Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

Kur’an’ göre din,nefsin “ heva” ve “ heves” lerinden kurtulup, Allah’a kul olmaya davetten ibarettir. Allah’a kulluk yolunun adını da “ takva” olarak belirtiyor. Kısaca din, hevadan takvaya dönüştür. Fakat insanı hevadan takvaya dönmesini engelleyen en önemli etken insanın kendi nefsidir.

Nefsin bütün huyları, sıfatları baştan aşağı kötüdür, kötülüklerdir.

Kur’an’a göre insan doğası nefs ve ruh ikilisinden ibarettir. Nefs ve ruh sürekli çekişme halindedir. Diyebiliriz ki, insan ve toplum hayatı bu iki doğal varlığın çekişmelerinin dışa vurumundan ibarettir.

İnsan hangisinin hükmü altına girerse onun özelliklerini gösterir. Yani insan ya nefsin ya da ruhun hükmü altına girer.

İyilik ve kötülük özelliklerinin kaynağı buradan ortaya çıkmaktadır.

Şimdi kötü huyların hepsinin kaynağı nefsdir. Nefsin en kötü huylarından bir de “ riya” illetidir. Riya illeti  psikolojik içeriklidir. Biz riya illetini din alanında açıklamaya çalışacağız.

“ Riya”, görmek anlamındaki”re’y” kökünden türetilmiştir.

“Riya”, takva ve ihlasın karşıtı olan hevanın çocuğudur, ahlaki bir kavramdır. “  Riya”, gizli şirkin dışa vurumudur. İnsanın iç dünyasında kendi nefsine tapması, nefsine varlık vehmetmesidir. Riyanın asaıl nedeni insanın kendi durumunu bilememesidir. Hz. Mevlana “ Tevazu insanın kul olduğunu bilip, Allah’ın mülkünde edeple yaşama halidir.”.diye tarif etmiştir. Riya da Allah’ın mülkünde imsanın kulluk çizgisinden çıkıp edepsizce yaşamasıdır.

Kur’an’da riya konusuna işaret eden ayetler şunlardır:

2/264: “ Gösteriş için sadaka verenin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan kayanın durumuna benzer.”

4/38: “ Allah , kendini beğenen, kibirlenenleri sevmez.” 4/39: “ Riyakarlar ” , Allah’a ve ahirete inanmadıkları için, mallarını, paralarını insanlara gösteriş için harcarlar.”

107/4, 7 : “  Riyakarlar kıldıkları namazlarını ciddiye almazlar. Her şeyi gösteriş ve övülmek, desinler diye yaparlar.”

Yukarıdaki ayetler bağlamında riya kavramına devam ederesek şunları söyleyebiliriz. Riyanın içeriğinde” kendini beğenme”, “ kibir”, “ gösteriş yapmak” ve “ övülme isteği, arzusu” vardır. Ayrıca 4/9 ayette riyakarların, Allah’a ve ahirete inanmadıkları söylenir ki riyakarların gerçekte iman etmedikleri, iman etmiş gibi görünen münafıklar olduğu anlamı çıkmaktdır.

4/142 ayette münafıkların, insanlara gösteriş yapanlar,Allah’ı da çok az ananlar olduğu vurgulanmıştır. Elbette riyakarlığın psikolojik nedenleri vardır, ahlak bakımından da zararlı sonuçları bulunmaktadır. Ünlü Psikanaliz Eric From’un bu konuda görüşleri olmuştur. From: “ Bütün psikolojik hastalıkların temelinde” narsizm” vardır.” Demiştir. Narsizmden anladığımız insanın kendini, kendi nefsini beğenmesi yani ucup dur. Narsizmin içeriğinde; insanın kendini farklı görmesi, özel zannetmesi, beğenilme arzusu, hayranlık beklentisi, empati noksanlığı, üstünlük duygusu gibi tamamen şeytana ait sıfatlar bulunmaktadır. Kur’an’da riya ile birlikte onu tamamlayan bir diğer kavram daha vardır ki o da” süm’a” dır. Süm’a desinler arzusudur. Riya ve süm’a dince kutsal olanları gösteriş ve desinler diye yapma halidir. Riya ve süm’a Allah için yapılması gereken amelleri kullara , halka görsünler ve duysunlar diye yapma halleridir.

Riya ve süm’a, kutsalı istismar etme anlamına da gelir ki dünyevi amaçları gerçekleştirmek  için kullanılan şeytani sıfatlardır. Bu şeytani sıfatlar manevi birer hastalık halleridir.

Din gibi kutsal alanda bu şeytani sıfatları kullanan kulların hayatın diğer alanlarında neler yapabileceklerini varın sizler tasavvur edin...

Şu kadar ki Allah’a karşı riyayı kullananların halka karşı riyayı  kullanmazlar mı?

Riya sıfatına bürünen riyakardır. Riyakar, yalancı ve iki yüzlü münafıklarıdr.

Yeniyüzyıl, riya illetinin en yoğun olarak kullanıldığı ve kullanılacağı bir asır olacak gibi geliyor bize... Din bir iman ve inanç meselesi olarak bireysel olarak yaşanması gerekirken, bir gösteriş meta haline gelmiştir. İlgi ve itibarı  çekmek için tüketim malı haline geldi. Diğer ifadeyle din, gösterişçi hayat tarzına bir araç haline getirilmiştir. Dine, Allah’a hizmet nefse hizmete dönüştü. İnsan hayatına yön veren manevi ilkeler, değerler  belirleyici olacak iken, menfaatler belirleyci olmaya başladı. YENİ YÜZYILDA İNSANLAR BÖYLECE RUHTAN KOPTULAR NEFSLERİYLE BAŞ BAŞA KALDILAR.

Anladığımız o ki, artık nefs at oynatıyor. Nefs var oluşunu gerçekleştirmek için maddi dünya’sarılıyor ve eline geçirdiği, herşeyi kendi keyfi, konforu için araç haline getiriyor. Bu arada elbette DİNİ DE......

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20834708