bütün İslâm âleminin ve bütün mazlûm insanların ümîdi hâline geldi. Türk illerinin ve İslâm âleminin hepsindeki aydınların ve halkın büyük çoğunluğu, Türkiye’yi güven kaynağı olarak görmekte ve bize ümitle bakmaktadır. Türkiye Devleti de, yakın geçmişte hiç olmadığı kadar dış dünyâ ile ilgilenmekte, yalnız ülke dışındaki soydaşlarına değil, bütün Müslümanlara ve diğer millet ferdlerine ve hükûmetlerine de elden geldiğince yardımcı olmaktadır. Bu durum, yöneticilerin, halka yabancılaşmamış olmasından, halkın da, ‘kendisinden’ yöneticileri işbaşında görüyor olmasından kaynaklanmaktadır. Sivil yardım kuruluşlarına halkın gösterdiği coşkun ilgide, halk üzerindeki devlet baskısının, formalite zulmünün kalkmış olmasının büyük payı vardır. Gerek hükûmetin, gerekse sivil yardım kuruluşlarının birçok ülkede giriştikleri faaliyetlerle, kim ne derse desin, ne kadar az farkında olursak olalım, Türkiye, bir dünyâ devleti hâline gelmiştir ve dünyanın hemen her yerinde kendisinden en çok söz edilen ülkeler arasındadır.

Böylece, dost da düşman da anlamıştır ki, Türkiye, yalnız Türkiye’den ibâret değildir.

Öte yandan, Türkiyemizin karşısına dikilen zorluklar vardır : İçte hükûmetin işlerini baltalamayı, kötülemeyi iş edinen ‘yurttaşlarımız’, dışta ise, ülkemizin kalkınmasını, güçlenmesini istemeyen, bundan menfaatinin zarar göreceği endîşesini taşıyan ‘dost bildiklerimiz’.   

Dolar manipülasyonu, Türkiye’ye karşı  oynanagelen oyunlar dizisinin son halkasıdır. Burada, millet ferdlerinin ne derece iyi yetişmiş olması hayatî ehemmiyet arzetmektedir. Sağduyusu galib, oynanan oyunun farkında olanlar, hükûmetin vereceği kararları destekler, ticâretle uğraşıyorsa elindeki ürüne, fırsatçılığa tenezzül ederek zam yapmaz, karamsar söylentileri yaymaz.

Körükörüne muhâlif olanlar ise, ‘hazır hükûmeti yıpratma fırsatı ortaya çıktı’ diye zam yaparlar, karamsar söylentileri yayarlar. Farkına varmazlar ki, Allah korusun, gemi batarsa, içindeki herkes batar, paralarının kendilerine bir faydası olmaz; vatansız yaşamak, haysiyetsiz, sığıntı olarak yaşamak demektir. Avrupa’ya sığınan paralı Suriyelilere, bazı hükümetlerin yaptığı ilk iş, ellerindeki, sâhip oldukları paraları almak oldu! İngilizler, Timuroğulları hâkimiyetindeki Hindistan’ı 1858 yılında işgal ettiklerinde, arâzi sahiplerine öyle ağır, dayanılmaz vergiler koydular ki, zavallılar, emlâklerini terketmek zorunda kaldılar!

Tarihimizdeki bu bilinçsizliğin canlı örneklerinden biri de, yeniçeri ulûfelerinin (üç aylıklarının) satışıdır. İçten çürüme devrinde, vefât eden yeniçerilerin ulûfe kaydı düşüleceği yerde, parayla satıldı, ulûfeyi satın alan esnaf, onu bir yatırım aracı, hisse senedi olarak gördü. Kâğıt üzerinde asker olup devletten ulûfe alan esnaf, tabii, askerlik eğitimi de görmüyordu, cihada da katılmıyordu ! Merkez ordusu bu hâle gelmiş olan devletin yıkılması çok tabiî bir şey olurdu. Prut’ta kıstırılmış olan Petro’nun işi, onun için bitirilemedi. Kuşatma devâm etseydi, Rus ordusu açlık dolayısıyla teslîm olacaktı, ama, Baltacı Mehmed Paşa, ordunun durumunu biliyordu, kuşatmayı sürdüremedi, sulh teklifini kabûl etti.

15 Temmuz kalkışmasına karşı milletin gösterdiği direnç, bu bakımdan ayırt edici bir olaydır. Milletin büyük çoğunluğu, sadece geri bırakılmış, gelişmemiş ülkelerde görülen, “üçüncü dünya ülkeleri kendi ordularının işgali altındadır” anlayışını yansıtan, ordunun içindeki bazı unsurların kalkışma girişimine ‘dur!’ dedi, çıplak elleriyle tanklara karşı çıktı, müezzinlerin salâ vermeleriyle, sokağa fırladı. Körükörüne muhalif olanlar ise müezzinleri susturmağa çalıştılar! Günümüzde de benzer durum yaşanmaktadır. Ne demişti Köroğlu :

Mert dayanır, nâmert kaçar

Şâhlar Şâhı dîvân açar

O şâhlar şâhı, bu millettir!

Bu millet, yüzyıllar boyunca, Hak ile Bâtıl’ın mücâdelesinde, Hak tarafını yalnız başına temsîl etti. Bu güçlüklerin üstesinden gelmemiz, sâdece Türk dünyasının ve Müslümanların değil, bütün diğer milletlerin, kısacası insanlığın hayrına olacaktır. Yâni, dünyâ çapında, bütün insanlığı derinden ilgilendiren bir durum yaşanmaktadır. Gerçi farkında olmayanlar da vardır. Bu son derece kritik durumda, herkes, bilerek veya bilmeyerek bir tarafta yer almaktadır.

28 Eylül 2018

                                                               

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

23011540