6 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Dinî isimlendirmeler gibi, Türkiye’nin coğrafî ve mülkî isimlendirmeleri de, çarpıcı manzaralar gösteriyor.

Çok yakınımızdaki günlere kadar “El-Azîz” olan 23 plâka numaralı eski “Harput” vilâyetimizin adı, her ne hikmetse, hiçbir mânâya delâlet etmeyen “Elâzığ”a çevrilmiş.

İnsanın aklına ilk gelen, daha önceki ismin, bir Osmanlı Hükümdârı’ndan mülhem olması ve bâzılarının bundan duyduğu rahatsızlık. Nitekim bu isimlendirme gayretkeşliğinin başka mîsâlleri de var.

Aydın’ın yeni kazâ merkezlerinden İncirliova’nın eski adı “Karapınar” imiş. Bunun neresinden memnûn kalınmadıysa, değiştirme ihtiyâcı duyulmuş. Yine Aydın’da, Germencik’e bağlı “Ortaklar” adında bir belde var. Onun da eski adı “Reşâdiye”. Bugün İzmir sınırları içine alınan “Çamlık” da, önceleri “Azîziye” diye anılıyormuş.

Roma yahut Bizans dönemine ait izler taşıyan bir ismi, Türkçesiyle değiştirmeye aslâ itirâzımız olamaz. Ama bunlar, bizim öz kültürümüzün “tapu senedi” hükmündeki isimleri.

Anılan zihniyet, “Yenihisâr” gibi bir Türkçe güzelini “Didim” çirkinliğine fedâ etmedi mi?.. Hiçbir derinliği olmayan yabancı hayranlığı, aynı zamânda bizim eğitim sistemimizin ne kadar aşağılarda bir seviyeye oturduğunu da gösteriyor. Hakikâtleri öğrenmenin zorluğu karşısında fal kolaylığına kaçanlar, temâşâ mahâllini ağzına kadar doldurmuşlar.

İnsan elinin iç yüzündeki çizgilere bakarak geleceğe ait tahmînlerde bulunmaya “el falı” deniyor.

Falın her çeşidine Kur’an’da “Şeytân işi” hükmü verilmiş. Bu yüzden, İslâmî ölçüler içinde falın yeri yok. Ama dini, inancı ne olursa olsun, âdemoğlunun tabiatında “faldan hoşlanan” bir bölüm, muhakkak var.

8 Temmuz 2006 günü Hakk’ın rahmetine kavuşan Mustafa Necâti Sepetçioğlu, “Kilit”le başlayan târîhî roman dizisinin bir yerinde, Osman Gâzî’ye yakıştırılan bir avuç içi okuma sahnesini anlatır.

Henüz ortada Osmanlı Devleti yoktur. Ertuğrul Gâzî’nin başında bulunduğu Kayı Boyu, “Bitinia” denilen “Söğüt – Domaniç” “uc”una yerleşmiştir. Ertuğrul ve Kayı aşîreti, Konya Sarayı’na yâni Anadolu Selçuklu Devleti’ne tâbidir.

İşte Osman Bey, resmî bir vazîfeyle Konya’dadır. Merâm’ın ferah iklîminde karşılaştığı Mevlânâ, Osman Bey’in omuzuna, sağ elini iki defa koyarak onu “hoş-hâl” eder. Bunun hikmeti, sağ eldeki çizgilerin eski rakamlarla “on sekiz”e ve onun iki katı olan “otuz altı”ya karşılık gelmesidir. Yâni, Osman’ın sulbünden hüküm sürecek “otuz altı” Osmanlı tâc-dârına… 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: