Ceyhan DÜZGÜN                                                     

Yaşanmış Bir Öykü

1970’li yıllarda köylerde traktörlerin yaygınlaşmasıyla, tarımda bir nebze olsun ilerleme kaydedilmiş, köylülerin tarla işlerini traktörle yapmaya başlamaları yanında, çarşıya pazara traktörle gitmek ayrıcalık haline gelmiştir. O dönemlerde traktörlerle seyyar manavlık yapanlar, ya kendi ürettiklerini ya da satın aldıkları mahsulü traktörün römorkuna yükleyip; suyun olmadığı, ürün yetişmeyen, bırakın traktörü, öküzün bile zor bulunduğu dağ köylerine alışveriş yapmaya giderlermiş. Satışlar ya para karşılığı ya da herhangi bir ürünle takas şeklinde gerçekleşirmiş.

Rafet amcayla  Hasan dayı on çuval salçalık domatesle beş çuval yeşil turşuluk domatesi traktörün römorkuna yükleyip dağ köylerine satmak üzere yola koyulurlar. Anlattıklarına göre ürünlerini  satıyorlar, takas yapıyorlar, takasla aldıklarını da başka köylerde satıyorlar. Yani yola çıktılar mı bir hafta dönmüyorlar. Akşam  hangi köyde olmuşsa orada bir evde  misafir oluyorlar. Akşam olunca misafir etmek için yarışa girişirlermiş, iki göz odalı evleri, samandan yastıkları olan kendileri fakir gönülleri zengin olan bu insanlar.

Rafet amcayla Hasan dayı on çuval kırmızı beş çuval yeşil domatesi bitiremeyince yolları en son Sinop’un Gerze ilçesine bağlı bir köye düşer. O bölgeye daha önce gelmediklerinden sokaklarda onlara bakan insanların bakışları bizimkileri  tedirgin eder. Uzun zamandır yolda olduklarından yeşil turşuluk domateslerde çürüme başlar. Öğle namazından sonra caminin önünde toplanan insanlar gelip fiyat sorup giderler. Köylerine pek kimsenin uğramadığı bu kapalı köyde bir kilo bile domates satamazlar. Köyü bir defa daha dolaşırlar ama nafile, kimse domates almaya yanaşmaz. Hem paraları da yoktur belli ki. Köyü turlarken ilk defa traktör görmüş olacaklar ki, Özay Gönlüm’ün ninesine yazdığı mektuptaki gibi peşlerine 7-10 yaşlarında 5-6 tane çocuk takılır. Traktörün bir de düdüğü olsa pek de neşelenecekler.

Köyün çıkış yoluna girince, Rafet amca römorktaki Hasan dayıya seslenir: “Hasan, yeşil domatesleri dök şu kıyıya.” Hasan dayı da traktör yavaş yavaş ilerlerken kızarmaya ve çürümeye yüz tutmuş domatesleri döker ve ömründe unutamayacağı bir olaya şahit olur. Onun attığı çürümeye yüz tutmuş yeşil domatesleri, traktörün peşinden koşan çocuklar ağızlarının kenarlarından suyu akarak iştahla yemeye başlarlar. Bunu görünce Rafet amca traktörü hemen durdurur. Niyeti domatesleri çocukların ellerine vermektir. Domatesleri geri almaya geliyor zanneden çocuklar kucaklarına üç beş tane doldurup çıplak ayaklarıyla kaçarlar.

Ağlamamak için kendilerini zor tutmuşlar... Yapacak bir şey yoktur yola devam etmekten başka.

Ben bu olayı bir iki kez dinledim. Anlatırken ikisinin de hep gözleri dolardı. “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” derlerdi.

Şükürler olsun günümüzde durum bu kadar kötü değil. Hiç yoktan rahatız, o kadar rahatız ki, sabahtan aldığımız ekmeği taze değil bahanesiyle akşam yemiyor, giydiğimiz elbiseyi bir sonraki yıl giymeyi yakıştıramıyoruz kendimize. Çöpe gidenlerin haddi hesabı yok.

Böyle zorlu geçmişi olan bir millet (kanaatimce)  bu kadar rahat olmayı hak etmiyor.