12 Ağustos 2022

1040’da kazanılan Dandanâkan Zaferi ile 1075’deki İznik’in fethi arasında geçen 35 sene; plânı, programı Çağrı ve Tuğrul Beyler tarafından yapılmış bir füsûnlu fetih yürüyüşünü içine alır. Türkiye Devleti’nin ilk hükümdârı olan Kutalmışoğlu Süleymanşâh, Malazgird Zaferi sonrasında giriştiği ve yıldırımları, şimşekleri kıskandıracak sür’atteki askerî harekâtı, İznik sâhilinde noktaladığında, belindeki kınından çıkardığı kılıcını, Marmara’nın sularına daldırmış ve ardından yukarı kaldırmıştı. Çeliğine vuran Güneş ışığı altında parıldayan bu Şâh kılıcının üstünde, ter ü tâze Türk vatanının kumları vardı. Kutalmışoğlu, kumlu kılıcı dudaklarına götürüp arka arkaya üç def’a öpmüştü. Bu bûse seanslarından birincisi, Malazgird’in serdârı şânlı Sultan Alp Arslan içindi. İkinci def’a öpülen kumların ithâf hânesinde, Ulu Türk Sultânı Melikşâh’ın adı yazılıydı. Üçüncü kum-dudak buluşması ise, o muazzez kılıcı tutan ellerin sâhibi Kutalmışoğlu Süleymanşâh’ın kendisine tahsîs edilmişti.

Böylesine mukaddes bilinen Anadolu toprağı, bundan sonra, alın yazısını Türk’le birleştirecektir. Türkiye târîhi “İlk Beylikler, Anadolu Selçuklu, İkinci Beylikler, Osmanlı ve Cumhûriyet” devrelerine ayrılır. Bu safhaların ikinci ve dördüncüsü, Anadolu dışında da geniş coğrafî bölgelerin hâkimiyet altına alındığı ihtişâm asırlarına şâhit olmuştur. İkinci safha Selçuklu, dördüncü safha da Osmanlı dönemleridir. Hem Selçuklu’nun, hem de Osmanlı’nın târîhe vedâ ettikleri sahnede, elde kalan son vatan parçası, Anadolu olmuştur. Bilhassa Osmanlı döneminde, Eski Dünyâ denilen Asya, Avrupa ve Afrika kıt’alarının en mühim arâzileri, bizim elimize geçmişti. Târîhin ve de tâlihin yazdığı senaryo tatbîk edildiğinde, inkârı mümkün olmayan ihmâllerimiz yüzünden, Anadolu hâricindeki yerleri kaybetmiştik.

Hem Selçuklu, hem de Osmanlı inkırâzında, nefs-i müdâfaa mekânı olarak Anadolu’nun görülmesi, aslâ bir tesâdüf eseri değildir. Türk’ün, son sözünü burada, yâni Anadolu’da söylemiş olması, bahsedilen toprağın, vatanlaştığını gösterir. “Ana vatan” tâbiri, işte bu yüzden sarfedilmiştir. Kazâ ve kaderin sâikiyle, bâzı topraklar terkedilebilir, ama ana vatan bilinen ve bu vasfı taşıyan yer, ne olursa olsun, kimseye bırakılamaz.

Türk’ün, eğitim-öğretim programına, en sağlam temellerle koyması gereken husûs, Anadolu’nun ana vatan olduğu hakîkatidir. Yahyâ Kemâl, “26 Ağustos 1922” başlıklı şiirinde, bu yüce ana vatan hissini şöyle dile getirmişti:

            “Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbî
            Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbî
            Tâ ki yükselsin ezânlarla müeyyed nâmın
            Gaalib et çünkü bu son ordusudur İslâmın”

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: