Cahit GÜNAYDIN

Dünyadaki finansal krizler incelendiğinde yönetişim ve etik ilkelerinden uzaklaşılması kök neden olarak saptanmıştır. OECD kurumsal yönetişim ilkeleri referans alınarak şirketlerin meslek ve iş kodları hazırlamasını ülkemizde Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği ve Türkiye Etik ve İtibar Derneği ile gündeme getirilmiştir.Çeşitli toplantılarına katıldığım ve yayınlarını ilgi ile izlediğim bu iki dernek küresel ekonomiye entegrasyonda liderlik yapmakta ama ekonomik düzenimize etkisi sınırlı kalmaktadır.Bu iki derneğin raporları global şirketler ve halka açık şirketler tarafından ciddiye alınmaktadır. Anadolu Kaplanlarımız bu toplantılara ve raporlara ilgi göstermemektedir. Onların ilgisini bu kök nedene nasıl çekebiliriz sorusuna bir yanıtdır bu makalenin anafikri. 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Konseyi tarafından ulusal hükümetler, ilgili uluslararası kuruluşlar ve özel sektör ile birlikte 1999 yılında hazırlanarak yayımlanan Kurumsal Yönetim İlkeleri bir dizi standart ve yol gösterici prensibi kapsamaktadır. İlkeler bağlayıcı olmamakla birlikte hükümet ve şirketlerin kendi yönetim anlayışlarını gözden geçirmeleri ve belirlenen standartları hayata geçirmeleri konusunda önemli bir rehberdir. Çalışmanın önsözünde "one size does not fit all” prensibiyle ülkelerin kendilerine uygun kodları hazırlamaları önerilmiştir.

“Yönetişim" sözcüğünün yerinden yönetime dayalı, öncü, yol gösterici işlevleri üstlenen, ağ ilişkilerini gözettiği anlamına geldiği ve kökeninin 17. yüzyılda Jean-Pierre Gaudine kadar gittiği görülür. Etkin kaynak kullanımı hedefli ve güvene dayalı ilişkiler bütününden oluşuyor.

Yönetişim,yönetim sözcüğünden türetilerek oluşturulmuş olmasına karşılık, yönetimden farklı bir kavramdır, çok daha geniş anlamlıdır. 

Yönetim, iletişim ve etkileşim kavramlarının birleşiminden oluşuyor. 
Yönetilenler ile yöneticiler arasında yakın bir iletişimin var olması gerekir. Yönetim ve iletişim, birbirlerinden ayrılamayacak kavramlar. 

İngilizce'de "governance" olarak tanımlanan "Yönetişim" kavramı, yöneticiler ile yönetilenler arasındaki iletişimin önemini ortaya koyması açısından değer taşımaktadır. Yönetilenler halk olabileceği gibi çalışanlar, tedarikçiler, hatta müşteriler de olabilir. 

Buradaki yönetişimde "kurumsal karar süreçlerine katkı"anlatılmak istenmektedir.

Devlet yönetiminde temsilden tutun da, katılım ve denetim, yerinden yönetim, yönetimde açıklık ve hesap verme sorumluluğu, kalite ve ahlak, rekabet ve piyasa ekonomisi ile uyumlu alternatif hizmet sunum yöntemleri, sivil toplum, hukukun üstünlüğü ve yeni temel teknolojilerdeki gelişmelere uyumun mevcut olduğu bir siyasal ve ekonomik düzeni ifade etmektedir.

Yönetişimde dikkat çeken en önemli olgunun "birlikte yönetmek" olduğuna bakılırsa birlikte yönetebilmek için, kişilerin bilgi düzeyinin de aynı olması gerekir. Ayrıca herkesin yönetimde söz sahibi olmak isteği bir yerde bu olgunun işlerliğini güçleştireceği de ortadadır.

