28 Mayıs 2022

 

Turgut GÜLER

“Hayâtiyet”,daha ilerisi felâket olan sınır boyudur ki, o mahallin sâkinleri, hep yalınkılıç nöbettedir. Fakat hayâtiyetin umursamazları da mütemâdî bir nüfûs artışı gösteriyor. Söylemesi ve de inanması kolay değil, ama o, umûra bîgânelerin şahısları el üstünde, fiilleri fazîletten sayılıyor. 

Utanma duygusu çuvala gireli beri, altımızdaki atın gemini boşalttık. Vitrinde seyredilen acınası ve utanılası duruma, birdenbire gelmedik. Kademe kademe, her gün bir kaleyi yıkarak, fütûrsuzluğu bayrak yapıp sallaya sallaya, “hayâtiyet”hassâsiyetini ortadan kaldırdık.

Cemiyet hayâtının, ifratla tefrîti frenleyen mekânizması, “hayâtiyet”balatalarına bağlıdır. Bunlar kopunca, geriye enkâz namzedi bir et-kemik mahşeri kalıyor. Bu vaziyetteki his yoksullarına, hangi niyet ve maksatla, “vatan, millet, hayâtiyet”tâbirlerini anlatacaksın? Boşuna zahmet. Zîrâ bütün vidalar yalama olmuştur. Tornovidayı dayadığın nokta, etrâfında beyhûde dönüş hareketi yapıyor.

Âd, Semûd kavimlerinin, Sodom ve Gomore’nin âkıbetleri, ihtiyaç duyulan ibret mikdârını verememişler. Kabahat kimin? “Hayâtiyet”in yokluğu, hissediliyor mu?.

“Geniş zamân”kalıbında dile getirilen hâdise ve gelişmelerin iki ucu da açıktır. Her hâle uygun düşebilecek bir karakterleri vardır. Bu yüzden, “darb-ı mesel”pâyesi almış sözler, kâhir ekseriyetle geniş zamânlı elbîse giyerler.

Kâşgarlı Mahmûd’un ilk def’a yazı ile tanıştırdığı; pek lâtif, pek hakîm bir Türk atasözü: 

“Kişi alası içtin, yılkı alası taştın.”

kelimelerine ses vermişti. 

Bugünün Türkçesine: 

“İnsanın alası içinde, hayvanın alası dışındadır.”

diye aktarılabilecek bu, tülbendden süzülme kelâm şerbeti, geniş zamânın bütün hacim imkânını, muhteşem biçimde kullanıyor.

Dünyâ durdukça, insanın ve hayvanın alası masadan çekilmeyecektir. “Ala”üzerine ortaya konan muhabbetin ibresi, lekeleyici mânâları gösteriyor. “İçten pazarlık”tan başlayarak günâha, ayıba, harâma, nifâka, ihânete, küfre, zulme kilometre taşı döşeyen “ala”tugayı, eskiden hayvan hızına bel bağlamışken, el’ân motorize ve elektronize sıfatlar takınmıştır.

İnsanın, içinden geçenleri gizleyebilme kaabiliyeti, hayvanda da bulunsaydı, âkıbet nasıl tecellî ederdi? Burada efdâl mevki kimde dersiniz?

“Ala”üstündeki insânî ve hayvânî etiketler pazara çıkadursun, devletlerin “ala”lıkları insana rahmet okutturuyor. Bunca muhârebeye, kıtâle rağmen, siyâsî arena hâlâ “ala”dan “âlâ”lar semirtiyor... Ebâbil kuşlarının taşlama vakti, yine gelir mi?

About the Author

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

More articles from this author

Bu kategorideki Makalelerden