25 Haziran 2022

A. Yağmur TUNALI

Dün, dava bitti.

Sessiz sedasız bitti.

Başlatıldığında bütün kanallar gün boyu yayındaydı.

İsimler, resimler saat başı yenileniyordu.

Yeni gömülmüş silahlar bulunuyordu.

Yeni çıkmış programlarla hazırlanmış sahteliği açık belgeler havada uçuşuyordu.

Tezgâh öyle bir tezgâhtı ki...

Bir gün, on gün gün, yüz gün.. bir yıl, iki yıl… üç yıl… beş yıl…

Türkiye bu yalanlarla uyutuldu.

Bunlar yalan diyenin üstüne dolu ağız gelenler katar katardı.

Memleketin okumuşu yine bir acaip imtihandaydı.

Yine güce çanak tutuluyordu.

Fetö'nün, Amerika'nın bu tuzaklarına hükumetimiz ağız dolusu katılıyordu.

Her akşam bütün televizyonlarda görevli isimler ağız dolusu orduya, tarihe, Türk'e bu sahteliklerle saldırdılar.

En fenası halkı tarihe ve orduya karşı tahrik etmeleriydi.

En çok yandığım da odur

Bir bayram günü Yahyalı'da mahalle bakkalının ettiği söz içime kurşun gibi oturdu.

Orduya veryansın ediyordu.

Orada kalmıyor, "Ben çocuğumu askere göndermem!" diyordu.

Her türlü arızaya rağmen, kişilerle kurumları ayıran ve askerliği şerefi ve namusu bilen o halk ferasetini de bombalamışlardı.

"Kişilere kızalım Mehmet Abi, yanlış varsa onlarındır. Ordu peygamber Ocağı demez miyiz?" demeye kalktım, ağzı köpürerek "Bu şerefsizler çocuklarımızı yok yere öldürtüyorlarmış... ne şehidi?!"  demez mi?

Ankara'ya döndüm ve dostlarıma durumu anlattım.

Son yıllarda benzeri bir çok hadisede kullandığım sözü içim kan ağlayarak tekrar ettim:

"Bu mahalle bakkalına, sade vatandaşa Amerika trilyon dolarlar harcayarak bu sözü dedirtemezdi. Bu sonucu elde edemezdi. Türk'ün asker saygısı, arızalarına rağmen devlet bağlılığı böyle paramparça edilemezdi, edilememişti. Bu müthiş başarıya bizim devlet erkini ele geçirenler eliyle koltuklarında viskilerini içerek şahid oldular..." dedim.

Türk'ün güzelim Ergenekon'unu değersizleştirme buralara kadar vardı.

Türk ordusunun en değerlileri içeri alındı.

Ne canlar yandı..

Ne mağduriyetler yaşandı...

Türk'ün tarihi ve kimliği böyle de sorgulandı.

Mukaddesleri ayaklar altına alındı.

Şimdi yıllar sonra "Böyle örgüt de, suç da yok!" dedik öyle mi?

Hayır hanımlar, beyler hayır!

Onlarca kalem davası vardır bu işin.

Bu dava güdülür.

Ben biraz sosyoloji biliyorsam böyle.

Dün de demiştik, bugün de diyelim, bunun faturası henüz tam çıkmadı.

Türkiye'de üç beş namuslu aydın neleri kaybettiğimizi söylesin!

Yüzlerce araştırma yapılsın!

Binlerce insan bunun üzerinde çalışsın!

Hesap çıksın, yoksa rahat edemeyiz.

Yine böyle aldatılırız.

Hepsi bir kenara, siz bana şunu söyleyin lütfen, o bakkalı kim kandırdı?

Nasıl kandırdı?

Ne diyerek kandırdı?

Kimin için kandırdı?

Bu hesabı görmezsek, önümüzü göremeyiz.

***

Ankara, 03.12.2018

Yazar Hakkında:

A. Yağmur TUNALI

A. Yağmur TUNALI

Yağmur Tunalı,1955 yılında, Kayseri Yahyalı’da doğdu. Orta öğrenimini, Niğde, Kayseri ve Samsun’da; Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde başladığı yüksek öğrenimini, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Filolojisi’nde tamamladı.

Yazı ve sanat hayatına şiirle başladı. Şiirin yanında,deneme, tenkid,tanıtma ve mensur şiirler yayınladı.Yazdıkları, Türk Edebiyatı, Hisar, Töre, Divan, Türk Dili, Doğuş, Milli Kültür, Milli Eğitim ve Kültür, Ülkü Pınarı, Erguvan,Sözcü, Hamle ve benzeri pek çok dergi ile Tercüman başta olmak üzere çeşitli gazetelerde yayınlandı. Bu yazıları, ciltler dolduracak hacimdedir.

1985’e kadar pek çok derginin kurucuları ve yayınlayıcıları arasında yer aldı.

Başbakanlık bağlı kuruluşlarında basın müşaviri ve yayıncı olarak çalıştı. Kültür Bakanlığı Danışma Kurulları’nda görev aldı.

12 Eylül öncesinde,bir grup arkadaşıyla profesyonel anlayışta bir tiyatroyu kurup üç yıl yönettiler.

Yağmur Tunalı,1986 yılında TRT’ye intisab etmesinden itibaren, daha çok radyo ve televizyon için yazdı. Metin Yazarı, Senarist, Sunucu, Yapımcı ve Yönetmen olarak 3000’den fazla programa imza attı.
 
Çok sayıda makalesi ve yayımlanmış kitapları vardır.