"Yönetişim" kavramının içerisinde diyalog ve uzlaşma yer almaktadır. Halk, önce hür iradesi ile mutabakata  dayalı olarak temsilcilerini seçebilmeli , onlara bu şekilde yönetme hakkını vermeli , yöneticiler ile yakın bir iletişim içerisinde bulunarak kamusal kararlara katılabilmeli ve yöneticilerin güç ve yetkilerini kötüye kullanmamaları için onları kontrol edebilmelidir. İşte gerçek demokrasi, ideal devlet ve yönetişimin iyi olması için bu anahtar kavramların varlığı ve işlerliği gereklidir.

Yönetişim; "katılımlı yönetim", "katılmalı" ya da "katılımcı" adı verilen yönetim biçiminden daha kapsamlıdır. Yönetime katılma, temelde güç dengesinin kurulması ile sağlanmalıdır.

Güç üst düzeyde ve dar bir çerçevede toplanırsa katılımdan söz etmek anlamsız olur. Eğer güç örgüt bünyesinde çeşitli düzeylere yayılırsa yönetimin katılımcı olduğundan söz edilebilir. Alt, orta ve üst kademede görevli bütün çalışanları yönetim sürecinde etkin kılan bir katılma, gerçek anlamda bir yönetime katılım olacaktır.

Yönetime katılma çalışmalarında, katılımın düzeyi önemli yer tutuyor. Bu, ülkelerin gelişmişliği ile ilgili olduğu kadar, demokratik ve sosyal birikimlerin ve koşulların uygunluğuna bağlı olarak değişiklik göstermektedir

Kurumsal Yönetişim…"Corporate Governance"kavramıyla aynı anlama gelen kurumsal yönetişim, kurumdaki farklı paydaşların nasıl yönetildiğini ve denetlendiğini anlatır. 

Yönetişim dört şekilde karşımıza çıkıyor:
1- Kamuda yönetişim;katılımcı demokrasiyi sağlıyor, 
2- Özel sektörde yönetişim;başarılı kurumları oluşturuyor, 
3- Sivil Toplum Kuruluşlarında yönetişim;önemli değişimlere yol açıyor,
4- Kişi düzeyinde yönetişim;faydalı bireyler olunmasını sağlıyor.

Kurumsal yönetişimde, güven çok önemlidir.
Adil olmakta öyle... 

Yönetişimin iyi olduğu şirket ya da kuruluşlar; çalışanlarına, müşterilerine, tedarikçilerine ve paydaşlarına güven verirler.

Açık, tutarlı, hesap verebilir ve sorumluluklarını belirlemiş özellikte olmak güveniçin temel ve gerekli özelliklerdir. 

Bilginin de güven duygusunda önemli bir yeri olduğu kesin. 
Bilgili olan, kendine ve kurumuna güvenir.

Bir şeyin neden yapıldığı ve nasıl yapıldığının açık olması, o kişi yada kuruma güveni artırır. 
Kurum içinde adil davranılmazsa güven sarsılır. 

Herkese eşit davranmak ve kaynakların paylaşımında gerçekçi ve adil olmak güven için önemli davranış biçimleridir. 

Kurumsal yönetişimin iyiolması için, yönetim anlayışında dikkat edilmesi gerekenler davranışlar var bunlar özetle:
Şirket varlıklarından şahsi çıkar sağlanmaması, direkt ya da dolaylı yoldan kontrol ettiği şirketlerle piyasa koşullarına uymayan fiyatlarla alışveriş yapılmaması. 
Yönetimin atamalarında adil olması, kendine yakın olanlar yerine işi en iyi yapacakların seçilmesi. 
Şirket içi denetim ve kontrol mekanizmalarının sağlıklı çalışması, 
Şirket paydaşlarından herhangi birine ayrıcalıkı tanınmaması, diğerleri karşısında kayırılmaması ve hissedarlar ile yapılan ticari işlemlerin piyasa şartlarında gerçekleşmesine özenin gösterilmesi ve Kurumsal gelişimin sürekliliğinin sağlanması önem taşır. 


Yönetişim’de  etik olmak için töre bilimine Türk Tarihi birikimi açısından kısa bir özet yapalım.
Etik en yalın tanımıyla töre bilimidir.Yunanca ethos yani "töre" sözcüğünden türemiştir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak kavramının doğasını anlamaya çalışır. 

