12 Ağustos 2022

Turgut GÜLER

Dîvân şiirinde “ayağ (ayak) seyrine gitmek” diye bir şifre var. İlk bakışta biraz müstehcen gelen bu söz; hem yasak, hem de harâm olan bir fiilin, usturuplu biçimde deşifre edilmesidir. Başta şarap olmak üzere, alkollü içki mübtelâlarının dünyâsına açılan kapı, “ayağ seyri”dir. Artık, buradaki “ayağ”, bâdeye mi âittir, şişeye mi, hattâ kadehin kendisi midir? Karârı siz verin...

İstanbul’da Galata ve çevresi, “ayağ seyri”nin merkez üssü durumunda idi. Gayr-ı müslim ve levanten grupların en meşhûr semtlerinden biri olan Galata ve ona yakın Karaköy, Pera (Beyoğlu) gibi yerler, Müslüman kategorisindeki akşamcıları da gizli yollardan kendine çekiyordu.

“Ayağ seyri”ne iştirâk edenler, kendi meşreblerine uygun mahâllerde, bu kaçamaklarını sohbet malzemesi yapıyorlardı. Şiire akseden rümûzlu ifâdeler de, bu sohbet dakîkalarının hâtırâsı olmalı.

Bir günahkâr tavır, kodlanarak âşikâr ediliyorsa, aynı zamânda o yıllardaki cemiyet disiplininin gücünü ortaya koyuyor. Bir de, günümüzdeki manzaraya bakın. Ar damarındaki çatlama farkını, rehbere lüzûm kalmadan anlayacaksınız.

“İbâdet de, kabahat de gizli”

düstûrunu, günlük yaşayışına rabteden atalarımız bugünleri görseydiler - küçük değil - büyük dillerini yutacak noktaya gelirlerdi.

“Ayağ seyri” ifâdesindeki mahcûbiyet estetiği ile alenî meyhâne muhabbetinin bayağılığı arasında, yavaş yavaş kaybolan bir milletin feryâdı yükseliyor...

Dünyâ’nın iklîmi sür’atle değişiyor. Hemen herkes: “Nerede o eski kışlar!” diye iç geçiriyor. İnsanın iliklerine kadar üşüdüğü, lâpa lâpa kar yağan, sokakların buz pistine dönüştüğü eski kışlar, hayâl mi oldu?

Elbette, buna biz sıradan kullar karar veremeyiz. Lâkin bu iklim gidişâtındaki geleceği karartan tablo, en fazla, insanın tabiî kaynakları hovardaca kullanmasının eseri. İş işten geçtikten ve buz dağları erimeye başladıktan sonra, göstermelik elektrik kapatma hareketleri, sâdece “komik” oluyor.

Belki bir ömür sayılacak zamândır, ozon tabakasındaki incelmeden, hattâ delinmeden bahsedilmesine rağmen, bu felâkete sebep olan sanâyi sektöründe en ufak bir küçülme, geri adım atma emâresine rastlanmadı.

Muhteris bir avuç “tabiatyedi” insan, koskoca Dünyâ’nın ve bilumum insanlığın istikbâlini tehlikeye atıyor.

Mukadderâta, ilâhî takdîre inanmak başka şeydir, göz göre göre, yaşadığımız çevreyi yaşanmaz hâle getirmek başka şey. Biri, diğerinin ayıbını ve vebâlini aslâ örtmüyor.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: