Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Yunanlılar, bâzı Türk bankalarını satın aldılar. Böylece, Türkiye’deki bir kısım bankaların patronları Yunanlı oldu. Bu bankalara yatırılacak para, Yunanistan’ın kumbarasına atılmış olacaktır. Yabancı sermâyenin Türkiye’ye girmesinden rahatsızlık duyanlar, Yunan Muhibleri muhîtince cüzâmlı muâmelesi görüp tecrîd ediliyorlar. Vârımızı, yoğumuzu yabancılara peşkeş çekmeye, meğer ne kadar teşne imişiz. Bu yabancının adı “Yunan” oldu mu, içimizdeki Yunan sevenlerin zevkten çıldırma noktasına geldiklerini görüyoruz.

Yunanlıların Türkiye’de banka satın almalarına:

“Türkler de Yunan bankası satın alsın.”

mukâbelesinde bulunulmuş.

Türkler, istemeleri hâlinde bile Yunan bankası satın alamazlar. Çünkü bizde dibe vuran millî endîşeler, Yunanistan’da çok canlı tutuluyor. Farz-ı muhâl, böyle bir satış düşünülüyor olsa, inanın Yunan topraklarında seferberlik ilân edilir. Zaten, bugünkü derbeder hâliyle bile, Yunan ekonomisinin böyle muhayyel bir Türk takviyesine aslâ ihtiyâcı yok. Bu keşif kaabiliyeti, Türk’ün yüreğine taş olup otururken, Yunan’ın efzun eteğine ziller taktırıyor.

Gâlibiyetin meşrû olanı, mağlûbiyeti de meşrû kılar. Yenenle yenilenin “hakkaniyet” zemîninde buluşması, bulundukları muhîte de insanî rahatlama fırsatı verir.

Ne var ki, bugünlerde kazanmaya da, kaybetmeye de “şike” boyası vurulduğundan, hîle karakterli bir cemiyete mahkûm olduk.

Târîhî Türk güreşinde sırtı yere gelen pehlivân, kendini yenen rakîbinin hakkını, hemen orada teslîm eder ve edebinin en geniş dâiresini çizerek, seyredenlerin önünde, yenilmeyi hak ettiğini anlatırdı. Güreşin bittiği ânda, rekâbet de biterdi. Zâten hakikî Türk-İslâm güreşinin her safhası, peşrevinden başlayarak kazananın ilânına kadar, İslâmî motiflerle doludur.

Hz. Hamza’yı “pîr” kabûl eden ve adale kuvvetini îmânının emrine veren güreşcilerimiz, asırlar boyunca Cihân’a nâm saldılar. Hani, tüfeğin karşısında Köroğlu’nun

“Tüfek îcâd oldu, mertlik bozuldu.”

deyişi var ya, onun gibi güreşde de, mertlik nizâmına uymayacak sulandırmalar yapıldı.

Güreş süresinin dakîka ile sınırlandırılması, puan sistemi ile gâlib ilân edilmesi gibi ciddîyetsizlikler, “er meydânı”ndan erlerin kaçmasına ve “er” olmayanların meydânı doldurmasına sebep oldu.

Günlük hayâtımıza, biraz da güreşin “kadük” edilmesi ve nâdân ehline bırakılması açısından bakmak lâzım...

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18600684