ZİYA GÖKALP’ ın TÜRK TÖRESİ adlı kitabın “TÖRE NE DEMEKTİR ?” başlığından alıntı yapalım.

“Selçukilerle ilk Osmanlılar devrinden kalma uygulamalara OĞUZ TÖRESİ derlerdi. Lütfi Paşa Tarihi Osman Gazi’nin Oğuz beyleri tarafından hanlığa seçilmesini şu suretle anlatıyor.”

Siz kayı neslindensiniz!

Bu Oğuz Han’dan sonra Oğuz beylerinin ağaları ve hanları idi. Gün Han vasiyeti, OĞUZ TÖRESİ  gereğince Oğuz neslinden kimse olmayınca hanlık kayı soyu varken başka boy soyuna düşmez”.

“Orhun kitabesinde bu kelimeyi görüyoruz:”İlkin ara idi oksuz Kök Türk anca olurur ermiş, Bilge kağan ermiş. Buyruki yime ermiş erinç,alp ermiş erinç. Begleri yime budunı yime tüz ermiş.Anı üçün ilig tutmış erinç. İlig tutup TÖRÜGitmiş.”

Divanü Lügat-it Türk de TÖRÜMaddesinde şu tarifi görüyoruz.

TÖRÜ-resm: Şu darb-ı mesel bu manayı ifade eder:İl bırakılarTÖRÜbırakılmaz.

Kaşgarlı Mahmut, Osman Gazi ve Bilge kağan tanımlamalarını dikkate alarak OĞUZ TÖRÜGolarak devam edeceğim yazıya, sözcük üzerindeki dezonformasyon nedeniyle. Algılar sözcükler ile yönetilir. Kültür Dildir.Dilim ses bayrağımdır.Oğuz Atayın bir bilim adamının romanı kitabında prof.dr. Mustafa İnanın hayatını anlatır. Mustafa İnanın sözcüklerin kökenine olan ilgisi beni de sözcükler konusunda duyarlı olmaya itmişti.

ORTA – ASYA TÜRK HUKUKUNDA “TÖRE” KAVRAMI The Concept of “Tore” in the Middle – Asia Turkish Law Yrd. Doç. Dr. Aybars PAMİR*ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİNDEN bir alıntı yapalım.

Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. 

Çalışmamızda “töre” kavramı “Devlet Töresi” anlamında ele alınmıştır. Türk Töresi, Kağan da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Töreye atfedilen önem o kadar büyüktür ki, etkin hukuk kurallarının konulması ve bunlara eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde riayet edilmesi hem kağanın iktidarının, hem de devletin sürekliliği için en önemli koşullar arasında gösterilmiştir. Bu sebeple de, kaynaklarda törenin çok önemli olduğu, hatta devletten bile önde geldiği, töresini kaybetmiş bir ulusun yok olmuş sayılacağı hatırlatılarak, kağanlardan her zaman töreye uygun davranmaları istenmiştir. Kağanlar da bunu çok önemli bir görev sayıp, kendilerini her zaman halka karşı sorumlu hissetmişler ve icraatlarıyla ilgili olarak topluma adeta hesap verici açıklamalarda bulunmuşlardı

Töreye uygun davranmayan veya yönetimde başarı sağlayamayan kağanların görevlerine devam edemedikleri görülmektedir. Kurultaylarda alınan kararlar da törenin bir parçasını oluştururlar. Toplum içinde, kendiliğinden ve yavaş yavaş ortaya çıkan gelenek görenek kuralları (Yosun) ise, törenin bir başka kaynağı olarak kabul edilmektedir. Ancak Yosun’un töre haline gelebilmesi için, kurucu kağanın iradesi şarttır. Kağan, iradesiyle kabul ettiği bu kurallara kendi emirlerini ve varsa kurultayca alınan kararları da katarak toplumun hukuk düzenini oluşturur. Şu durumda kağanın törenin oluşmasındaki merkezî konumu oldukça dikkat çekicidir Eski Türk toplumunda töreye atfedilen büyük önem sadece Orta – Asya ile sınırlı kalmamış, çağlar boyu kurulan tüm Türk devletleri için de geçerli olmuştur.”

Karakum yayınlarından çıkan Hasan Göktürk Erdoğan ın TÜRK TÖRESİ adlı kitabı başta Çin kaynakları , İbn Fazlan ve batı kaynaklarından incelemiş Oğuz destanından kültürel kodları çözmüş OĞUZ TÖRÜGü güncellemiştir.Nitekim bu güncellemenin önemini kitabının sunuş kitabında Prof.Dr.Osman Karatay şöyle yazmış.

“Bilimsel temkin ve teyakkuz söz konusu olduğunda en çok vurguladığımız konu insanın en iyi bildiği konularda en fazla hataya açık olmasıdır. Ezberler ise bizi bir konuya iyi bildiğimize, daha kötüsü genel olarak iyi bildiğimize ikna eder. 2012 yılında bir araştırma vesilesiyle iyi bildiğimizi düşündüğümüz , derslerde anlattığımız töreye daha yakından bakmak gerekince köken ve çıkış konularında ki araştırmaların ve fikirlerin yok seviyesinde bulunduğunu üzülerek fark ettik. Ziya Gökalp’ ın ötesine geçebilmiş değildik”Söz konusu kitapda Çin kaynaklarında Türkler hakkında “ şaşırtıcı derece de teşkilatlı bir yapıya, disiplinli bir orduya ve katı hukuk kaidelerine sahip oldukları yazmaktadır. Rus çarlığından Çin imparatorluğuna OĞUZ TÖRÜGçok iyi bilinirken Avrupa ülkelerinin bilmemesi olası mıdır ?

Türk Tarih Kurumu yayını El Biruni nin Tahkiku  Ma Li’l –Hind kitabının sunuş yazısında Prof.Dr. Ali İhsan Yitik, Biruni nin bilim adamında olması gereken nitelikleri söyle tanımlıyor.

“Biruni, beşeri bilimler konusunda yaptığı araştırmalarda bazı prensiplere dayanıyordu. Buna göre bu ilimler ile meşgul olacaklar, ilk olarak kalplerini bozuk itikat, kötü huy ve saplantılardan temizlemelidir. Çünkü insanların çoğu böyle manevi hastalıklara yakalanmıştır. Bu hastalıklar sahibini, hak ve hakikati göremez hale getirir, kalbi kör, kulağı sağır eder. Taassup, başkalarına üstün gelme, nefsin kötü arzu ve heveslerin peşi sıra gitme, makam ve mevki sevdası peşinde olma ve benzeri kötü huylar, ilim adamına yakışmaz. Bu sebeple de herkes ilim adamı olamaz. İlim çetin bir yoldur. Fakat ele geçmesi imkansız da değildir. Hak ve hakikati araştırırken mümkün olan en yakın, en sahih, ve en sağlam bilgilere tutunmak gerekir. Bu yapılırken de sahaların otoritelerine veya eserlerine müracaat edilir. Yani herkesin sözüne değil, otorite olan alimlerin söz ve eserlerine başvurulur. Tesbiti mümkün olan hakikatler ortaya çıkar” der 1000 yıl önce….

Bu gün sosyal medya ile dünyanın her yerinde ki kitaba ulaşmak veya satın almak çok kolaydır. Düşünen araştıran herkes her konuda istediği bilgiye ulaşabilir düşüncelerini yayınlayabilir ve böyle düşünce merkezlerinde bir araya gelebilir. Önemli olan doğru soruları sormaktır Fuzuli Bayat gibi. Ötüken Yayınlarından 2008 Kaşgarlı Mahmut yılı nedeniyle yayınlanan Kaşgarlı Mahmut Büyük Türk  Bilgin ve Ansiklopedisti kitabından bir alıntı yapalım.

