Turgut GÜLER

Bâzı târîhî bilgiler, hem muhtevâ bakımından, hem de kronolojik sıra îtibâriyle münâkaşaya açık hâlde, hasb-ı hâl edecek yârânı bekliyorlar. Bunlardan biri de, ilk Müslüman Türk devletinin hangisi olduğudur. Klişeleşmiş mâlûmâta nazaran, Karahanalı Abdülkerim Satuk Buğra Hân’ın,  rûyâsında Hz. Peygamber’i görmesi ve ondan aldığı nebî tavsiyesi ile tebaasını İslâma dâvet etmesi, Karahanlı Türk Devleti’nin ilk Müslüman Türk Devleti olduğu fikrini de peşinden sürüklemiş, bu mâlûmât, hep bu şekilde aktarılmıştır.

Öte yandan, Mısır’da kurulan Tolunoğulları Devleti’nin de İlk Müslüman Türk Devleti olduğuna dâir kanaat, hiç değişmeden, asırları delerek günümüze gelmiştir. Bu cümleden olarak, Tolunoğulları’nın halefi İhşîdoğulları Devleti de, Mısır coğrafyasındaki bu ilk oluş sıfatına ortak gösterilmiştir. Karahanlı, Tolunoğulları, İhşîdoğulları başlıkları ile ortaya dökülen bu ilk Müslüman Türk Devleti vâkıâsı, zamân bakımından aynı yıllarda ortaya çıkmış Türk siyâsî yapılarına ışık tutmaktadır.

Bu birbirine çok yakın ömür defterleri, Türk’ün Merkezî Asya’dan Mısır’a uzanan Müslüman görünüşünü ve Cihân târîhindeki müstesnâ yerini, anlayana göstermektedir. Elbette, adları geçen Türk siyâsî yapılarının, kendi aralarındaki bir rekâbetten söz edilemez. Ayrıca, aynı vakte denk düşen bir de Oğuz Yabgu Devleti vardır. Bu Oğuz temerküz coğrafyası, müstakbel Selçuklu şâhikasının, doğum sancılarını da içinde barındırır ve Selçuk Bey’in Cend’e hicreti ile müjdeli şafak seyri başlar. Bu müjdenin ve seyirin gönül uçuran tahtında Karahanlı, Tolunoğlu ve İhşîdoğlu ile aynı makâmda terennüm edilen Müslüman oluş güftesi ve bestesi vardır. Selçuk Bey’in, vergi tahsîline gelen Oğuz Yabgu Devleti tahsîldârlarına hitâben:

            “Biz kâfirlere vergi vermeyiz!”

demesi, onun en az Satuk Buğra Hân kâbında Müslüman olduğunun târîhe akseden senedi, hüccetidir.

Türk’ün Müslüman oluşunu, devlet yapısı dışında düşündüğümüzde ise, bu saydığımız siyâsî teşkilâtların hepsine tekaddüm eden bir Abbâsî gerçeği, “ilk”lik husûsunda, herkesi hizâya sokacak güç ve kudrettedir. Bağdad’ın hemen yakınında inşâ edilen Samerra ordugâh şehrinde, sâdece ve sâdece Türk soylu Abbâsî askerleri oturuyordu. Burası, tam mânâsıyla bir ordugâh olarak düşünülmüş ve ona göre yapılmıştı. Samerra Ordugâh Câmii’nin minâresine, dışarıdan ve at üzerinde çıkılabiliyordu. Minâre şerefesindeki atlı Türk müezzin, Tolunoğlu Ahmed’in Kâhire’deki – hâlâ ibâdete açık- câmiinin minâre şerefesine de, altındaki, saf kan Türkmen küheylânı ile çıkıp ezân okuyordu.

Bağdad’dan Kâhire’ye uzanan bu şerefe manzarası, Türk’ün Müslüman oluşundaki hikmeti Dicle’den Nil’e, şerbet misâl aktarıyor. Bu lezîz şerbetin hazırlandığı ilk mutfak ise, Mâverâünnehir’de Seyhun ve Ceyhun kıyıları idi. Seyhun’la Ceyhun’un el aldığı ata yurdundaki Orhun ve Selenge, bal kıvâmında akıyordu.