Güncel Yazılar

İbrahim BAYKAN

En açık ve net tanımıyla;

SANAT: Zekâ, duygu ve beden harmonisiyle dışarıya yansıtılan eserdir. Bunu yapana da SANATÇI diyoruz.

Zaman, zaman basından duyuyoruz; falanca sanatçı sefalet içerisinde yaşadı ve öldü diye.

Bunlardan en acı örneğini televizyonlarda izlerken doğrusu içim sızladı. Yılların tiyatro ve sinema sanatçısı Tomris Oğuzalp’in evinde tek başına verdiği yaşam mücadelesinin haberiydi bu.

Haber yapımcısına yalvarırcasına sanatçı dostlarının vefasızlığını anlatıyordu. Özellikle Mahsun Kırmızıgül’ün gelmesini veya gelemese dahi bir telefonunu bekliyordu. Mahsun aradı mı aramadı mı bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey varsa o da sanatçının sanatçıya olan vefasızlığıdır.

1950 ve altı doğumlular bu ismi; Radyo Tiyatrosundan sesiyle hatırlar. O yılların tek eğlence kanalı olan TRT Radyosundaki Radyo tiyatrosu bizleri akşamları radyo başına kilitlerdi.

Bu vefasızlığı gören ve yaşayan sadece Tomris abla değil benim bildiklerimden Sami Hazinses, Turgut Özatay ve Tugay Toksöz’de aynı kaderi paylaşanlardı.

Geçmişte bir gün Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde Dekanın odasındayım. İçeriye elinde bir koli ile Turgut Özatay girdi. Dekana; bu kitap satışları ile sağlık harcamalarını karşılama çabasında olduğunu anlattı. Onun O hali içimi parçaladı. Ben de katkı sağlayarak eşe dosta dağıtmak amaçlı kitapların hepsini Dekan beyle satın aldık.

Bir vefasızlık örneğine yine bir televizyon kanalında tanık oldum. Orhan Hakalmaz adlı türkücü şimdi adını hatırlayamadığım bir ilçede canlı yayın konser veriyordu.

Neşet Ertaş’tan da türküler söyledi. O anlarda İzmir’de hastanede tedavi gören ve son günlerini geçiren Neşet’e bir geçmiş olsun mesajı vermediği gibi söylediği Neşet parçalarına bile atıfta bulunmadı. Yazıklar olsun. O günden beri ben bu adamı hiç iyi anmadım ve anmam da.

Maalesef biz bu sanatçılarımızı böyle acı bir şekilde kaybediyoruz. Öldüklerinde de cenazelerine gidip kara gözlüklerimizi takıp endam-ı arz ederek ağzımıza uzanan mikrofona; “Rahmetlik şöyle iyiydi, böyle iyiydi” Diye; bir de yalakalık yapıyoruz. Zaten toplum olarak ölü sevici bir toplumuz. Yaşarken yanında olmadıklarımıza ölüsünde sıkılmadan ve utanmadan methiyeler düzüyoruz.

Onların hepimizin üzerinde hakları vardır. Sanki tek hak sahibi bizlermişiz gibi cenazelerini kıldıran hoca; ”Hakkınızı helal ediniz” dediğinde sanki ölenle helalleşmiş gibi hep bir ağızdan “Helal olsun” diyoruz. Hocanın asıl onlara sorması gerekir; “Bizde olan haklarını helal ediyorlar mı?” Diye. Aslında işin aslı; bedeli ödenmeden lafla helâlleşilmez ama bunu bilen ve uygulayan kim?

Buradan tuzu kuru sanatçılarımıza sesleniyorum:

Lütfen; yaşlanıp ve hastalanıp yolunuzu gözleyen meslektaşlarınıza ölmeden önce gidiniz. Bu sizin zamanınızdan ayıracağınız beş dakika onlara uzun bir moral olacaktır. Zavallıların en azından gözleri açık gitmesin.

Yok; bunu yapamıyorsanız cenazelerine gelip de endamı- arz eylemeyiniz, ağzınıza sokulan mikrofona da ötmeyiniz.

Sevgi ve Saygılarımla

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22824444