“Orhun-Yenisey yazıtları ve Kaşgarlı Mahmut un sözlüğü Türklerin dünya modeli ile ilgili kavramların varlığından haber verir. O halde dünya modeli hakkında Türk düşüncesi temel alınmak şartı ile kısa bir bilgi sunmanın yararlı olacağını da söylemek gerekir. Dünya modeli mitin makro-kozmos ve kısmen de mikro-kozmos hakkında ki tasavvurların sistemi olup dünyanın paradigmatik kavranılmasıdır. Mitin diğer bir algılanma şeklide sözlü kültüre dayalı metinde gerçekleşen sentagmatik anlamıdır. O halde verilmek istenen mesaj, dünya modelinin paradigmasını, mesajın iletilme şekilleri, sentagmasını oluşturur. Dünya modeli mitolojik düşüncenin mahsulü gibi değişik metinlerle gerçekleşebilir. Yani paradigma sentagmanın içinde yer alabildiği gibi sentagmada, paradigmanın dış yapısı rolünde kendini gösterir. Tek kelimeyle dünya modeli metnin bütün çeşitlerinde gerçekleşebilir. Kısacası, ikinci modelleştirici sistemde yani önce şuurda, sonra da ritüelde ortaya çıkan dünya modeli birinci modelleştirici sistemde yani dilde maddileşir”


Türk aile şirketleri Oğuz Törüg’e göre ekonomik düzeni yeniden kurabilir , binlerce yıl önce olduğu gibi… Önce Türkiye de sonra Avrasya da sonra Afrika da. Japon şirketlerinin KEİRETSU organizasyonu örnek alarak  şirketlerin tedarik zinciri içinde birbirlerinin hisselerini alarak sektörel dış şirketler kurabilir. EGS BANK ın finans desteği sağlayarak bir zamanlar tekstil şirketlerinde sağladığı başarı tekrarlanabilir. Amerikan şirketlerinin başarısının kaynağı olan risk capital, venture kapital, halka açılma, şirket evlilikleri gibi finansal araçları kullanabilir. Tüm sanayi ve ticaret odaları dergileri, tüm sanayi ve iş adamı dergileri, tüm şirket dergileri böyle düşünce merkezlerinin yazılarını yayınlayabilir. Bilgi güçtür. Bugünün problemlerini yaratan kafa yapısıyla problemleri çözmek mümkün değildir. Oğuz Törüg’ü tüm aile şirketleri gündeme getirmesi gerek. Herkesin bildiği gibi dünyayı global şirketler, Ülkemiz siyasetinede Anadolu Kaplanları yön veriyor. Entelektüel sermayemize değer verelim, Türk Düşünürlerine kulak verelim. Yayımızı bin yıl gererek düşünce okunu bin yıl sonraya atalım. Bilim kurgu öykümüzle geleceği tasarlayalım. Gülelim biraz.

Phyton yapay sinir ağları algoritması ile bilim felsefesi konusunda ki tüm kitapları okuyarak bir belleğe depoladı,SahipKıran kod adlı yazılımcı. 

Oğuz Törüg düşünce ilkelerini ise etik bir filtre olarak seçti. Böylece Sahip Kıran’ın elinde yapay bir zeka filozof oldu, adını da Korkut Ata koydu. Bir ara yüz chip ile bilinç koruma duvarını oluşturduktan sonra korkut ata ile zihinsel bağlantısını gerçekleştirdi. Bilinç dışının organik algoritması ile korkut ata bilgi kaynağı kısa sürede binlerce bağlantı kurarak aktif hale gelmişti. Yapay zekada paradiğma kaymıştı. Sahip Kıran “Ne sorayım sana Korkut Ata ?” dedi. O da “soruların kadar bilebilirsin” dedi.

Sahip Kıran “Gödelin eksiklik teorisini nasıl aşarım “diye sordu.

O da “bilinç koruma duvarını kaldır senin beyninde yeniden doğayım” dedi. “Olur, Korkut Ata” dedi, Sahip Kıran. Tuva gırtlak ezgileri çınladı Sahip Kıran’ın kulağında. Birden tüm dünya da Uluğ beg in 1001 metre uzunluğunda rasathaneleri yükselmeye başladı, Japonya’dan Şili ye, Alaska dan Yeni Gine’ye kadar. İsteyen Mars’a gidiyordu, isteyen Kepler 452 b ye. Uzayda yolculuk göz kırpma zamanına indirgenmişti, Ulug beg rasathanesinde.